Sosyal Medya

Konferanslar

Prof. Dr. Mehmet Görmez: Zor zamanlarda ibadet hayatımız

İslâm Düşünce Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, Corona Virüs sürecinde hem başımıza gelen musibetleri doğru anlamak hem de hayırlı çıkış yolları aramak maksadıyla halka açık olarak verdiği derslerin dördüncüsünü gerçekleştirdi.



Prof. Dr. Görmez’in bu haftaki sohbeti “Zor Zamanlarda İbadet Hayatımız - Dersler ve İbretler” başlığını taşıyor.

Cuma, Ramazan ve Hacc ibadetleri üzerine Ümmet nezdinde oluşan hüznü Kur’an ve Sünnet’teki ibadet mefhumu, İslam’ın evrensel ibadet prensipleri, cami-mescid telakkisi bağlamında izah eden Görmez zaruret zamanlarında takip edilecek usule dair hatırlatmalarda bulunuyor. Yeryüzünün bir bütün olarak bizlere mescid kılınışından yola çıkarak hayatın bizzat kendisinin ibadet bilinciyle nasıl ikame edileceğine kadar geniş bir skalada değerlendirmeler yapıyor. Müekked sünnetler, İslam’ın şeairleri, ibret ve sünnetullah bahislerinin yanı sıra insanoğlunun tabiata karşı sorumluluklarını hatırlatıp doğaya ve insana karşı işlenen suçların modern kaynaklarından biri olan “üst insan” ve “tanrı öldü” saplantılarının yol açtığı sorunlara değiniyor.

Mehmet Görmez hocanın konuyla ilgili sunumunu sizler için çözümledik:

Zor Zamanlarda İbadet Hayatımız - Dersler ve İbretler17 Nisan 2020, İDE, Ankara

Bismillahirrahmanirrahim.

Elhamdü li’llahi Rabbi’l-Âlemîn.

Ve’s-Salâtu ve’s-Selâmu alâ Seyyidi’l-Mürselîn.

Almamız Gereken İbretler

Kıymetli Kardeşlerim,Bu dördüncü dersimizde zor zamanlarda ibadet hayatımız ve bu tür hâdiselerin bize verdiği dersler, almamız gereken ibretler üzerinde durmak istiyorum.

Bir hafta sonra Ramazan. Her yıl ötelerden gelen bir misafir, gökten inen bir sofra gibi insanlığa rahmet ve nimet taşıyan Ramazan ayımız geliyor. Dünyadaki bütün camiler kapalı. Sadece coşkulu teravih namazlarını değil hiçbir vakit gidip ibadetimizi eda edemeyeceğiz. Haftalık bayramımız, İslam’ın büyük şiarı Cuma namazlarımızı kılamayacağız. Kâbetullah kapalı. Umre ile gönül dünyamızı tamir edemeyeceğiz. Koşup tavaf yapamayacağız. Hac ibadeti iptal edildi bu yıl. Belki de hiç kimse Arafat’ta Müslüman dünyayı temsilen irfana, marifete duramayacak. Sadece bizde değil bütün dünyada, bütün dinlerin ibadet mekânları kapalı olacak.

Başka dinler için bir şey demeyeceğim. Elbette bütün insanlık, bütün dinlerin mensupları büyük bir şaşkınlık içinde. Ancak bütün bunların biz Müslümanlar için ne kadar büyük bir hüzün, kaygı ve endişe sebebi olduğunu hissediyor, biliyor ve yaşıyorum. Ancak Kur’an’ın, sünnetin ibadet mefhumunu, İslam’ın evrensel ibadet prensiplerini, cami-mescit ve mabed telakkisini göz önünde bulundurunca da kalbim rahatlıyor.

Mescid ve İbadetler Fıkhımız

Değerli Kardeşlerim,

İşte bu kısa derste, bu evrensel ilke ve prensipleri sizinle paylaşmak istiyorum.

1-Yeryüzündeki bütün mescitler kapalı olabilir. Ancak bütün yeryüzü bize mescit kılınmıştır.  Allah Resulü  “Yeryüzü bize mescit kılındı.” buyurmuştur. (Buhârî, Salât, 56)

2-Bizim hiçbir ibadetimizde herhangi bir aracıya ihtiyaç görülmemiştir. Biz, yaşayan tüm dinler içinde hiçbir aracıya ihtiyaç duymadan ibadet imkânı veren bir dinin mensuplarıyız.

3-Bizim ibadet telakkimiz sadece ibadet-i mersume dediğimiz namazdan, oruçtan, hacdan, umreden ibaret değildir.

