Sosyal Medya

Özel / Analiz Haber

Kremlin'in Arap Veziri: Kerim Hakimov

Rusya tarihinde Türk kökenli diplomatların devletin uluslararası temsilciliklerinde önemli konumlarda bulunması, hatta bazı dönemler yabancı devletlerle ilişkilerine yön vermesinin arkasında büyük bir gelenek ve miras yatıyor. Zira, 2.5 asır hüküm süren Altın Orda devleti (1241-1502) bölgenin kaderini belirlediği süre zarfında diplomasi alanında da iyi kadrolar yetiştirmiş ve bir mektep oluşturmayı başarmıştı. Altın Orda dağıldıktan sonra farklı dönemlerde Rusya’ya göç eden Altın Ordalılar hem Tatarcanın yaygınlığı sebebiyle, hem de nitelikli olmaları sebebiyle Rus diplomasisi ve askeri araştırma işlerinde aktif olarak kullanılmışlar. Nitekim Beklemişevler Kırım'da (1474-1475), Karaçorovlar İtalya'da (1499), Bahtiyarovlar Polonya ve Litvanya'da (1549), Şerefetdinovlar Polonya ve Danimarka'da (XVI yüzyıl), Agişevler İngiltere, Hollanda, Kırım ve Osmanlı'da (XVII yüzyılın ikinci yarısı) büyükelçi olarak görev yapmışlardır. Ayrıca XVI yüzyılda Rusya elçilik dairesinin başında Sagayev ile Sakayev gibi Altın Orda kökenli ailelerin temsilcilerinin bulunduğu bilinmektedir.



XX yüzyılda bahsedilen bu geleneğin en parlak ve nüfuzlu temsilcisi, Sovyetler Birliği’nin Arap-Fars coğrafyasının şekillenmesine yön vermesinde en büyük aktörlerden birisi olan Kerim Hakimov’dur. Rusya ve Sovyet Tarihi incelemelerinde Kerim Hakimov’dan “Kızıl Paşa”, “Kremlin’in Arap Veziri” ve “Rus Lawrence” olarak söz edilir. Kerim Hakimov sadece Rus diplomasi tarihi içinde değil, Suudi Arabistan tarihinde de önemli ve belirleyici bir isim olarak görülür.
 
28 Kasım 1892'de Ufa guberniyasında Dyusiyanov köyünde çiftçi bir ailede doğan Hakimov küçük yaşlarından itibaren medresede iyi bir dini eğitim aldı. 1908 yılına kadar Ufa’da varlıklı ve tüccar aile çocuklarına okuma yazma eğitimi vererek kazandığı parayla ailesinin geçimine yardımcı oldu. 1908 yılında Orenburg’a taşınarak dönemin ünlü Cedidci medreslerinden sayılan “Hüseyniye”de eğitimini devam ettirdi.
 
1910 yılında tekrar Ufa’ya dönerek Hüseyniye gibi meşhur olan Galiyemedresesinde eğitimini devam ettirdi. Bu tür Cedidci eğitim tedrisatından geçmesi ve kısa sürede kendisini ilmi anlamda geliştirmesine ek olarak hızlı dil öğrenme kabiliyeti, Kerim Hakimov’un ilerde kariyer basamaklarına da hızlı bir şekilde tırmanmasına vesile oldu. Arapça ve Farsça’yı öğrenen Hakimov, Cedid okullarının Rusça’ya önem vermesi sebebiyle de bu dilde de uzmanlaştı.
 
1917 Ekim Devrimi ile beraber Rusya tarihinin en kaotik dönemlerinden birisinin yaşandığı süreçte Kerim Hakimov Orenburg’da Müslüman Harbi Şura'nın (Askeri Konsey) üyesi seçildi. Başlangıçta Menşevikler’le (Beyazlarla) beraber olan Hakimov daha sonra Bolşeviklerin safına geçerek mücadelesini onlarla beraber sürdürme kararı aldı.
 
