Yazarlar
Onursuz Evlilik
Bir gün seçim yapmak zorunda kalırsan, önce kendi vicdanının karşısında dimdik ayakta kalmayı seç.
Sevgi, saygı, sadakat, güven, huzur, paylaÅŸmak, birlikte yaÅŸ almak… Evlilik dinamiÄŸini diri tutmanın bir yanı da: EÅŸinin onurunu korumaktır. Birlikte yaÅŸadığın kiÅŸinin yalnızca kalbine deÄŸil, haysiyetine de dokunursun. SöylediÄŸin bir söz, insanların içinde yaptığın küçük düşürme, baÅŸkalarıyla yaptığın kıyas, tartışırken kullandığın bir ifade onun içinde uzun yıllar taşıyacağı silinmez izler bırakabilir. Evlilik, iki kiÅŸinin birbirinin zaaflarını öğrendiÄŸi en mahrem iliÅŸkidir. Bu bilgi sevginin emanetine dönüşebileceÄŸi gibi, doÄŸru kullanılmadığında bir silaha da dönüşebilir.
Bir evlilikte sevgi bitebilir; onur kırıldığında ise sevginin geri dönebileceği kavşak kalmaz.
Bir erkeÄŸin onuru yalnızca eve para getirmesiyle ölçülmez. Kazancı, makamı, arabası, ailesine sunduÄŸu imkânlar onun bütün varlığı deÄŸildir. EmeÄŸinin görülmesi, sözünün dikkate alınması, kararlarının küçümsenmemesi, baÅŸkalarının yanında deÄŸersizleÅŸtirilmemesi de onurunun bir parçasıdır. Sürekli yetersiz hissettirilen, baÅŸka erkeklerle kıyaslanan, kazandığı küçümsenen, yaptığı hiçbir ÅŸey yeterli görülmeyen erkek bir süre sonra sadece evliliÄŸini deÄŸil, kendisini de sorgulamaya baÅŸlayabilir. “Ben ne yaparsam yapayım yetmiyor.” duygusu yerleÅŸtiÄŸinde kalbindeki kapılar bir bir kapanır.
Kadının ruhu da yalnızca güzel sözlerle okÅŸanmaz. Onun emeÄŸini görmek, duygusunu ciddiye almak, yanında olduÄŸunu hissettirmek, anneliÄŸini veya kadınlığını bir görev tanımına indirgememek gerekir. Sürekli eleÅŸtirilen, görünüşü baÅŸkalarıyla kıyaslanan, duyguları küçümsenen, yaptıkları fark edilmeyen bir kadın da zamanla kendi evinde görünmezleÅŸebilir. Bir eÅŸin ruhuna dokunmak, ona sürekli “çok güzelsin” demekten önce “benim için deÄŸerlisin” diyebilmektir.
Evlilikte en ağır yaralardan biri de küçümsenmektir. İnsan sevmediÄŸi birinden gelen söze üzülür; sevdiÄŸi kiÅŸinin küçümsemesi ise ağır yaralar. “Sen zaten anlamazsın.”, “Senin yaptığın ne ki?”, “Bunu da mı beceremedin?”, “Falancanın eÅŸi böyle mi?” gibi cümleler bir tartışmanın parçası gibi söylenip geçebilir. Söyleyen unutur, duyan asla unutmaz. EÅŸi tarafından deÄŸersiz görülenin, yürek burçları tamir edilemez hasarlar alır.
Bir de baÅŸkalarının yanında eÅŸini küçük düşürmek var. Aile içinde, arkadaÅŸ ortamında, kalabalık bir sofrada… EÅŸinin bir kusurunu anlatıp gülme, onun mahremiyetini baÅŸkalarına açma, yaptığı bir hatayı herkesin önünde yüzüne vurma, kendi deÄŸerini yükseltmek için onun deÄŸerini düşürme… Bunlar mizah konusu deÄŸildir. Bir evliliÄŸin mahrem alanından dışarı taÅŸan her söz, geri dönüşü olmayan izler bırakır yapma. EÅŸinin mahremiyetini korumak, onun onurunu korumaktır.
Evlilikte tartışma olur. Her meselede aynı düşünmek mümkün değildir. Kırılmak da mümkündür, öfkelenmek de. Fakat öfke, karşı tarafın onuruna verilmiş geçici bir izin değildir. İnsan kızgınken de kim olduğunu gösterir. Tartışmanın konusu ne olursa olsun kişiliğe saldırmak, geçmiş yaraları ortaya dökmek, ailesini hedef almak, erkekliğini veya kadınlığını aşağılamak, tehdit etmek meseleyi başka bir yere götürür. Sorunu çözmekle insanı cezalandırmak arasında büyük bir mesafe vardır.
Bir eşin hatasını bilmek, o hatayı kullanma hakkı vermez. Geçmişini bilmek, geçmişini yüzüne vurma hakkı vermez. Zayıf tarafını bilmek, onu en hassas yerinden vurma hakkı vermez. Öğrendiğin her şey aynı zamanda bir emanettir. Eşinin sana anlattığı yara, kavga sırasında kullanabileceğin bir silah olmamalıdır.
