Sosyal Medya

Osmanlı müesseselerinin menşei Bizans kurumları mıdır?

Çok yönlü bir âlim olan Mehmet Fuat Köprülü, başta Türk edebiyatı talanı olmak üzere, hukuk ve medeniyet tarihimizle ilgili önemli eserler vermiştir. Ben burada, hukuk ve teşkilat tarihimize dair önemli bir incelemesi olan Bizans Müesseselerinin Osmanlı Müesseselerine Tesiri isimli çalışmasına dikkat çekmek istiyorum.



 Köprülü bu çalışmasında, Avrupalı tanınmış tarihçi, bizantinist ve şarkiyatçıların kesin hüküm gibi kabul görmüş bulunan Osmanlılarınsosyal, hukuki, idari, askeri, mali müesseselerini İstanbul'un fethinden sonra Bizans'tan esinlenerek ve ilham alarak, Bizans'ı taklit ederek kurdukları yönündeki görüşlerine eleştiri getirir. Hiçbir müspet delile dayanmadan ortaya atılmış fanteziler olarak değerlendirir onların bu iddialarını. Batılı tarihçileri, Türk tarihine ait birçok meselede olduğu gibi, bu konuda da yanlış hükümlere götüren anlayışlarının varlığına işaret eder. Bunların en başında Türkler hakkında peşin hüküm sahibi olmaları gelir. Türkler tarihte yalnızca askeri ve tahripkâr bir mahiyette rol oynamışlar, medeni hayatta hiçbir müspet tesir icra etmemişlerdir bu tarihçilere göre. Köprülü, 14. yüzyıl Osmanlı tarihine ait bilinmeyenlerin çok fazla olmasını ve Osmanlı’yı Anadolu’nun batı ucunda konumlanmış küçük bir aşiret olarak görmeyi de konunun açıklığa kavuşmasını engelleyen diğer sebep olarak görür.  

Müesseselerin menşeini nerede ve nasıl aramalıyız?
 
Eserin ana gayesini, Osmanlı müesseselerinin Bizans taklidi olmayıp kendi tarihi seyri ve geleneği içinde kurulup geliştiğini ortaya koymak şeklinde ifade edebiliriz. Bu da sağlam bir tarih metoduyla gerçekleştiriliyor. Bu metodun esasını, Türk tarihinin bir silsile olarak ele alınması oluşturuyor. Tarihte yıkılan Türk devletlerinin yerine kurulan devletler, kendinden öncekilerin bir devamı olarak görülmeli, Hun’lardan başlayarak Osmanlı’ya kadar Türk tarihinin geçirdiği uzun yüzyıllar, geniş coğrafya göz önüne alınmalıdır.
 
Türklerin İslam dairesine girmesinden sonra müesseselerin oluşumunda ve gelişiminde Büyük Selçuklu İmparatorluğu’nun mühim bir rol oynadığını görüyoruz eserde. Bu imparatorluk zamanında kendinden önceki Türk-İslam devletlerinin ve Oğuz geleneğinin tesiri olmakla birlikte, İslam’ın o zamana kadar yerleşmiş ve olgunlaşmış müesseseleri alınıp tatbik edilmeye başlanmış. Kendilerini İslam’ın koruyucusu olarak gören Büyük Selçuklu’nun ilk sultanları, devlet teşkilatını çok sağlam bir şekilde kurmuşlar. Bu devlet yıkıldıktan sonra yerine geçen Harzemşahlar, İran, Irak, Anadolu Selçukluları, Eyyübiler, Memlükler, Atabeyler bu Türk menşeinden gelen müesseseleri devam ettirmişler. Anadolu Selçukluları ve Danişmendliler’in de Büyük Selçuklu’nun parçalarından olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ifade eden Köprülü, böyle düşünüldüğünde dünya tarihi noktasından ve Türk hukuku tarihi açısından bu devrin çok büyük önem taşıdığının anlaşılacağına dikkat çeker. Osmanlı tarihini Anadolu Beylikleriyle beraber Anadolu Selçuklu tarihinin bir devamı olarak anlamak ve Anadolu Selçuklu tarihini de Büyük Selçuklu tarihinin devamı olarak görmek, böylece Türk tarihinin en eski devirlerine kadar inmek, şimdiye kadar karanlıkta kalan birçok noktayı ve müesseselerin menşei meselesini aydınlığa kavuşturacaktır yazara göre.
 
Müesseselerin menşei bazen çok uzak geçmiştedir
 
Müesselerin menşeinin bazen çok uzak geçmişte aranabileceğine de örnekler verir yazar. Selçuklu hükümdarlarının istiklal alameti olarak Osman Gazi’ye davul ve bayrak göndermesi geleneğinin, diğer İslam devletlerinde bulunmakla beraber, İslamiyetten evvel Gök-Türkler’de ve diğer bazı Türk devletlerinde de geçerli bir usul olduğunu, Fatih Sultan Mehmet devrinde konulan sultanların divan müzakerelerini kafes arkasından dinlemesi adetinin Harzemşahlar’da da mevcut bulunduğunu hatırlatır.
 
Türk hukuk tarihinde Moğol tesiri  
 
Moğollar devrinin de Türk hukuk tarihinin ikinci önemli safhasını oluşturduğuna temas eden yazar, Moğolların kurdukları devlet müesseselerinde Uygur Türkleri ve Kara Hıtaylar’dan tesir almakla beraber Türk hukuk tarihinin gelişiminde Moğolların önemli ve devamlı bir tesirlerinin olduğunu açıklar. İlhanlılar’ın İslamiyeti kabul etmesinden sonra Moğol müesseselerinin özellikle İran’da İslam tesiriyle birlikte ehemmiyetini devam ettirdiğini belirtir. En çok Orta Asya’da, Altın-Ordu’da, Kırım’da ve hatta Ruslar üzerinde bile Moğol müesseselerinin yüzyıllarca kuvvetli bir şekilde tesirinin olduğu vurgulanan eserde, Anadolu’da bile Moğol tesirinin şimdiye kadar sanılandan fazla olduğu zikredilir. Timur saltanatında görülen İslam tesirine rağmen birçok hususta Moğol tesirinin Timurlular’da da devam ettiği, daha sonraları Kara ve Akkoyunlular’da, Hind Moğolları’nda ve hatta Safeviler’de de bu tesirin görüldüğü ifade edilir.
 
Eserin devam eden bölümlerinde yazar, Avrupalı tarihçi ve ilim adamlarının Bizans’tan Osmanlı’ya geçtiğini iddia ettikleri müesseselerin saray teşkilatlarının, teşrifatların ve eğlencelerin menşeinin Türk geleneğinden geldiğini izah ve ispat eder.
 
Elimdeki kitap, Ötüken Yayınları tarafından 1986 yılında yayınlanan ikinci baskıdır. Eserin yeni baskıları Kaynak Yayınları arasından çıkmaktadır.
 
Batılı tarihçilere eleştiri ve cevap niteliğini taşıyan bu incelemede, teşkilat tarihimiz açısından da önemli bilgiler veriliyor.
 
Müellif: Metin Uygun (dünyabizim.com)

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.