Bolşeviklerin safında hemen fark edilen Hakimov, becerisi ile parti sıralarında hızla yükselmeye başladı. Henüz Stalin’in ipleri eline alıp Mirsaid Sultangaliyev liderliğindeki Müslüman Komünist ekibi tasfiye etmediği bir dönemde Kerim Hakimov genç yaşına rağmen verilen görevlerin üstesinden başarı ile geliyordu. Hakimov 25 yaşında iken “Orenburg Eyaleti Halk Eğitim Komiserliği”, 26 yaşında da “Birinci Volga Tatar Tugayı”nın uluslararası alayında tabur komutanı oldu. Hakimov’un bu dönemleri “ateşli bir komünist-enternasyonalist” olarak tanımlanıyor. 1919 yılında Kerim Hakimov’u 2 görevi aynı anda yürütürken görüyoruz. Birincisi Türkistan Cephesi genel başkan yardımcısı, ikincisi Türkistan Komünist Partisi Merkez Komitesi sekreteri. Yetkin ve enerjik biri olan “Kızıl Paşa”, Türkistan cephesindeki çalışmalarının meyvesini çok geçmeden toplamaya başladı ve 28 yaşında Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti’nin (RSFSR) genel temsilcisi olarak Buhara Sovyet Halk Cumhuriyeti’ne atandı. Aynı zamanda Buhara Komünist Partisi genel sekreteri olarak da görev yapan Hakimov 1921’de, henüz 30 yaşında iken Sovyet Rusya’nın Meşhed, Reşt baş konsolosu olarak İran’a gönderildi. Hakimov’un İran’a tayinin çıkması Sovyetler Birliği’nin henüz yeni kurulduğu bir döneme denk gelmişti.
 
Onun tayininden çok kısa süre önce Kızıl Ordu Birlikleri Kafkasya’yı işgal etmiş, Gilan’da Mirza Koçak Han önderliğindeki komünistlerin Gilan Sovyet Cumhuriyeti’ne destek için Enzeli limanından çıkıp Reşt’e girmişlerdi. İngiltere-Rusya nüfuz alanının sürekli çatışma halinde olduğu İran’da Karim Hakimov’u zor bir görev bekliyordu. Hem İran’daki sol işçi kesimini örgütleyecek çalışmalar yapacak, hem de İngilizlerle Ruslar arasındaki anlaşmanın bozulmaması için gerekli diplomatik faaliyetleri koordine edecekti.
 
Hakimov’un İran’daki diplomatik ve güvenlik çalışmalarıyla ilgili SSCB Dışişleri Komiser Yardımcısı Lev Karahan şöyle diyordu: “ Hakimov’la birlikte İran’da diplomatik misyonumuz yeni bir görünüm kazandı, çalışmaların seviyesi belirgin şekilde arttı”
 
1924 yılında İran’daki diplomatik görevinden alınan Hakimov, SSCB Başkonsolosu olarak Hicaz’a gönderildi. Hicaz Haşimi Krallığı’nın dağıldığı 1925 yılına kadar bu görevde kalan Kerim Hakimov o arada Umre ziyareti yapmaya da fırsat buldu.
 
1926 yılında Abdulaziz bin Suûd’un kendisini “Hicaz ve Necd Kralı” ilan etmesinden 40 gün sonra Sovyetler Birliği Kerim Hakimov’u Riyad’a göndererek bugün Suudi Arabistan olarak isimlendirilen Suud Krallığı’nı ilk tanıyan ülke olduğunu gösterdi. Karim Hakimov Kral Abdulaziz’le görüşmesinde ülkesinin en yetkili temsilcisi olarak şöyle diyordu: “SSCB hükümeti, halkların kendi kaderini tayin etme ilkesine dayanarak sizi Hicaz kralı, Necd Sultanı ve eklenmiş bölgelerin sahibi olarak tanıyor. Bu nedenle, Sovyet hükümeti Majestelerinin Hükümeti ile normal bir diplomatik ilişki kurmayı arzu ediyor ”. İbn Suud da cevabında şöyle diyordu: "SSCB hükümeti ve vatandaşları ile dostane ilişkiler kurmaya tam olarak hazırız" .
 
Ve böylece Hakimov’un ölümüne kadar sürecek sıcak ikili ilişkilerin ilk resmi temeli atılmış oldu.
 
Sovyetler Birliği’nin açık desteğini almanın yanısıra Kerim Hakimov’un sıcak kanlılığı ve dostça tavırlarından dolayı Kral Abdulaziz konuğunu en üst düzeyde ağırladı.
 
Hakimov başkonsolos olarak göreve başlar başlamaz ikili ilişkilerin güçlendirilmesi yönündeki çabaları ve gayretinden dolayı kısa zamanda hem Kral’la dost oldu, hem de sağlam ve dostane bir çevre geliştirdi. 1927 yılında Odessa Limanı’ndan Krallığın ihtiyaç duyduğu şeker ve un yüklü geminin Cidde’ye ulaşmasını organize eden Hakimov, ayrıca ülkeye tıbbi malzemelerin ithali için sonuç veren girişimlerde bulundu. Ayrıca Krallık’ta sağlık hizmetlerin teşekkülü ve doktor ihtiyacının temini için yaptığı girişimler onun hem hanedanlık nezdinde, hem de halk nezdinde sevilen bir diplomat konumuna yerleşmesine sebep oldu.
 
