Sosyal Medya

Genel

Bazı Müslümanlar daha kardeştir

Tarih: Yakın gelecek. Yer: Fatih At Pazarı ya da Üsküdar Palmiye Meydanı ya da Başakşehir Sular Vadisi ya da en iyisi sosyal medya meydanı. Taraflar: Bir tarikat yapısına bağlı Sünni Savunma Tugayları(SST) ile Kur'an odaklı çalışmalar yapan bir hocaya bağlı Kur'an Milisleri Hareketi(KMH).



İsmail Kılıçarslan - Yeni Şafak

Tarih: Yakın gelecek. Yer: Fatih At Pazarı ya da Üsküdar Palmiye Meydanı ya da Başakşehir Sular Vadisi ya da en iyisi sosyal medya meydanı. Taraflar: Bir tarikat yapısına bağlı Sünni Savunma Tugayları(SST) ile Kur'an odaklı çalışmalar yapan bir hocaya bağlı Kur'an Milisleri Hareketi(KMH).

Cenk seyri: Sabah namazını müteakip 'Allahuekber' nidalarıyla saldırıya geçen SST piyadelerine KMH süvarilerinin mukabelesi ile çarpışmalar başladı. Öğle namazına kadar taraflar arasında mübalağa cenk olsa da bir üstünlük sağlanamadı. Namaz için ara verildi. Namazı müteakip KMH'nın teberci birliği şiddetli hücuma geçti. SST az kala yenilecek gibi oldu lakin SST mızrakçılarının can siparane savunmaları ile yine bir üstünlük belirmedi ufukta. İkindi namazını takiben bilhassa SST okçuları ile KMH kılıç birliği arasındaki muharebe şiddetlense de çarpışma bir kazananı olmadan sona erdi. Günün sonunda taraflar, Sünniliği ve Kur'an'ı bilcümle düşmandan korumanın mutluluğu ve gururuyla karargâhlarına çekildiler.

Ne oldu? Tuhafınıza gitti değil mi bu anlattıklarım? 'Yok canım, o kadar da olmaz herhalde' dediniz belki de. Size bir şey söyleyeyim o halde: Bir topluluktan aklıselim hicret ederse gör ki neler olur da şaşar kalırız hep birlikte.

Bu 'Sünniliğin yıkılmaz kal'ası biziz' cephesiyle 'Kur'an'ı anlamadan olmaz' cephesinin tartışmaları hiç iyi bir yere gitmiyor. Sonra 'vay bizi uyaran olmadı, bilemedik' denmesin diye işte şuraya yazıyorum bunu: Bu gidişatın sonunda hayır yok.

Bütün bunları niçin yazıyorum peki? Şundan: Artık nasıl düşüneceğimize, nasıl hareket edeceğimize, neleri söyleyip neleri söylemeyeceğimize, hatta gündelik hayatta nasıl davranacağımıza müdahil olan bu sonu gelmez tartışmalardan bıktım usandım da ondan.

Küçük bir örnek vereyim mi? Ali Şeriati, benim bazı fikirlerine katıldığım, bazılarına da elbette katılmadığım bir yazar olarak yaşadı ve öldü. Şeriati'nin herhangi bir cümlesini herhangi bir yerde paylaşmak beni 'İrancı' yapmaz. Bu neye benziyor biliyor musunuz? Camus'un herhangi bir cümlesini paylaşan adama 'varoluşçu' demeye.

Artık çok kısa sayılmayacak köşe yazarlığı hayatımda İBDA-C mahkumları lehine de Hizbüt Tahrir mahkumları lehine de yazı yazmışım. Menzil'i de savunmuşum Ensar Vakfı'nı da. Aliya'dan da dem vurmuşum Abdullah Azzam'dan da. Modern cemaatleri de eleştirmişim, gelenekli dini yapıların yanlışlarını da konu etmişim.

Dahası şu konferanslar meselesi var. Ensar çağırmış gitmişim, Menzil çağırmış gitmişim, IHH çağırmış gitmişim… Yedi Hilal'den TÜRGEV'e, İnsan ve Medeniyet Hareketi'nden İlim Yayma Cemiyeti'ne değin liste uzun.

Hah. Bir de televizyon programları var tabii. Ebubekir Sifil, İhsan Şenocak, Mustafa İslamoğlu… Pek çok insan ağırlamışım yayınlarda.

Şu Aliya işinde bir duralım. Zira bu meselede kalem oynatmamın pratik sebebi odur. Birkaç gün önce Süleyman Gündüz ağabey ve Yusuf Armağan'la birlikte Bağcılar Belediyesi'nin davetlisi olarak bir Aliya konferansına katıldım.

Programı duyurduğum tweetin altına bir sosyal medya hesabından şöyle bir yorum geldi: 'Senin gibi Menzil benzeri yapıları savunan bir adamın Aliya ile ne işi olur?'

İşte tam olarak bundan bahsediyorum. Tam olarak başımıza bunun gelmesinden korkuyorum.

Dümdüz şekilde söyleyeceğim: İnsanların bir yapıyı, bir hocayı, bir şeyhi 'hatalı' bulmaları başka bir şeydir; bir yapıyı, bir hocayı, bir şeyhi savunan birini 'kiminle ilgileneceği konusunda sınırlamaya çalışan zihniyet' ise bambaşka bir şey.

Kardeşim ben Aliya'yı da seviyorum Abdülmetin Balkanlıoğlu'nu da, Cevdet Said'i de seviyorum Abdullah Azzam'ı da, İBDA'cıları da seviyorum Karakalem çevresini de. Var mı itirazın?

İtirazın varsa da dikkate alınmadı. Niçin biliyor musun? Çünkü bana 'Müslümanların kardeş olduğu' öğretildi. Çünkü bana 'Asr-ı Saadet'ten çıkaracağın en büyük ders, Efendimiz(sav)'in arkadaşlarının birbirinden çok farklı algılarda, birbirinden çok farklı karakterlerde, birbirinden çok farklı yönelimlerde insanlar olduğu gerçeğidir. Farklılıklarımızı bir tartışma değil, bir bereket zeminine çevirmeyi öğrenelim Asr-ı Saadet'ten' cümleleri ilham veriyor. Çünkü 'bazı Müslümanlar daha kardeştir' önermesini ayaklarımın altında çiğnemek, çiğnemek, çiğnemek istiyorum.

Mesela şimdi yukarıdaki paragrafı okuyan bazılarınız Peygamberimizi 'Efendimiz' diye anmamdan da rahatsız olacaktır. Olsunlar. Vallahi ben onların bu hassasiyetlerini dahi çok önemsiyorum. Ama bu hassasiyetini tepeme bir 'engizisyon giyotini' gibi dayarsan seninle aram açılıyor. Anlıyorsun değil mi?

Bu sınırlandırma çabaları, bu düşünsel aktivitelerimizi kısıtlama uğraşları, bu 'aşırı' hassasiyetler yakında bizi birbirinin yüzüne bakamayacak hale getirecek. Hatta belki de bazılarımız için çoktan getirdi.

Bu çok yanlış ve bu yanlışın bedelini çok ağır öderiz. Korkum budur.

Ne diyordu Camus: 'Ben de seni bir türlü anlamadım yeğenim. Benden herhangi bir alıntı yaparsan tabii ki varoluşçu olursun. Ya ne olacağdı?'

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.