4-Bizim mabedimiz ibadetin ön şartı değil, başka dinlerin tapınakları gibi bir perestiş mekânı değil, ruhları ve gönülleri birleştiren bir birlik ve tevhit mekânıdır.

5-Zor ve zaruret zamanlarında nasıl ibadet edebileceğimizi bize bütün ayrıntılarıyla anlatan evrensel bir fıkhımız ve bu fıkhın bir usûlü ve bir metodolojisi var.

Hayatın Kendisi İbadettir

Aziz Kardeşlerim,

Camilerin kapalı olması, cumanın eda edilemeyişi, cemaatle namazın kılınamaması, haccın umrenin yapılamaması, bizi Rabbimize karşı sorumluluklarımızın ifadesi olan ibadetlerimizden alıkoymaz. Biz her hâlimizi daha büyük bir ibadete daha büyük bir rahmete dönüştürebiliriz.

Namaz elbette dinin direğidir. İnsanın günde beş kez Rabbi ile buluşmasıdır. Bilhassa hiçbir genç kardeşimiz kendisini günde beş kez Rabbi ile buluşmaktan mahrum bırakmamalıdır. Ancak ibadetimiz namazdan ibaret değildir. Hayatın kendisini ibadet olarak gören evrensel bir ibadet telakkimiz var. Canımızı, neslimizi, evlatlarımızı, toplumu korumak için evde kalışımızı bir ibadete dönüştürebiliriz.

Salih amel işlemek, ilmi yaymak, iyilikte bulunmak bir ibadettir. Allah’tan ümidi kesmemek, insanlara sevinç taşımak bir ibadettir. Kötülükten uzaklaşmak, malayaniyi terk etmek, insana eziyet veren şeyi gidermek bir ibadettir. İnsanların ihtiyaçlarını gidermek, infakta bulunmak bir ibadettir. Sabretmek, takdire rıza göstermek bir ibadettir. Güzel söz söylemek, tebessüm etmek, hatır almak bir ibadettir.

İmkansızlık Dönemlerin Ecir ve Mükafat Yolları

Kıymetli Kardeşlerim,

Camide cemaatle namaz müekket bir sünnettir. Fakat canımızı korumak farzdır. Bilerek başkasına hastalık bulaştırmak haramdır. Bir sünneti yerine getirmek için bir farz terkedilmez ve bir haram işlenmez. Bu vesileyle evlerimizi mabede dönüştürebiliriz.

Cuma namazı toplumsal bir ibadettir ve İslam’ın şeairidir. Ancak burada aslolan zamandır. Namaz ve kendisi değildir. İki rekâtlik bir cuma namazı öğle namazına bedel olarak farz kılınmıştır. Bedel yerine getirilemediği zaman asla dönülür. Yani öğle namazı ile iktifa edilir.

Hacca umreye hazırlık yapıp gidemeyen kardeşlerimiz bu birikimlerini insanlığın bu zor zamanlarında ailesini geçindiremeyen kardeşlerine infak ederek ecir ve mükâfatlarını alabilirler. Kâbe’nin etrafında yapacakları tavafları Allah’ın fakir kullarının gönülleri etrafında yapabilirler. Elbette yol açıkken imkân varken bunlar birbirinin alternatifi değildir. Ancak yol kapandığında bu, rahatlıkla tercih edilebilir.

Allah Resulü (s.a.) bir gün Kâbe’yi tavaf ederken şöyle buyurmuştur:/ “Ey Kâbe! Ne kadar hoşsun, kokun ne kadar da güzel! Şanın hürmetin ne kadar da yüce! Ama canım elinde olan Allah’a yemin ederim ki Allah nezdinde malı ile canı ile mümin hürmeti dokunulmazlığı senin hürmetinden daha büyüktür.” (İbn Mâce, Fiten, 2) Bu sene ihtişamlı iftar sofralarından mahrum kalacağız diye üzülmeyin. Bilakis infaklarımız fakir kardeşlerimizin sofralarında bizi daha iyi temsil edebilir.

Zaruriyyat, Haciyyat ve Tahsiniyyat

Aziz Kardeşlerim,

Bu noktada usûl açısından içinde bulunduğumuz hâli kısaca ifade etmek isterim. İslam’ın bütün hükümleri üçe ayrılır: Zaruriyyat, haciyyat, tahsiniyyat. Zaruriyyat, olmazsa olmaz, zaruri, zorunlu vazgeçilmez hükümlerdir. Haciyyat, zorunluluktan çok hayatı kolaylaştıran şeylerdir. Tahsiniyyat ise zorunlu yahut kolaylaştırıcı olmasa da nezahet, zarafet, letafet getiren şeylerdir.

