Sosyal Medya

Yazarlar

Külli Bir Akıl

Her akletme biçimi, bir odak üzerinden hareketle karşı karşıya kaldığı durumu anlamaya çalışır ve tasvire çaba sarf eder. O yüzden aklın sahip olduğu odak ve bu odağı belirleyen ilkeler veya inanç kümesi belirleyici bir özellik taşır. Birden fazla akletme biçiminin varlığı birden fazla odağın oluşmasına ve o odağı oluşturan farklı inanç kümelerine dayalı olduğu gerçeğini bir tarafa bırakmadan, akletmenin hangi akıl üzerinden gerçekleştiği de ayrıca tartışılmalıdır. Külli bir akıl, farklı akıl yapılarını tek bir yapıda buluşturma girişimi olarak temellendirilebilir. Bu noktada çoğul karakter ile tevhid/tekliğin aynı zeminde buluşturulmasının önemine dikkat çekmekte yarar var.

Çoğul karakteristik akıl, farklı inanç kümelerine ve ön bilgi öncüllerine dayanarak varlık sahasına çıkarlar. Bu da kendi sahalarında doğru bir zemine sahip olmalarına rağmen, bütünü kuşatacak bir bakışı inşa etmeleri anlamına gelmemektedir. Çünkü bütünlüğü kuşatacak bir bakış, öncelikli olarak varlığın ontolojisine dair bir bütünlüğü ve bilginin doğasının çoğul karakterine dair bir bütüncül yaklaşıma sahip olmasını zorunlu kılar.

O zaman en temel soru; Yaratılışın gerçekleştirilmesinden öte, yaratılışı başlatan Güç/Allah (Tanrı) ve yaratılış arasındaki mahiyetin neliğini tam olarak idrak etmeyi sağlayacak episteme/bilgi nasıl elde edilir? Bu bilgiye insan hangi vasıta ile ulaşabilir? Bu sorulara tam cevap vermeden külli bir akıldan söz etmek mümkün görünmemektedir. Akıl, deney gözlem ve buna dayalı felsefi yaklaşımların tam ve kuşatıcı bir yaklaşım ile bu sorulara cevap üretebileceğine dair kesinlik arz eden bir bakış söz konusu değil! Ki bu insanlık tarihi açısından da ispata gerek kalmayan bir bakışı taşımaktadır. Farklı inanç kümelerinin, farklı Tanrı tasavvurları ve dini uygulamaların buna dair sunduğu deliller ortada…

Modern yaklaşım ile başlayan süreçte mevcut/olana dair yaklaşım ve kesinlik arayışları ise yine de sorunlu bir yaklaşımı içermekte ve bu konuda da kuşatıcı bir yaklaşım geliştirmenin imkânsızlığı ortada durmaktadır. Ayrıca modern episteme, farklı türevlerine rağmen kendi iç tekliğini koruma konusunda da pek cimri davranabilmektedir. Çoğul karakteri onun tekil karakterini dışlamamaktadır. Bu da bize kuşatıcı bir bakışın tekil bir yaklaşımı ve bu tekil yaklaşımın çoğul karakterleri içermesi gerektiğini ilzam eder. İslam düşüncesi ve kendi iç çoğul karakteri yanında tevhidi duruşun temelini inşa eden iman ilkelerinin kuşatıcı boyutu da bu durumu gözler önüne sermektedir.

Mesele şu: insanı aşan, onun ulaşamayacağı biliş alanlarının varlığı; gaybi bilgi ve tarihsel derinlik gibi temel noktalar kadar, evrenin sonsuzluğu ve onu bilgi düzleminde ihata etmenin imkânsızlığı da bedihi bir gerçekliği işaret etmektedir. O zaman bu bilgi hangi düzleme ait olmalıdır? Tarihsel süreçte bu üç tarz ile karşılık bulmuştur: Birincisi, vahiy/ilahi bilgi… Allah tarafından seçilmiş bir Nebi ile insanlara gönderilmiş vahiy/bilgi ve onun açıklamaları… İkincisi ise; akıl üzerinden hareketle ve salt akla dayalı bir bakış üzerinden bir değerlendirme arayışları ki bunun çoğul karakteri tarih boyunca hep varlığını korumuştur. Üçüncüsü ise; Gönderilmiş bilginin süreç içinde geleneğe dönüşmüş hali ile akıl arasında kurulan ve değişen zeminler ve zamanlarda farklılıklar doğuracak bir yaklaşım üzerinden evren, insan ve Tanrı okumaları yapmaktır. Her üç halin kendisi bir çıkış arayışını temellendirmektedir. Ancak ilahi bilgi dışında kalan her iki bilgi süreçleri insanlığı felaha taşıyan bir yaklaşım geliştirmede hep akamete uğramıştır. Din ve vahiy ise geçici de olsa, insanlığın kurtuluşunu temellendiren bir bakışı inşa etmiş ve bir topluluk bunu belirli bir süre yaşamayı sürdürmüştür. İslam ise, bu meseleyi daha derinden çözüme kavuşturmuştur. Şöyle ki, önceki peygamberler ile gönderilmiş bilgi belirli bir süre sonra değişime uğradığını son gönderilmiş Kitap Kuran bize haber vermektedir. Ve son Kitap Kuran ise korunarak bin beş yüz yıl sonra hala ilk indiği konumu ve sahihliği korumaya devam etmektedir. Tarih boyunca insanlığın kurtuluşunu sağlama konusunda önemli adımlar atılmasına zemin oluşturmuş ve tarihsel bir sürekliliği muhafaza ederek dini emir ve nehiylerin varlığını sağlam bir zemine yaslandırmıştır. Siyasal tartışmalar ve benzeri alt düzlemde yaşanan gerginlikler hiçbir zaman kuşatıcı bir bakışı zedelemeye zemin oluşturmamıştır. İşte bu yüzden Külli bir akıl ancak sağlam, güvenilir ve kuşatıcı bir bilgiyi taşıyan İslam ve ona dayalı bir episteme üzerinden sağlanabilir.

