Sosyal Medya

Faruk Beşer'in kaleminden: İslam'ın bir devleti olur mu?

Faruk Beşer / Yenişafak



Devlet nedir? Bir toprak üzerinde bir arada yaşama zorunda olan bir topluluğun kendi hallerinde çatışmadan yaşayıp gitmelerini sağlayan ve onları dışa karşı koruyan bir teşkilattır. Bunu sağlayacak gücünün olması devlet olabilmenin ilk şartıdır. Demek ki, devletin asıl varlık sebebi insanların kavga etmeden yaşayabilmenin yolunu aramalarıdır. Hakların sahiplerine verilmesi, haksızlık edenlerin cezalandırılması bunun sonucudur.
 
Devleti oluşturan insanların bütününe vatandaş, millet, ümmet, tebaa, raiyye, ulus denmesi biraz da insanların ortak değerleriyle ve inancıyla alakalı tali ve tarihsel bir meseledir.
 
İslam bağlılarının bir devletinin olmasını istemiş midir? İslam Allah’ın vahiy ile bildirdikleridir. Sünnet bu vahyin doğru anlaşılıp uygulaması, içtihatlar da yanlış olma ihtimaliyle beraber yine bu vahyin anlaşılmasıdır. Vahyin en somut hali Kuranıkerim’dir. Sünnet de Allah’ın onayladığı ölçüde dolaylı, yani takriri olarak vahiydir.
 
Kuranıkerim’de hedefiniz bir devlet kurmaktır, bunun için çalışın diyen bir ayeti kerimenin bulunmadığını biliyoruz. Onda devlet/devle kökünden tek bir kelime vardır ‘dûle’, o da tedavülü, el değiştirmeyi anlatır. Malın/servetin dağıtılmasını, böylece belli ellerde bir dûle/güç haline gelmemesini ister. Buradan hareketle ‘devlet’, zamanla el değiştiren gücü ifade eder. Kuranıkerim’de bir tek defa geçen ‘dûle’ kelimesinden özellikle servette bir temerküzün ki, kapitalizm böyle bir şeydir, olmaması gerektiği anlaşılır. Belki yine buradan devlet gücünün de monarşiler gibi tek elde ya da oligarşiler gibi seçkinler elinde tutulmasının sakıncalı olduğunu da anlarız.
 
Bakabildiğim kadarıyla hadislerde de ‘devlet’ kelimesi bugünkü anlamıyla kullanılmaz, Kuranıkerim’deki gibi gücün el değiştirmesi anlamında kullanılır. Mesela Buhari’deki bir hadiste Bizans Kralı Heraklius ülkesine gelen Ebu Süfyan’a, peygamber olduğunu söyleyen bu adam ile yaptığınız harpler nasıl sonuçlanır diye sorar. Ebu Süfyan, harplerimiz ‘düvel’dir, yani o bazen kazanır bazen kaybeder ama sonuç hep onun lehine olur der.
 
Peki, neden ilk Müslümanlara devlet kurma gibi açık bir görev verilmemiş, bu bir hedef olarak gösterilmemiştir? Çünkü devlet kurma gaye ve prensip bir hüküm değildir, bir araçtır. İslam’da asıl olan insanların şirk bataklığından kurtulup tevhide ulaşmaları, yani Allah’ı hakkıyla bir bilmeleri, O’nu olduğu gibi tanımalarıdır. Resulüllah (sa) daha ilk yıllarda devlet kurmayı bir hedef olarak göstermiş olsaydı bu sadece diğerlerine bir alternatif arama ve bir dünyevilikten diğerine geçme isteği anlamına gelirdi. Oysa tek tek insanların önce imanı ve ahlakı sindirmeleri gerekiyordu. Esas olan hukuk değil ahlaktı. Bunlar olmadıktan sonra devlet sadece ezici bir güç yani dûle olurdu. Bunun için de bütünüyle Mekke Döneminde Resulüllah (sa), bir gün biz de bir devlet kuracağız, yönetimi bu zalimlerden alacağız, dünyaya biz hâkim olacağız anlamında bir şey söylemedi. Söylediklerinin özeti ‘eslim-teslem’, yani Allah’a teslim ol kurtul demekten ibaretti.
 
Bugün de mütekamil bir İslam devleti yok. Bizim tek başımıza bunu tesis etme gücümüz de yok. Ama her birerlerimizin Allah’a tam teslim olup kurtulma imkânımız var. Yani devlet kuramıyor olsak da tevhide, şirkten uzaklaşmaya, İslam ahlakını yaşamaya odaklanmamız halinde biz de Mekke dönemindeki Müslümanlar gibi sağlam birer Müslüman olabiliriz. Sonuçta öyle olan Müslümanlara güçlü bir devlet nasip olduğu gibi bize de olur. O zaman devlet bir hedef değil, samimiyetimizin bir sonucu, bir mükafatı olur.
 
Oysa bugün lideri etrafına üç beş kişiyi toplamış bazı radikal gruplara bakın, ilk hedef olarak yeni bir devlet kurmaktan da önce mevcudu yıkmanın, sonra bir İslam devleti kurmanın retoriğini yapmakla, düşmanlıkla ömür tüketirler. Onların yıkmalarına yapmalarına karşı olduğumuz için böyle söylemiyoruz, bu yolun çıkmaz sokak olduğunu anlatmak için söylüyoruz. Böyle bir tebliğ ya da davet Resulüllah’ın yoluna uygun olmadığı için bu çabaların boşa gittiğine üzülüyoruz. Böyle bir siyasetle sadece bu insanları ve çabaların kaybetmiş olmuyoruz, yabancı istihbaratlar bu girişimleri ustaca kullanıp Müslümanlar arasında nefreti ve çatışmaları körüklüyorlar. Bu hain planların aleti olan bu bilinçsiz grupların samimi olmaları bir şey değiştirmiyor. Yanlış yaptıkları ve ortak İslam aklını kullanmadıkları sürece bu oyunların piyonu olmaktan başka da çareleri yok.
 
O halde devletsiz İslam olur mu?
 
Bunu da gelecek yazımızda görelim.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');