Makale
Ankara, Duy Bölgenin Sesini
Güç potansiyelini gösteren parametrelerin günümüzde güç tanımlaması için artık yeterli olmadığını, farklı parametre ve paradigmaların da hesaplamaya dâhil edilmesi gerektiğini yaşananlardan öğreniyoruz.
Dünyanın büyük bölümünü ezikliğe sürükleyen süper güç tanımlaması, gelişmiş ülkeler algısının eskisi gibi yeterince ikna edici olmaktan çıkmaya başladığı günleri yaşıyoruz. Güç dengelerinde başka denklemlerin oluştuğuna, ideolojik etkilerin kaybolmasıyla uluslararası sistemin sorgulanmasına yol açmasıyla başka parametrelerin öne çıktığını görüyoruz.
Mesela bunun ilk işaretlerini emperyalistlerin Afganistan işgalinde gördük ama anlamlandırmaktan çok uzak bir akıla sahip olduğumuz için idrak edemedik. Coğrafi konumun çok önemli bir silaha dönüştüğünün / dönüştürülmesi gerektiğinin ve güç oluşturma stratejisinde önemli bir parametre olduğunu emperyalistler gördüğü için bu tür yerleri soft yapılanmalar (üsler-limanlar ve oluşturulan iktidarlar) yoluyla kontrol etmeyi, kontrollerinde tutmayı birinci politika haline getirdiler ama biz yani başımızdaki iktidarlar bu temel parametreyi hâlâ görmezden gelmeye devam ediyoruz, hatta görülmemesi için (bakınız internet haberleri: Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 12 Mayıs 2026'da yaptığı açıklamalarda Hürmüz Boğazı'nın bir silah olarak kullanılmaması gerektiğini vurgulamıştır) rol üstleniyoruz.
Bunun bir diğer göstergesi, Süveyş Kanalı'nda gemi arızasından kaynaklı trafiğin durmasıyla dünya ekonomisi üzerindeki etkileri aslında sömürge haline getirilmiş bölge halkına, bölgeyi sömürge haline getirmiş emperyalistlere karşı ne kadar büyük bir silaha sahip olduklarını gösterdi ama yine anlaşılmadı.
Bugün yaÅŸananlar birçok ÅŸeyi yine gösteriyor ama görmemeye devam ediyoruz ve görülmemesi için iktidarlar tüm imkânlarını seferber etmiÅŸ durumdalar. Bütün enformasyon engellemelerine raÄŸmen Hürmüz BoÄŸazı ile İran’ın tüm dünyaya nasıl diz çöktürdüğünü izliyoruz.
Hukuk oluşturmaya yönelik uluslararası kurumlar, bu kurum ülkeleri arasındaki adil olmayan temsiliyet gücü ve dengeler Filistin-Gazze meselesinde bir kez daha ve çok acı bir şekilde hiçbir işe yaramadığını malumun ilanı olarak defalarca gözümüze sokarcasına bize gösterildi ama hâlâ görmemekte inat etmeye devam ediyoruz. Bu aymaz alıklığımızdan dolayı da mikro parçaların sistematik bir bütünlük içerisinde değerlendirildiğinde nasıl bir güce dönüştüğünü / dönüşebileceğini anlayamıyoruz. Mikro parçaların / bölgesel unsurların sistematik bir bütünlük içerisinde bir güç parametresine dönüştürüldüğünde uluslararası eşitsizliklerde / adaletsizliklerde nasıl bir siyasi ve stratejik tehdide dönüştürülebileceğini bugün yaşananlar çok açık bir biçimde göstermektedir. Bunun anlaşılabilmesi için de fark edilmesi gereken sonuçları görebilirsek yeni sonuç çıkarımları mümkün olacak ve köklü değişikliğe yol açacak yeni bir anlam paradigması oluşturulacaktır.
Gücün tezahürleri üzerinden yeniden tanımlanması gerektiÄŸi ortadadır. İran, sadece ABD ile deÄŸil tüm dünya ile mücadele ederek tüm algıları darmadağın hale getirdi. Güç algısı ile düşünen insanlar, nükleer füzelerin dronlarla etkisiz hale gelmesi ya da mesela iki bin dolar maliyetli dron saldırısını durdurmak için İsrail’in ülke ekonomisine yüz binlerce dolar maliyeti olan füzeleri kullanmak zorunda kalmalarıyla basit bir stratejinin güç algısının derin paradoksları da içinde barındırdığını öğreniyoruz.
