Yazarlar
Kalan Ömrün Planı
Bugüne kadar hakikatin farkına tamamıyla ya da büyük oranda varmamış; hakikat diye imal edilmiş ya da indirgenmiş şeylere inanmış ve böyle yaşamış birisi hasbelkader hakikate ilişkin bir şeylerin bilgisini elde etmeye başlamış ve mevcut hayatından, inançlarından farklı şeylerin farkında olmaya başlamıştır. Bundan sonra ne kadar daha hayatı olacağını, yaşayacağını bilmiyor. Fakat farkına vardıkları çerçevesinde de mevcut yaşantısına aynen devam etmek imkânı kalmıyor. Böyle bir insanın, hayatın bu anından itibaren kendi hayat hedefleri, yaşantı biçimi, karşılaşacağı zorluklar, öncelikleri neler olabilir?
Çok azim ve zor bir soru fakat sorulmazsa ve cevabı bulunmazsa, kalan ömründe ve hayatın ondan sonraki boyutlarında ödeyeceği bedeller, zor, büyük gibi kavramlarla izah edilemez. Eğer bu sorusuna doğru cevap verir de bu cevaba sadık bir hayat yaşarsa, bu kere elde edeceği ödüller, mevcutta bildiklerinin hiçbiri ile analoji yapılarak izah bile edilemez.
Bu soru, aslında bir "hayat planı" sorusu değil; bir varoluş kırılması sorusudur.
Çünkü burada değişen yalnızca bilgi değildir. İnsan, kendisini, dünyayı, amacı, başarıyı, kaybı, ölümü, inandıklarını, yaşadıklarını, tercihlerini ve zamanı farklı okumaya başlamaktadır. Eski harita elindeyken yeni bir coğrafya keşfetmiştir. Bu durumda artık eski haritayla yürüyemez; fakat yeni coğrafyanın haritası da henüz tam eline geçmemiştir. En zor dönem budur.
Böyle bir insanın bundan sonraki hayatı birkaç temel eksen etrafında şekillenebilir.
İlk hedefi, hakikatin tamamına ulaşmaya çalışmak olur. Çünkü henüz fark ettiği şey, hakikatin bütünüyle kendisi değil, hakikatin varlığıdır. Bu ikisi çok farklıdır. En büyük tehlike, ilk keşifleri nihai sonuç zannetmektir. İnsan artık acele hükümler veren biri olmaktan çıkar; ömrünün geri kalanını "daha doğruyu bulma" gayretiyle yaşamaya başlar. Bilginin değil, hakikatin talebesi olur.
İkinci hedefi, kendisini yeniden inşa etmek olur. Çünkü farkına varmaya başladığı hakikat eski hayatın, inandıklarının, tercihlerinin üzerine öylece eklenemez. İnançlar değiştiğinde kararlar değişir; kararlar değiştiğinde davranışlar ve alışkanlıklar değişir; alışkanlıklar değiştiğinde karakter değişir. Bu yüzden asıl mücadele dışarıyla değil, kendi nefsiyle başlar. Eski benliğiyle yeni idraki arasında uzun sürecek bir gerilim yaşar.
Üçüncü hedefi, ömrünü yeniden hesaplamak olur. Daha önce sonsuz zaman varmış gibi yaşarken artık zamanın sınırlılığını hisseder. "Kaç yaşındayım?" sorusu yerini "Geriye ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum." sorusuna bırakır. Böyle olunca değerler ve öncelikler kökten değişir. Önemli görünen birçok şey önemini kaybeder; kaybetmekten korkulan şeylerin önemli bir bölümü asli değerine kavuşunca korkular kaybolur; ertelenen birçok şey ise acil hale gelir.
Dördüncü hedefi, hayatını hakikate göre sadeleştirmek, yeniden inşa etmek olur. Çünkü insanın mevcut hayatının önemli bir kısmı, artık doğru olduğuna inanmadığı hedefler üzerine kurulmuştur. Bazı ilişkiler, bazı alışkanlıklar, bazı meşguliyetler, bazı başarı ölçüleri yavaş yavaş anlamını kaybetmeye başlar. Bu sadeleşme bazen acı verir; fakat yeni bir özgürlük de kazandırır.
Bundan sonra karşılaşacağı en büyük zorluk ise yalnızlık olacaktır. Çünkü insanların çoğu, onun bıraktığı eski dünyada yaşamaya devam edecektir. O ise aynı kelimeleri kullansa bile artık bunlar aynı anlamları taşımamaktadır. Bu yüzden anlaşılmamak, yanlış anlaşılmak, hatta zaman zaman dışlanmak kaçınılmaz olabilir. Bu yalnızlık kibirden değil, anlam farklılığından doğar.
İkinci büyük zorluk, sürekli iç muhasebedir. İnsan geçmişine baktıkça "Ben bunca yılı neye harcadım?" sorusuyla karşılaşır. Bu bazen pişmanlık, bazen hüzün, bazen de derin bir mahcubiyet oluşturabilir. Eğer bunu doğru yönetemezse geçmişin yasını tutmaya başlar. Oysa yapılması gereken, geçmişi inkâr etmek değil, ondan ders çıkararak bugünü inşa etmektir.
Üçüncü zorluk, dengeyi korumaktır. Hakikati yeni fark eden insanların bir kısmı aşırı tepki gösterir; her şeyi bir anda değiştirmeye çalışır. Diğer bir kısmı ise korkudan hiçbir şeyi değiştiremez. Hikmet ise ikisinin ortasındadır. Hakikat aceleyle değil, istikametle, samimiyetle, sabırla ve istikrarla yaşanır.
Öncelikleri de artık farklıdır.
Artık birinci öncelik daha fazla kazanmak değil, daha doğru yaşamaktır.
Birinci öncelik daha çok tanınmak değil, daha sahih ve sahici olmaktır.
Birinci öncelik başkalarını değiştirmek değil, önce kendisini hakikate uygun hale getirmektir.
Birinci öncelik daha fazla bilgi toplamak değil, bilgiyi anlayışa, anlayışı imana, imanı davranışa, davranışı ahlâka, ahlâkı tabiata, tabiatı da sürekli bir hale dönüştürmektir.
Bu noktadan sonra hayatın en önemli meselesi "Ne biliyorum?" sorusu değil, "Bildiğim beni ne kadar değiştirdi?" sorusu olur.
Böyle bir insanın en büyük tehlikesi de en büyük imkânı da aynı kavramla ifade edilebilir. Bu hal, nirengi kavramla kurulacak ilişkinin niteliği ile ortaya çıkar.
En büyük tehlikesi, hakikati gördüğünü zannederek yeni bir dogmanın içine girmesidir. Bu, idrakten yoksunluktan oluşabileceği gibi; korku ve sorumsuzluğun sebep olacağı isteksizlik veya yarısında yolu terk edip yeni bir konfor alanı oluşturarak, aldanışa burada devam etmek saikleriyle olabilir.
En büyük imkânı ise, artık bütün ömrünü hakikatin peşinde, onunla uyumlu bir şahsiyet inşa etmeye adayabilmesidir.
Sonunda böyle bir insanın hayat hedefi tek bir cümlede toplanabilir:
Hakikati olabildiğince doğru tanımak, ona olabildiğince sadakat göstermek ve kalan ömrünü bu sadakatin şahidi olacak bir hayata dönüştürmek.
Dikkat edilirse bu hedef, yalnızca "doğru düşünmeyi" değil; doğru düşünceyi doğru niyete, doğru niyeti doğru davranışa, doğru davranışı doğru karaktere ve doğru karakteri de doğru bir hayata dönüştürmeyi içerir. Böylece hakikat, zihinde duran bir bilgi olmaktan çıkar; insanın bütün varlığını yeniden inşa eden bir merkeze dönüşür.
Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.