Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

Doğan Cüceloğlu: Benimle evlenirsen anandan doğduğuna seni pişman edecem, haydi gel evlenelim diyeni görmedim

Benim televizyon programıma konuk olarak davet ettiğim Prof. Kadir Özer'le mutluluk üstüne konuştuk. Dedim ki, "evlenme teklif eden insanlar, mutluluk vaat ederek evlenirler. Şimdiye kadar, "Benimle evlenirsen anandan doğduğuna seni pişman edecem, inim inim inletip sürüm sürüm süründüreceğim, haydi gel evlenelim," diyen görmedim. Ama bakıyorsunuz evliliklerin çoğu sanki böyle söylenmiş gibi bir yolda ilerliyor, niçin, diye sordum.



"Kişiler benim bildiğimi bilseler, aslında evlenenlerin çoğunun mutsuzluğa davet olduğunu anlarlar," dedi. Yani sen anlayabilir misin, diye sordum. "Evet," dedi ve açıkladı: (Konuşmalarımız aynen bu kelimelerle olmadı, ama anlamları bu yazdıklarıma yakındı!) "İnsan yaşamının üç gerçeği vardır:

1- İnsan yorum yapan bir yaratıktır ve yaptığı yorumla insan olaylara, ilişkilerine ve yaşamına anlam verir.

2- İnsanlar arasında bireysel farklar vardır; özellikle aynı konularda insanlar birbirlerinden farklı yorumlar yaparlar.

3- Aynı insanın içinde birbirinden farklı özler, farklı bakışlar, bilinçler, yorumlar vardır; yani insan tek bir çiçek değil, farklı çiçeklerden oluşan bir demettir." Prof. Kadir Özer Bilişsel Varoluşçu Terapi uygulayan bir psikoterapisttir. Ona göre yukarıdaki gerçekleri anlamamak insan ilişkilerinde oluşan sorunların temelini oluşturuyor. Sözüne şöyle devam etti: "Erkek karısının olaylara kendisi gibi bakmasını, aynı anlamı vermesini ve aynı duyguları hissetmesini bekler.

Niçin? Çünkü doğru olan onunkidir de ondan. Kadın ise kendi yorumunun gerçekçi ve doğru olan olduğunu düşünür; içinden bilir. Evlenmeden önce kadın ya da erkek bu farklılıkları görmemezlikten gelir, evlenince onu değiştiririm, diye bir umudu vardır. Kendisinin doğru olduğuna o kadar inanır ki, eninde sonunda eşinin gerçeği göreceğine bilir." "Bir başka senaryo da şöyle gelişir: ben kendimin tek bir insan olduğumu sanıyorum. Hâlbuki gerçekte ben birçok çiçekten oluşan çok renkli bir buketim.

Yeni tanıştığım, çekici bulduğum kişinin buketindeki bir çiçeği ile benim bir çiçeğim uyuşur ve ben sevgilimin yalnız o çiçekten ibaret olduğuna inanır ve yalnız o çiçeği çok severim. Bütün gördüğüm o tek çiçek. Ne kendimin, ne de onun diğer çiçeklerimin farkındayım. Evlendikten bir süre sonra kendimi aldatılmış hissediyorum, çünkü onun diğer çiçeklerinin de olduğunun farkına varmaya başlıyorum. Yeni farkına vardığım çiçekler benim için sürpriz ve pek sevdiğim çiçekler değil. Tabii, aynı süreçten öbürü de geçiyor; o da bende yeni keşfettiği çiçekleri pek istenir görmüyor. İkimiz de birbirimizden hayal kırıklığına uğruyoruz."

O zaman öfke de işin içine girmiyor mu, diye soruyorum. "Evet," diyor, "öfke, kaygı ve çaresizlik mutsuzluğun bir parçası. Bana danışan kişilerin en temel duyguları bu üç duygudur: değişik derecelerde olabilir, ama hepsinde öfke, kaygı vardır ve hepsi az veya çok kendilerini çaresiz hissederler. Terapinin amacı kişilerle öyle bir etkileşim kurmak ki, kişiler bir yandan kendilerini tanısınlar bir yandan da yeni oluşturdukları bilişsel şemaları, yani yorum sistemlerini davranışa dökebilsinler."

Bu tür bir sorunun yalnız karı koca ilişkilerinde değil, anababa çocuk ilişkilerinde de geçerli olup olmadığını sordum. Gülümseyerek tüm ilişkiler için geçerli olduğunu söyledi. "Anababa çocuk, öğretmen öğrenci gibi ilişkilerde biri güçlü diğeri güçsüz olduğu için, güçlü olan anne ya da baba doğal olarak kendi yorumunun doğru, çocuğunkini yanlış kabul eder. Çünkü kendisi daha deneyimli ve eğitimlidir, daha çok görmüş geçirmiştir." Gülümseyerek, "İnsanın kendisiyle ilişkisinde de geçerlidir!" dedi.

Haber Türk Arşiv

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.