ABD’nin körfezde yaÅŸadığı hezimet ise ABD’nin süper güç olma vasfını gücünün derinliÄŸinden deÄŸil, salt ekonomik-teknolojik geliÅŸmiÅŸliÄŸinden deÄŸil, dünyada yarattığı sürekli geniÅŸletilmiÅŸ egemenlik algısıyla yürütmesinden kaynaklandığını anlıyoruz. Bu algının deÄŸiÅŸik yerlerde iflas etmesiyle sürdürülemeyeceÄŸini anlayan ABD derin devlet aklı, Trump gibi birini getirerek sadece politik olarak deÄŸil, egemenlik oluÅŸturma dış politikasını da baÅŸlatmıştır. Tüm bu olanlar, eskinin iÅŸlevsiz hale gelmesiyle yeni dış politikanın icrasıdır. Egemenlik oluÅŸturulmak istenen yerlerin güç merkezleri olması, bu güç merkezlerinin enerji havzalarının olduÄŸu ülkelerin yeni dünya sisteminde hangi rolü, nasıl üstleneceÄŸi, bunlardan mahrum olan bölge ülkelerinin bu yeni düzende yeri ve konumu ne olacak (bölgeye ABD’yi kim çağırdı sorusunun cevabı buradadır) sorunsalı, bölge ve ülkeler açısından çok önemlidir. Åžekillenmede gösterilen refleksler çok etkili olacaktır. Bölge, bölge ülkelerindeki lejyoner iktidarlar yüzünden yerli bir stratejiye hiçbir zaman sahip olmamış / olamayacağı deÄŸiÅŸik vesilelerle görülmektedir. Mesela OPEC (Organization of Petroleum Exporting Countries) ismi bile yabancı olan yapı, petrol merkezli ekonomi-politiÄŸini bile yerli deÄŸil ABD merkezli bir sistemle belirlediÄŸinden bölgenin dünya sisteminde herhangi bir avantaj elde etmesine hiçbir katkı saÄŸlamamaktadır. Duruma jeostratejik akılla bakıldığında büyük avantajların söz konusu olduÄŸunu ve bunun büyük bir silah olduÄŸunun görülmemesi mümkün deÄŸildir. Hürmüz jeopolitiÄŸi ile söz konusu petrol ekonomisinin nasıl güçlü bir denkleme dönüştüğüne bugün ÅŸahit oluyoruz. Mesela bölgenin stratejik gücünü anlamak, sahip olduklarının dünya sisteminin iÅŸlemesinde derin bir dinamizm unsuru olduÄŸunu anlamakla ortaya çıkacaktır. Bu anlaşıldığında coÄŸrafyaya ait birçok statik unsur dinamizm kazanacak ve dünya sisteminin oluÅŸumunda mazlum dünyanın aklının mobilize olmasına yol açacaktır. İşte mevcut savaşın emperyalistler tarafından en riskli yönü budur ve tüm iktidarları yoluyla bunun görünür olmasını engellemeye çalışıyorlar. DışiÅŸleri Bakanı Hakan Fidan'ın 12 Mayıs 2026'da Katar'da yaptığı açıklamalarda Hürmüz BoÄŸazı'nın bir silah olarak kullanılmaması gerektiÄŸi yönündeki açıklamaları ve üstlendikleri rolün yerli bir misyon olmadığını söylemeden geçemeyeceÄŸiz.
Bölgenin dünya sistemindeki derinliğini anlamak, bölge dinamiklerinin mevcut sistemde neden bu kadar etkisiz olduğunun sorgulanmasıyla gerçekleşeceği ortadayken bölge temsilcilerinin bu dinamikleri görmezden gelmesi anlaşılır gibi değildir.
Zaten bu ahval bölgeyi emperyalistlerin hanı haline getirmektedir. Bunun mümkünlüğü şu an tasavvur bile edilemese de yeni bir dünya sistemi için bölgenin istikrara kavuşması şarttır. Dünyanın huzura kavuşması için bölgede kalıcı bir güç dinamizminin inşası mutlak gereklidir. Bölge parametrelerinin güç unsuru olarak yeni sistem inşa edici dinamiği olarak kullanılabilmesi için bölge stratejisinin bir bütün olarak algılanması gerekmektedir ki öncelikle bölge halkındaki meselenin bir bütün olarak görülmeme algısının aşılmasıyla mümkün olacaktır.
Selam ve Dua ile
Veysel OCAK

Henüz yorum yapılmamış.