Sosyal Medya

Makale

Evlilik üzerine (1)

İnsan Neden Evlenir?

Yalnız kalmamak için, sevilmek için, cinselliÄŸi meÅŸru bir zeminde yaÅŸamak için, çocuk sahibi olmak için, bir ev kurmak, düzenli bir hayat yaÅŸamak için, toplumun “Artık evlen” baskısından kurtulmak için, güvende olmak, statü kazanmak, daha güzel bir hayat sürmek için mi? Yoksa bir hayat arkadaşı bulmak, aile kurmak için mi? 

Bunların her biri birer ihtiyaç ve doÄŸal beklentiler. Yalnızlık yoruyor, gönül sevilmek istiyor, aidiyet aranıyor, güven duyulacak bir omuz özleniyor. Çocuk sahibi olma arzusu, bir evin anahtarını cebinde taşıma hayali, paylaÅŸmak, dertleÅŸmek, sohbet etmek, gezmek, birlikte yaÅŸlanma isteÄŸi fıtrî karşılıklar buluyor. Bunların hiçbiri yanlış deÄŸil. Yanlış olan, evliliÄŸi bu ihtiyaçlardan birinin karşılığına oturtmak. EvliliÄŸe hangi anlamı yüklersen, eÅŸinden de o karşılığı beklersin. EÅŸi yalnızlığın ilacı, mutluluÄŸun kaynağı, ekonomik güvence, hayat standardının yükselticisi, cinsel ihtiyacın karşılığı, toplum karşısındaki statünün göstergesi hâline getirmek, bir süre sonra karşıdaki kiÅŸiyi deÄŸil, “sunduklarını” sevmeye götürebilir. Sunulanlar azaldığında sevginin de eksildiÄŸi sanılır.

Bu yüzden evlilikte, doÄŸru eÅŸi aramadan önce evlilikten ne beklendiÄŸini bilmek gerekiyor. Yanlış beklenti, doÄŸru kiÅŸiyi bile yanlış insana dönüştürebilir. Çok sevdiÄŸin eÅŸ seni her gün mutlu edemez. GüvendiÄŸin kiÅŸi bütün korkularını ortadan kaldıramaz. Sadık bir eÅŸ her istediÄŸini yapmak zorunda deÄŸildir. Hayatındaki bütün eksikleri kapatamaz; hiçbir fani baÅŸka birinin bütün boÅŸluklarını dolduracak kadar büyük deÄŸildir. Hayatı güzelleÅŸtirir, yükü paylaşır, güç verir, acıya ortak olur, sevince ÅŸahitlik eder. Fakat varlık sebebi olamaz. EÅŸi hayatının merkezine yerleÅŸtirmek, ondan insana verilemeyecek ÅŸeyleri beklemeye götürür: Mutlak huzur, mutlak güven, mutlak mutluluk, mutlak anlam… Bunlar bir insana yüklenemeyecek kadar ağır beklentilerdir.

Evlilik bu yüzden yalnızca iki kiÅŸinin birbirini bulması deÄŸildir. Ä°ki hayatın ortak bir anlam etrafında birleÅŸmesidir. Kur’an eÅŸler arasındaki bağı anlatırken sükûndan, meveddetten, rahmetten söz eder. Huzur, sevgi, merhamet… Bir evliliÄŸin bütün hikâyesini taşıyabilecek kadar güçlü üç kelime. AÅŸk evliliÄŸe kapı açabilir; yılları taşıyan ise aÅŸkın yanında baÅŸka erdemlerdir. Hastalık geldiÄŸinde “merhamet”, ekonomik sıkıntıda “sabır”, öfke geldiÄŸinde “irade”, hata karşısında “bağışlama”, yıllar geçip ilk heyecan deÄŸiÅŸtiÄŸinde “vefa” gerekir. Hayat ağırlaÅŸtığında omuz vermek, eÅŸ deÄŸiÅŸtiÄŸinde onu yeniden tanımaya çalışmak gerekir. Evlilik, sevdiÄŸin kiÅŸinin hep aynı kalacağına dair bir söz deÄŸil; deÄŸiÅŸen hayatın içinde birbirini “yeniden sevebilme iradesi”dir.

Bugün evlilik hayalinin içine ev, araba, düğün, takı, tatil, güzel bir semtte yaÅŸamak, yüksek gelir, sosyal çevre, güzel fotoÄŸraflar da giriyor. Bunların hiçbiri küçümsenemez. Rahat yaÅŸamak arzusu anlaşılır. Fakat hayat standardı ile hayatın anlamı aynı ÅŸey deÄŸildir. Büyük bir evin içinde küçük bir iliÅŸki yaÅŸanabilir, küçük bir evin içinde büyük bir huzur kurulabilir. GösteriÅŸli bir düğün, bir ömrün mutluluÄŸunu garanti etmez. Åžatafatlı bir hayat, iyi bir evlilik anlamına gelmez. Evlilik baÅŸkalarının göreceÄŸi bir hayat kurmak deÄŸil, kimsenin görmediÄŸi yerde birbirinin hakkını gözetebilmektir.