Suud Krallığı’ndaki görevinden hemen sonra SSCB Dışişleri Komiserliği tarafından 1929 yılında Yemen’e, SSCB'nin Orta Doğu Temsilcisi olarak atanan Kerim Hakimov, 1931 yılına kadar bu görevde kaldı.
 
1932 yılında hastalığı nedeniyle Moskova’ya dönen Hakimov aynı sene Krallığın Dışişleri Bakanı ve Kralın oğlu olan Faysal bin Abdulaziz’in başında bulunduğu delegasyonun Moskova ziyaretine eşlik etti, Sovyet yetkililerle temasını sağladı.
 
1936 yılında tekrar Suudi Arabistan’a “Sovyetlerin yetkili temsilcisi” olarak gönderilen “Kremlin’in Arap Veziri” 6 Eylül 1937 yılında Moskova’ya geri çağrıldı. 1937-1938 senesi Stalin rejiminin yüz binlerce “düşünen beyni” bilinçli şekilde kurşuna dizdiği, sürgüne gönderdiği yıllardı. Sovyet tarih kitaplarında “repressiya”olarak tanımlanan bu yıllarda toplumun aydın, okumuş kesimi, hatta ömrünü komünist ideolojiye adamış insanlar bile “halk düşmanı” suçlamalarıyla öldürüldüler. Kerim Hakimov’un Moskova’ya çağrılması da tam bu yıllarda oldu ama Sovyet diplomatın aklına hizmetlerinin karşılığı olarak hapse atılıp, kurşuna dizilmek gelmiyordu. Kral Abdulaziz’in ülkesinde kalması ve istediği yerde mülk edinip yaşaması için Hakimov’a sunduğu samimi teklife rağmen başarılı diplomat Moskova’ya döndü.
 
Kerim Hakimov 27 Ekim 1937'de tutuklandı. Casusluk ve karşı devrimci bir organizasyona katılmakla suçlandı. Hakimov'un adı, 3 Ocak 1938 tarihli 163 kişilik “kurşunlanacaklar listesi”ne 145. sıradan dahil edildi. 10 Ocak 1938’de infaz kararı resmen SSCB Yüksek Askeri Mahkemesi'nde onaylandı ve içinde Arap-Sovyet ilişkilerinin temelini atan "Kızıl Paşa" da olmakla 163 kişi aynı gün idam edildi.
 
Suud Kralı yakın dostu olan Hakimov’un mukadderatını öğrenmek için farklı kaynakları da devreye sokarak bilgi edinmeye çalıştı ama başarılı olmadı. Hakimov’un öldürüldüğünü duyunca da 1938 yılında SSCB ile tüm diplomatik ilişkileri kesti ve 11 Eylül 1938’de SSCB diplomatik misyon temsilcileri Suudi Arabistan'ı terk etti.
 
Kerim Hakimov’un, nam-ı değer “Kremlin’in Arap Veziri”nin Arap Dünyasındaki çalışmalarının özetini, 1990 yılında SSCB'nin Yemen Arap Cumhuriyeti Büyükelçisi Veniamin Popov şu sözlerle anlatıyordu: “Bu adamın ülkemizin bir temsilcisi olarak, bir diplomat olarak yaptıklarını anlatmak zor. Büyük ölçüde, kişisel katkısı ile genç Sovyet devletinin Arap dünyasıyla ilişkilerinin temelini attı. Arapların tarihini, gelenekleri ve görenekleri bilerek, olağanüstü dokunuşlarla, halkı kazanma yetenekleriyle Yemenlilerin ve Suudilerin büyük saygısını kazandı. Mükemmel derecede Arapça bilgisine sahipti ve Araplar bile onun düşüncelerini bu kadar derinden, sıradan ve selis bir Arapçayla ifade etme yeteneğine hayran kalmışlardı. Hakimov’un kendi eliyle yazdığı belgeleri okumak bir zevktir: çok yetkin, çok profesyonelce yazılmış ve çok akıcı ve anlamlı bir dil. Sarayların sürekli müdavimi idi ama fakirler onu kulübelerinde neşeyle karşılayıp misafir ederlerdi. Evi her zaman misafir doluydu. Tüccarlar, kraliyet ailesi üyeleri ve sıradan insanlar evinden eksik olmazdı. ”
 
18 Ekim 1990’da yeni büyükelçi atanana kadar Kerim Hakimov’dan sonra hiçbir Sovyet diplomatik görevlisi Suudi Arabistan’da çalışmadı.
 
52 yıllık bu süreç Suud Kralı’nın yakın dostunun hatırasına gösterdiği vefanın bir anlamda tezahürü gibiydi. Çünkü ne kraliyet ailesi, ne de sıradan Suud vatandaşları “Kızıl Paşa”nın zor dönemlerde onlar için yaptıklarını unutmadı ve unutacak gibi de görünmüyor…
 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.