Makale
Hayat(lar)a Dokunmak
Çok konuşmak, daima anlatmak, her durumda nutuk çekmek bir problem.
Kendimizi hatip, bir şekilde karşılaştığımız kişiyi de muhatap alarak, her fırsatta inandığımız değerleri onlara anlatmak/taşımak gibi bir uğraşımız var.
Bir yere kadar bu anlaşılabilir ve gerekli ama esas kilitlenmemiz, odaklanmamız gereken yer burası değil.
Hayata taşımak ve hayatlara dokunmak noktasına gelince, orada çok topal olduğumuzu düşünüyorum.
Bu bağlamda muhatabımın hayatına nasıl dokunabilirim, nasıl katkı sağlayabilirim onun açmazına, sorununa, yaşadığı müşkül bir durumun çözümüne nasıl hayırlı bir yol açabilirim, onun için kördüğüm halini almış bu durumda fiili olarak bana ne düşer, gücüm oranında iz bırakır bir yardımcılık neyi iktiza eder? En çok bunu düşünmemiz gerekiyor.
Sadece anlatı veya sadece hayata dair anlatı ile hayata müsbet katkı mahiyet ve tesir açısından habbeden kubbeye çok farklı şeyler.
Kitapların tozlu sayfalarında kalmış, okuduğumuzda bizi çok sarsan önemli ve erdem yüklü kıssalar var.
Bu kıssaları yaşadığımız hayatta bir şekilde bizimde kişiliğimizi oluşturacak, muhatapta derin izler bırakacak farklı eylemlere dönüştüremez miyiz? Beni çok sarsan bu erdemli tavır bende nasıl makes bulabilir, benim de başkalarının hayatına dokunmamda nasıl bir katkı sağlayabilir, sorusu üzerinde düşünmemiz gerekmiyor mu?
Alıntı yaptığım kıssaya bakın.
Hiç anlatmamış, nutuk çekmemiş ama dokunmuş. Öyle bir dokunmuş ki derinden sarsmış, derin izler bırakmış.
AZ KURU!...
Üniversite'ye yeni başlamıştı.
Ekonomik durumu iyi deÄŸildi.
Ailesi yeteri kadar para gönderemiyordu.
Mühendislik okuyordu.
Çarşıda bir lokantaya girdi;
- “Az kuru alabilir miyim?” dedi.
- Lokantacı hali anladı.
Ağzına kadar dolu bir tabak kuru, bir de pilav getirdi, sadece az kuru parası aldı.
Öğrenci her gün “az" dedi; lokantacı çok verdi.
Yıllar geçti, okul bitti.
Yıllar daha da geçti.
Öğrenci zengin bir mühendis oldu.
Aklına "az kuru" geldi. Atladı okuduğu şehre gitti.
Çarşıda lokantanın olduğu yere gitti.
Baktı ki lokanta yok.
Hemen esnafa sordu:
- "Buradaki lokanta nerede, sahibi nerede? “
Esnaf,
- Lokanta kapandı, amca da az aşağıda oturuyor.
Tarif ettiler, gitti evi buldu.
Kapıyı çaldı.
Amca kapıyı açtı.
-Buyurun! Dedi.
- Amca ben yıllar evvel burada okudum.
Hep az istedim,
Sen çok verdin.
Amca öğrenciyi hatırlamadı.
O her öğrenciye öyle yapardı.
-“Hatırlamadım oÄŸlum, yıllar oldu.” dedi.
Öğrenci
- "Burada oturuyorsun galiba, ev senin mi amca dedi?"
Amca,
- "Yok oğlum kiradayız, hanımla ben idare ediyoruz." dedi.
Öğrenci
- Peki dedi. Gitti ev sahibini buldu.
Evi satın alıp amcaya verdi. Üstüne hatırı sayılır bir paket para da bıraktı.
Amca,
- Aman oğlum ne yaptın? Ne gerek vardı? dedi.
Öğrenci;
- Amca, senin az kurun olmasaydı ben aç yatar, aç kalkardım.
İhtimalle okulu bile bitiremezdim.
Şimdi öyle zenginim ki!
İnan benim sana verdiğim, senin bana verdiğinden daha değersiz.
Sen hakkını helal et o bana yeter.
Sarıldılar, ağladılar.
Yasin AYDOÄžAN

Henüz yorum yapılmamış.