Bir baÅŸka yanılgı da toplumun takvimini kendi hayatının takvimi sanmaktır. “Ne zaman evleneceksin?”, “Yaşın geçiyor.”, “Artık bir yuva kur.” cümleleri bir süre sonra kiÅŸinin kendi arzusuyla çevrenin beklentisini birbirine karıştırabilir. Sırf “artık evlenmiÅŸ olmak” için kurulan bir evliliÄŸin yükünü o cümleyi söyleyenler taşımaz. Düğün gecesi seninle aynı odada olmayacaklar. Sabah seninle uyanmayacaklar. Kavga ettiÄŸinde senin yerine konuÅŸmayacaklar. Borçlarını senin yerine ödemeyecekler. ÇocuÄŸunun sorumluluÄŸunu senin yerine taşımayacaklar. Toplum evlenmeni isteyebilir; evliliÄŸi sen yaÅŸayacaksın. Bu yüzden kararın sahibi de sen olmalısın.

Evlilik fıtrata dokunan güçlü bir ihtiyaçtır. Ait olmak, sevmek, sevilmek, güvenmek, birinin hayatında “biz” olabilmek… Güzel bir haberi paylaÅŸacak, hastalıkta elini tutacak, kayıpta yanında duracak, yıllar sonra geçmiÅŸe birlikte bakacak bir yol arkadaşı aramak… Bunlar doÄŸal beklentilerdir. Fakat fıtrat bazen nefse yenilir! Sevilmek isteyen bencilleÅŸir, saygı bekleyen küçümser, sadakat isteyen kendi arzusuna ve ihtiraslarına yenilir, anlaşılmayı bekleyen dinlemez. Tam da burada evlilik, karakter aynasına dönüşür. Åžimdi o soruyu tekrar soralım: “Ben doÄŸru eÅŸ olabildim mi?”

Evlenmek, “Beni mutlu edecek kiÅŸiyi buldum.” demekten daha büyük bir eylemdir. “Bir insanın hayatına girmeye, onun yükünü taşımaya, mahremiyetini korumaya, zayıflığını istismar etmemeye, sevincine ortak olmaya, hatasında onu aÅŸağılamamaya, zor gününde yanında kalmaya hazır mıyım?” sorusudur. EvliliÄŸe hazırlık düğün salonu seçmekle, ev eÅŸyası almakla, takı hesabı yapmakla tamamlanmaz. Asıl hazırlık karakterde baÅŸlar. Öfkesini yönetebilmek, özür dileyebilmek, gerektiÄŸinde geri adım atabilmek, fedakârlık yapabilmek, yılların hatırını taşıyabilmek, eÅŸinin onurunu kendi öfkesinden dahi koruyabilmek…

Çünkü evlilik bir sahiplik deÄŸil, emanet meselesidir. EÅŸ sana ait deÄŸildir; hayatının bir bölümünü sana emanet eden kiÅŸidir. Sen de onun hayatına emanet olarak girersin. Bu bakış deÄŸiÅŸtiÄŸinde evliliÄŸin dili de deÄŸiÅŸir. “Bana ne verecek?” beklentisi yerine, “Ben ona ne verebilirim?” endiÅŸesi anlam kazanır. “Beni ne kadar mutlu edecek?” sorusunun yanına “Onun huzuruna ne kadar katkım olacak?” gelir. “Benim hakkım ne?” sorusunun yanına “Onun bende hakkı ne?” yerleÅŸir.

EvliliÄŸin imana bakan yüzü vardır birde! EÅŸini seversin, ona baÄŸlanırsın, onunla bir hayat kurarsın; fakat onu hayatının “ilahı” hâline getirmezsin. Çünkü hiçbir kul, baÅŸka bir kulun taşıyamayacağı bir yükle yüklenmemelidir. Mutlak güven Allah’a, nihai anlam Allah’a, kalıcı dayanak Allah’a aittir. EÅŸ ise bu hayat yolculuÄŸunda en sadık yoldaÅŸ, en yakın ÅŸahit, en güzel emanettir. Ä°man, evliliÄŸi insandan beklenemeyecek ÅŸeylerin yükünden kurtarır; insanı da eÅŸine karşı sorumluluÄŸuyla baÅŸ baÅŸa bırakır.

O yüzden evlenmeden önce sorulması gereken asıl soru, “DoÄŸru kiÅŸiyi buldum mu?” deÄŸil, daha anlamlı olan: “Ben doÄŸru kiÅŸi olabildim mi?” sorusu olmalıdır.

Evlilikten önce evin metrekaresini, düğünün masrafını, takının miktarını, arabanın modelini konuşmak kolaydır. Asıl mesele, ömür boyunca aynı çatı altında kalacak iki kişinin birbirine ne taşıyacağıdır.

Çünkü ev kurmak para; yuva kurmak “karakter” ister.

Sahi insan neden evlenir?

Yalnızlıktan kaçmak için değil, yalnızlığı paylaşmayı öğrenmek için.

Sadece sevilmek için değil, sevmeyi öğrenmek için.

Harama bulaşmadan, saf ve temiz yaşamanın ayrıcalığıyla şereflenmek için.

Bir ev kurmak için değil, bir yuvaya huzur taşımak için.

Çocuk sahibi olmak için değil sadece, bir neslin karakterine şahitlik etmek için.

Hayatı kolaylaştırmak için değil, hayatın yükünü birlikte taşımak için.

Bir yol arkadaşı bulmak ve aynı yolda birbirinin hakkını gözeterek yürümek için.

Aynı derde birlikte ağlayabilmek için.

Ve anlamlı (!) onlarca sorunun cevabını buraya ekleyebiliriz.

Unutma!

Neyi çok istersen, onunla imtihan edilirsin…

 
Mehmet KAMAN 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.