Külli Akıl, külli bir iradenin ve bilginin temelini inşa eden vahyin ışığı altında ancak kendisini inşa edebilir. Ama bu inşanın gerçekleşmesini sağlayacak olan bakışın ipuçlarını da doğru kurmakta yarar var:

Külli bir Akıl için birinci temel ilke; sağlam ve güvenirliliği belirgin olan ilkelere dayalı olmasını sağlayacak bir zemine yaslanmasıdır. İşte bu vahyin ve nübüvvetin ‘delaleti kat’i ve subut’i Kat’i’ denilen temel ilkeye istinat edilmelidir. Yani haber hem kesinlik arz edecek ve hem de hangi anlamı ihtiva edeceği kesin olacaktır. Bu ilke bu işlevselliği sağlamaktadır. Ve bu bakış kesinlik arz eden bir yaklaşımı da içermektedir. Bu ilke bize tevhid ile çoğul karakter arasındaki dengenin nasıl kurulması gerektiği konusunda bir bakış sunacaktır. İkinci temel ilke ise; vahiy ve vahyin işaret ettiği zemini doğru anlamaya matuf vahiy dışında kalan biliş süreçlerini mutlaklaştırmadan ama bu temel ilkeler üzerine dayandırarak onların çoğul karakterini dışlamadan tevhidin çoğul tezahürünü doğru bir zeminde inşa edebilecek bir zemine yaslanmaktır. Böylece akıl, deney, gözlem, tecrübe ve benzeri biliş süreçlerini kuşatıcı bir akıl üzerinden yeniden inşa ederek varlık, varoluş ve var olma hallerini doğru bir zeminde kuracak bir yaklaşımı ilkeler düzleminde inşa ederek ortak bir idrake sahip olabilmeyi mümkün kılmak kolaylaşacaktır. Üçüncü temel ilke ise; varlığın boşuna yaratılmadığını idrak etmek ve anlamlandırmak ile birlikte bu idrake dayalı bir bakışın kurulmasını zorunlu kılmaktır. Bu noktada anlam ve anlama dayalı bakışın insan ve varlığın aşkınlığını sağladığı bir zemin olarak düşünmek ve onu ona göre düzenlemek asli bir konumu ihtiva etmektedir. Anlam ise ancak yaratıcı Kudretin gönderdiği bilgide açıklandığı biçimi ile temellendirilebilir. Varlığın ilişkisel zeminini de bu anlama göre yeniden kurma arayışı bizi Külli Aklın zemininin dayanacağı genişliği işaret eder. Dördüncü temel ilke ise; Külli Akıl; beşeri tecrübenin tek başına idrak edemeyeceğini dikkate alarak insanların ortak bir irade, algı, idrak ve anlayışa ihtiyaç olduğunu görerek ortak bir bakışı inşa etmelerini sağlamaktır. Herhangi bir beşeri tecrübeyi tek başına kesinlik derecesine çıkarmadan gönderilmiş bilgiye dayalı kesinlik sunan ‘vahyin ilkelerini’ dikkate alarak beşeri alanı çoğul karakteri üzerinden ama birliğe yönelik bir irade ve niyeti inşa ederek varlık sahasına çıkmayı zorunlu kılar. Beşinci ilkesi ise; varlığın yaratılışının temelinde var olan yaratılmışlığın sınırlılığı içinde bir nakısa taşıdığını ve bu yüzden ancak Yaratıcı Kudretin bilgilendirdiği şeyin kesinliği içinde kendi eksikliğini ve zaafını dikkatten kaçırmadan ortak bir iradeye yönelik bir yönelişi inşa etmektir. Yani insanlar kendi eksikliklerini bir başka insanın eksikliğinden veya fazlalığından faydalanarak giderebilmelidir.

İşte Külli Akıl, bu temel ilkelere bina edilmiş bir yapı ve akıl tarafından inşa edilerek insanlığın içinde bulunduğu bu çıkmaz sokaktan ve Kriz zemininden kurtaracak hamleyi yapabilir hale gelecektir. Bu noktada nitelikli ve elit bir entelektüel zemine olan ihtiyaç tartışmasız bir gerçekliğe sahiptir. Bu nitelikli ve elit entelektüel zemin güçlü bir ahlaki yapıya da sahip olabilmeyi başarmalıdır ki arzulanan kurtuluşun gerçekleşmesine zemin oluşturulabilir olsun…

 

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM