Sosyal Medya

Yazarlar

Hiçbir şey bitmiş değil!

Şaşmaz kadim hakikatin insanlığa yaptığı çağrı, yalnızca bireysel bir ibadet çağrısı değildir. Aynı zamanda bir “insanı koruma” çağrısıdır. Çünkü vahiy, insanın sadece ahiretini değil; aklını, kalbini, vicdanını, ailesini, toplumu ve medeniyetini de muhafaza etmeyi hedefler. Bu yüzden Kur’an’ın temel derdi, yalnızca günah listeleri oluşturmak değil; insanın hakikatle bağını koparan yozlaşmayı engellemektir. Bu yönüyle insan, sadece nefes alıp veren bir varlık değildir; aynı zamanda anlam kuran bir “proje”dir; “eşref-i mahlûk” projesi. Ona bu vasfı veren yaratıcısına nankörlük eden insan, tarih boyunca sayısız krizin de kaynağı olmuştur.

Bugün modern insanın yaşadığı en büyük krizlerden biri teknik yetersizlik değil, yön kaybıdır. İnsan bilgi çağında ama hikmetten uzak; iletişim çağında ama yalnız; özgürlük çağında ama tutkularının esiri hâline gelmiştir. “Heva” dediği şey tam da budur: İnsanın arzularını ölçü hâline getirmesi. Allah’ı unutan insan, zamanla gayesini de unutur. Bu, sadece dini bir kayıp değil; ontolojik bir dağılmadır. Öyle ki insan neden yaşadığını, neyin peşinde koştuğunu, ne uğruna yorulduğunu unutmaya başlar.

Modern yozlaşmaya karşı ilk ve en temel tavsiye, parçalanmış dikkati, ruhu ve dağılmış kimliği yeniden toparlamaktır. Yani hayatın merkezine yeniden Allah’ı yerleştirmek. Çünkü insan neyi merkeze koyarsa ona dönüşür. Para merkezdeyse insan tüketim nesnesine dönüşür. Haz merkezdeyse bağımlılıklar büyür. Ego merkezdeyse kibirartar. Güç merkezdeyse zulümbaşlar. Allah merkezdeyse dengedoğar. Tevhid yalnızca “Allah birdir” ifadesi değil; insanı ve hayatı parçalanmaktan kurtaran bir “merkez”dir. Modern çağın en büyük problemlerinden biri insanın merkezini kaybetmesidir. Bir nevi sanal merkezkaç kuvvetine maruz kalmasıdır. Kur’an ise insanı yeniden toparlayıp merkeze ulaştırma çabasındadır.

İstikamet bu merkezin hayata yansımasıdır. Trendler değişse bile, karakterin korunabilmesidir... Yani sırat-ı müstakim üzere kalmak. Sadece inanmak yetmez, istikrarla korumak gerekir. Çünkü modern dünya insanı sürekli savurur; bir gün moda olan ertesi gün değersizleşir, ahlak görecelileşir, doğrular elastikleşir. Böyle bir çağda kullanım kılavuzumuz, “sabit bir ahlaki omurga” öneriyor: Doğruluk, adalet, iffet, merhamet, emanet ve ölçü... Bunlar çağ değişse de değişmeyen ilkelerdir. “Dosdoğru ol” emri, aslında insanın iç bütünlüğünü koruma çağrısıdır.

Kalpte başlayan yozlaşma ile kalp hassasiyetini kaybeden insan zamanla hissizleşir. Merhamet azalır, vicdan sessizleşir, utanma duygusu zayıflar. Sürekli maruz kalınan şiddet, teşhir, tüketim, haz ve bencillik; zamanla insanın ruhunu uyuşturur. Bu yüzden Kur’an sürekli “tefekkür edin”, “düşünün”, “kalbinizle anlamaya çalışın” der. Çünkü düşünmeyen insan manipüle edilir; hissetmeyen insan ise zalimleşebilir.

Kendini tüketmeden de yaşanabilir; her şeye erişebilmek, her şeyi tüketmek zorundalığını doğurmaz. Modern sistem aşırılık üretir; daha fazla tüket, daha fazla göster, daha fazla kazan, daha fazla haz al... Fakat Kur’an itidali öğretir. İsrafı yasaklaması yalnızca ekonomik değildir; duyguda, düşüncede, davranışta, öfkede, sevgide, harcamada, arzuda bile ölçü tavsiye edilir. Çünkü insanı şerefli seçicilikte tutan özellik sınırsızlık değil dengedir. Bugün insanların tükenmişlik yaşamasının sebeplerinden biri de sürekli hız, rekabet ve performans baskısı altında yaşamalarıdır. Kur’an ise insanı fıtratına çağırır; dinlenmeyi, sükûneti, paylaşmayı, kanaati ve şükrü öğretir.