Erkeğin onurunu korumak, kadının ruhunu okşamak da buradan anlaşılmalı. Bu, erkeği her konuda haklı görmek, kadını her durumda onaylamak değildir. Erkeğin yanlışını söyleyebilirsin; onu küçük düşürmeden. Kadının hatasını gösterebilirsin; ruhunu ezmeden. Eşinin karşısında durabilirsin; karşısına geçmeden. Eş olmak, gerektiğinde birbirine ayna olmaktır; birbirini parçalamak değildir.
Bir insanın eÅŸine duyduÄŸu sevgi, onu her davranışında haklı çıkarmaz. Aksine sevgi, hakikati söyleyebilme cesareti de ister. Fakat hakikati söylemenin de bir ahlâkı vardır. “Sen böylesin.” demek baÅŸka, “Bu davranışın beni incitti.” demek baÅŸkadır. Birincisi kiÅŸiliÄŸe hüküm verir. İkincisi yaÅŸananı anlatır. Birinde “ben” konuÅŸur; diÄŸerinde “biz”.
Evlilikte bazı insanlar eşinin yanında kendisi olmaktan vazgeçer. Yanlış anlaşılmaktan, küçümsenmekten, eleştirilmekten, öfkeden korktuğu için susar. Önce düşüncelerini saklar. Sonra duygularını. Ardından beklentilerini. Bir süre sonra aynı evin içinde yaşayan iki kişi arasında görünmeyen bir mesafe oluşur. Dışarıdan bakıldığında evlilik devam ediyordur. İçeride ise iki ayrı hayat çoktan başlamıştır.
Evlilik boşanma kararıyla değil, eşinin yanında kendin olmayı bıraktığın gün çözülmeye başlar.
Bu yüzden evlilikte yalnızca “Beni seviyor mu?” diye sormak yetmez. “Onun için deÄŸerli miyim?” sorusu da gerekir. “Bana sadık mı?” sorusu kadar, “Mahremiyetimi önemsiyor mu?” sorusu da deÄŸerlidir. “Beni mutlu ediyor mu?” kadar “Onurumu koruyabiliyor mu?” da kıymetlidir.
İnsanın eşinden beklediği en temel şeylerden biri de: Sevmese bile aşağılamayacağını bilmek. Öfkelense bile onurunu koruyacağını bilmek. Kırılsa bile zaafını kullanmayacağını bilmek. Böyle bir güvenin bulunduğu evde sadece sevilmez; kendisini emniyette hisseder.
EvliliÄŸin en güzel taraflarından biri de: Dünyanın geri kalanında kendini anlatmak zorunda kalan birinin, evine geldiÄŸinde kendisini savunmak zorunda kalmaması… BaÅŸarısız olduÄŸunda küçülmeyeceÄŸini, düştüğünde deÄŸersizleÅŸmeyeceÄŸini bilmesi… Ev, insanın en çok görüldüğü yer olduÄŸu kadar en çok korunduÄŸu liman olmalıdır.
Sevgi insanı eşine yaklaştırır. Sadakat yanında tutar. Güven kalmasına yardım eder. Merhamet yaralarını sarar. Fakat bütün bunların arasında onur, ilişkinin sınırını korur. Eşinin kalbini kırabilirsin; özür dilersin. Bir tartışmayı kaybedebilirsin; telafi edersin. Hatalı olabilirsin; değişirsin. Fakat onurunu kırdığında, özürlerinin tamir edemediği bir hasara sebep olursun.
Çünkü bazı yaralar affedilir; bazıları insanın kendisine bakışını değiştirir.
Asıl maharet eşinin zayıf taraflarını bulmak değil, o zayıflıkları koruyabilecek kadar güçlü ve onurlu olabilmektir. Sana emanet edilen kalbi incitmemek kadar, sana emanet edilen onuru da incitmemek gerekir.
Bu yüzden evlenirken:
“Ben bu insanı mutlu edebilir miyim?” sorusu kadar;
“EÅŸimin onurunu, ruhunu, mahremiyetini ve kalbini koruyabilecek miyim?” diye sormak gerek.
Çünkü evlilik, iki kişinin birbirinden alabileceği şeylerin toplamı değildir. İki kişinin birbirine emanet ettiği hayatların buluşmasıdır.
Ve o emanette sevgi kadar “onur” da vardır.
Onur kırılmışsa sevgi susar.
Güven kırılmışsa yakınlık uzaklaşır.
Mahremiyet kaybolmuşsa ev yuva olmaktan çıkar.
Belki de bu yüzden bir evliliği ayakta tutmak:
“Sana kızabilirim, senden incinebilirim, seninle aynı fikirde olmayabilirim. Fakat asla onurunu kırmam.” diyebilecek kadar büyük, güçlü ve eÅŸsiz bir ahlâka sahip olmaktır.
Çünkü eÅŸini sevmek güzel; eÅŸinin onurunu koruyarak sevmek daha güzeldir. EÅŸinizi sevin, onurunu koruyun. EvliliÄŸiniz sevgisiz de olmasın, onursuz da…
Mehmet KAMAN

Henüz yorum yapılmamış.