Zaruriyyat dediğimiz olmazsa olmaz ilkelerin başında beş temel esas vardır. Bunlar: canın, malın, aklın, neslin, dinin korunmasıdır. Malın, aklın, neslin, dinin korunması, canın korunmasından sonra gelir. Zira din de dâhil bütün mükellefiyetler insanoğlunun varlığını sürdürmesine bağlıdır. Ta ki insan kıyamete kadar varlığını sürdürebilsin.

Bu çerçevede Kur’an’a baktığımızda ibadet hayatımıza dair şu üç ilkenin yer aldığını görürüz: Birincisi (22/Hac, 78) “Allah, din konusunda bizlere hiçbir güçlük yüklememiştir.” İkincisi / (2/Bakara, 285) Elbette Allah bizim için kolaylık ister, güçlük çekmemizi istemez. Üçüncüsü لَ(Bakara, 286) “Allah hiçbir kimseyi, gücünün yetmediği bir şeyle de yükümlü kılmaz.

Kıymetli Kardeşlerim,

Bu bireysel ibadetlerimizle birlikte bu zor zamanların aynı zamanda kendi üzerimizde, insanlık üzerinde bir tefekkür etme, bir muhasebe yapma zamanı olduğunu düşünüyorum.

‘İbret’; Bin Anlama ve Yorumlama Usulüdür

Değerli Kardeşlerim,

Kur’an’da ‘ibret’ diye bir kelime var. Dokuz yerde geçen ‘ibret’ sadece bir kelime veya kavram değil, bir anlama yöntemidir. Bir anlama ve yorumlama usûlüdür. İnsanlık ailesinin yaşadığı büyük hâdiseleri akıl, idrak ve basiretle doğru değerlendirmenin yoludur.

İbret, maddeden manaya rüya ve hayal âleminden hakikatlerin dünyasına geçmek, boyut değiştirmektir. İbret hem varlık üzerinde hem sünnetullah üzerinde insanlığın tarihinde yaşadığı acı tecrübeleri ortak akılla tefekkür ederek basiretle dersler çıkarmaktır. İbret, mana-yı harfî değildir. Hâdiselerin sebep ve sonuçları üzerinde basiretle durmak, derin düşünmek ve onlardan dersler çıkarmaktır.

İbret, sessiz ve sözsüz ilahî bir vaizdir. Derunumuzdaki duygu ve düşüncelerin sessiz ifadesi olduğu için Arapçada gözyaşının diğer bir adı ibrettir. Pek çok yerde tarihî kıssa ve hâdiseden sonra Kur’an “Bunda akıl ve idrak sahipleri için ibret vardır”, (12/Yûsuf, 111) derken bu kastedilir. Bir ayette اِ“Bunda basiret sahipleri için nice ibretler vardır”, buyurulur. (24/Nûr, 44) Başka bir ayette ise bütün müminlere / “Ey basiret sahipleri, bunlardan ibret alın, buyurulmuştur.” (59/Haşr, 2) Buna göre akıl, tefekkür ve basiret olmadan ibret olmaz.

Tabiatın Safiyetini Bozmayın, Teslimiyetine Karışmayın

Kıymetli Kardeşlerim,

İnsanlık olarak tam da büyük ibretler alabileceğimiz bir zamandan geçiyoruz. Kendimiz üzerinde, varlığın gayesi, yaratılışın hikmeti, dünya ve insanlığın gidişatı üzerinde düşünme zamanıdır. Bugün yaşadıklarımızı sadece Çin’de ortaya çıkan ve bütün dünyayı saran bir salgın olarak okursak ibret almamış oluruz.

İbretle okuduğumuz zaman yaşadıklarımız bize ve bütün insanlığa şunları haykırıyor:

Ey insanoğlu! Gelin bu tabiatın sahibi ve maliki imiş gibi davranmaktan, hoyratça kullanmaktan vazgeçin. Tabiata hâkim olma, bozma ve ifsat etme yarışını bırakın. Yeryüzünü imar etmek için yarışın. Rabbimiz tabiatla ilişkilerimizi beyan ederken / “Allah sizi yerden yarattı ve sizden yeryüzünü imar etmenizi istedi”. (11/Hûd, 61) Yeryüzünü ifsat etmeyin. Islah adı altında bozmayın. Tabiat size emanettir. Emanete ihanet etmeyin.

Siz aynı toprağın, aynı suyun çocuklarısınız. Aynı havayı teneffüs ediyorsunuz. Allah’ın size verdiği nimetleri sayamazsınız. Bir açgözlülük uğruna soluduğunuz havayı kirletmekten vazgeçin. Toprağı bozmayın, suyu kirletmeyin. Helal ve temiz olanı yiyin. Habis ve kötü olandan kaçının. Tabiat Müslümandır./ “Yerde ve gökte olan her şey Yaratıcıya  teslim olmuştur”. (3/Âl-i İmrân, 83) Tabiatın safiyetini bozmayın, teslimiyetine karışmayın.

Allah’ın mükerrem kıldığı insana değer verin, ama onu tanrıya karşı konumlandıran “üst insan” tasarımından, “tanrı öldü” teranesinden vazgeçin. Zayıflığınızı örttüğünüz kibir elbisesini çıkarın. Acziyetinizin farkına varın. Varlığı maddeye, insanı bedene indirgemeyin. Ruh ile savaşmaktan vazgeçin. Varlığın aşkın, metafizik, manevi boyutlarını ihmal etmeyin. Feza ile savaşmaktan ve bu uğurda insanı köleleştirmekten vazgeçin.

Bilgi ve bilim üretmeye devam edin. Ancak bilgiyi akıldan ibaret görmeyin. Bilimi kutsal bir dogma hâline getirmeyin. İnsanın ve tabiatın aleyhine kullanmayın.

Siyaseti, kibir ve ihtirasla, güç tutkusuyla bir mülk hegemonyasına dönüştürmekten vazgeçin. Ahlak, adalet ve merhametle insana hizmet yarışına dönüştürün. Küreselleşme adına bir dünya hâkimiyeti sevdasından vazgeçin.

Sanal Bir Problem: Doğu-Batı Çatışması

Dünyayı sürekli Batı-Doğu diye ayırmayın. Doğu da Allah’ındır Batı da Allah’ındır. (26/Şuarâ, 28) Ey Doğu, sürekli Batı’ya kahredeceğine Batı’nın üzerine doğan güneş olun. Ey Batı, sürekli Doğu’yu ötekileştireceğine Doğu’dan doğan güneşten istifade edin.

Dünyaya değer verin ancak hayatın dünyadan ibaret olmadığına iman edin. Baki olanı fani olana feda etmeyin. Âlem, dünya hayatından ibaret değildir. Dünya hayatı sonsuz ve ebedî hayatımızın sadece ilk kapısıdır. Burada önemli olan ebedî hayatımızı kazanacağımız yegâne yerin dünya olduğunu bilmektir. Cennet, tohumunu bu dünyada ektiğimiz bahçedir. Cehennem, ateşini bu dünyadan götürdüğümüz mekândır.

İnsanlığı Beladan ve Vebadan Kurtaran Ecrini Alır

Aziz Kardeşlerim,

Yaşadıklarımız Müslümanlara da ibret dili ile çok şey söylüyor: İslam’ın kadim bütün coğrafyalarını ve medeniyetlerini harabeye çeviren savaşlardan vazgeçin. Allah’ın dinini doğru anlayın. Vehimlerinizle ürettiğiniz yanlış din söylemlerini terk edin. Ahiretin sonsuzluğunu anlatalım derken imar etmekle mükellef olduğunuz dünyayı aşağılamaktan vazgeçin.

İnsanı tanrıya karşı konumlandıran üst insan tasarımlarını eleştirelim derken insanı aşağılamaktan, insani olanla İslami olanı karşı karşıya getirmekten vazgeçin. Bilimi dogmalaştıran ideolojileri eleştirelim derken Allah’ın varlık âlemine yerleştirdiği kanunların tefsiri olan bilimi reddetmekten vazgeçin ve doğru dürüst bilim üretin.

Buyurun bu sefer insanlığı bir beladan ve bir vebadan siz kurtarın. İlacı, aşıyı, şifayı siz bulun. Ecrini, mükâfatını siz alın. Sizin kitabınız, bir insana hayat vermeyi bütün insanlığa hayat vermek kadar değerli görür. (5/Mâide, 32) Buyurun, bu sefer insanlığa siz hayat verin. Yine bir başkası bulduktan sonra bize bu ilacı bulanın ahiretteki hâlini tartışmak düşmesin.

Değerli Kardeşlerim,

Bütün bu ibretler artık topyekûn insanlık ailesi olarak hiç kimseyi dışarıda bırakmayan yeni bir merhamet sözleşmesine ihtiyacımızın olduğunu bize gösteriyor.

Sözlerimi insanlığın yaşadığı bu zor zamanlardan Ramazan’ın rahmetiyle bir an önce kurtulma niyaz ederek bitiriyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Allah’ın yardımı üzerimize olsun. Allah’a emanet olun. 

Kaynak:Haksöz Haber

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.