İnsan yalnız başına dağılmaya daha açıktır. Bu yüzden çevre belirleyicidir. İzlediği içerikler, vakit geçirdiği insanlar, dahil olduğu ortamlar insanı şekillendirir. Ruhu tüketen değil, besleyen insanlarla olmak; iyi dostluklar, ilim meclisleri, aile bağları kısacası istikamette birlik ruhuönemlidir. Modern çağ bireyi aşırı kutsarken insanı yalnızlaştırdı. Oysa yalnızlaşan insan daha kolay savrulur. “Kişi dostunun dini üzeredir” vurgusu, sadece dini kimliği değil; karakteri, ahlakı ve yönelişi de anlatır. İnsan birlikte yürüdüğü insanlara benzemeye başlar.

Vicdan güçlü olanın değil, doğru ve haklı olanın ayrıştığı “yürek terazisi”dir. Çürüme bireysel günahlarla başlar; adaletsizlikle kurumsallaşır. Gücün hakikatin önüne geçmesi, zayıfın ezilmesi, liyakatin kaybolması, insanların menfaat için susması toplumları içeriden çökertir. Kur’an bu yüzden adaleti imanın bir gereği olarak sunar. Hatta kişinin kendi aleyhine bile olsa adaletten ayrılmamasını ister. Çünkü adalet kaybolduğunda toplum ayakta kalsa bile insanlık çöker.

Bireysel ya da toplumsal sorun sadece boşluk veya mutsuzluk da değil; neden yaşadığımızı unuttuk. Sorumlulukları hassasiyetle hatırlatan Kur’an, “neyi”. “niçin” yapacağımızı da özenle anlatır. Sorumluluk/kulluk, insanı küçülten değil; toparlayan, diri tutan, dağılmaktan kurtaran bir bilinçtir. İnsan neden yaratıldığını bildiğinde acıya da başarıya da başka gözle bakar. Hayat yalnızca tüketilecek bir süreç olmaktan çıkar, emanet hâline gelir. Modern dünya insana sürekli “sahip ol” derken, Kur’an “emanet taşı” der. Çünkü sahiplik arttıkça korkular büyür; emanet bilinci arttıkça sorumluluk doğar.

İnsan, zorluklarla mücadelede her zaman aynı dinamik tahkimata sahip olamaz! Bu yüzden “alemlere rahmet” bir tavsiye ile “az ama sürekli” güzel işlerle uğraşması tahkimatını güçlendirecektir. Çünkü eksilme, değişme, yozlaşma bir anda oluşmaz; küçük ihmallerin birikmesi ve bir anda pıhtı atmasıyla bitkisel çürüme gerçekleşir. Korunma da büyük sloganlarla değil, küçük ama sürekli iyiliklerle mümkündür. Düzenli dua, namaz, Kur’an’la bağ, helal lokma, infak, tefekkür, nefis muhasebesi... Bunlar insanın ruhunu diri tutan şeylerdir. Peygamberimizin gece ibadetleri, sade yaşamı, merhameti ve tevazuu aslında modern insanın kaybettiği dengeyi temsil eder.

Bugünün en büyük tehlikelerinden biri de dikkat dağınıklığıdır. İnsan, sürekli meşgul olduğu için düşünemez hâle gelmiştir. Kur’an’ın en güçlü çağrılarından biri “uyanık kalmak”tır: Kendine dön, dur, düşün, fark et! Gaflet, en büyük tehlikelerden biridir. Çünkü insan bazen kötülük yaptığı için değil, uyuduğu için kaybeder. Modern çağın ekranları, hızları, gürültüsü ve tüketim kültürü insanı sürekli oyalayıcı bir uyuşukluğa hapseder. İnsan kendisiyle baş başa kalamıyor. Bu yüzden sık sık ölümü hatırlatılır. Bu hatırlatma korkutmak için değil, insanı uyandırmak ve diri tutmak içindir. Ölümü öldüren insan her türlü zorlukla mücadeleye hazırlıklı iken, unutan insan sınırlarını da unutmak gafleti ile debelenir durur.

Sonuç olarak Kur’an’ın ve sünnetin modern yozlaşmaya karşı sunduğu yol haritasınettir: Allah’ı merkeze koymak, istikamet üzere yaşamak, kalbi diri tutmak, ölçüyü korumak, adaletten ayrılmamak, güzel insanlarla birlikte olmak, kötülüklerden korumak, kendine kötüyü kötü iyiyi iyi olarak kabul ettirmek, anlamlı bir hayat yaşamak ve sürekli muhasebe hâlinde olmak... Çünkü mesele sadece çağın bozulması değil, insanın kendi özünden uzaklaşmasıdır.

Bütün dert, insandır!

Yani mesele iyi insan olma meselesidir!

Mehmet KAMAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM