Sosyal Medya

Makale

Bilip de Söyleyememek

Bazen birisi geçer karşınıza; ağzından dinden, adaletten, erdemden yana inci taneleri dökülür.

Ayetleri bir kalkan, hadisleri bir süs gibi kullanır.

O konuştukça sözler güzelleşir ama sözün sahibine baktığınızda ruhunuz daralır.

Çünkü kişinin sureti, siretine ayna tutmaktadır ve o ayna avazı çıktığı kadar bağırıyordur: "Ben göründüğüm kişi değilim. Ben bir at hırsızıyım..!"

Siz, o güzel kavramların böyle kirli ağızlardan dökülüşünü tiksinerek izlersiniz.

İçinizden bir çığlık yükselir; "Durun, aldanıyorsunuz! Bu adam sahtekâr!" diye haykırmak istersiniz. Ama kelimelerinizi ve öfkenizi düğüm düğüm yutarsınız.

Çünkü ispatı olmayan bir hakikat; kalabalıklara, konforlu yalanından daha ağır gelir.

Hele ki dinleyenler, aldanmaya dünden razıysa; yalanın o pembe örtüsünü hakikatin çıplaklığına tercih ediyorlarsa, sizin sesiniz sadece boşlukta yankılanır.

Son yıllarda yerelden ulusala, bir tiyatro sahnesinin tam ortasındayız.

Bir konuşana bakın, bir de onu coşkuyla alkışlayan kalabalığa.

Tek ayaküstünde kırk yalan söyleniyor ama bir kişi bile dönüp "Bu nasıl olur?" demiyor.

İşte o an insanın boğazı düğümleniyor. Bilmek, insana bu kadar acı verir miydi..?

İnsanoğlu, tarihi boyunca her türlü günahı işledi; vurdu, vuruldu, yamuldu, aptallaştı...

Fakat insanlık, haysiyetin bu kadar ucuzladığı, yalanın bu kadar kurumsallaştığı bir başka devir gördü mü acaba?

Kötülüğün bu kadar organize, iyiliğin ise bu kadar kimsesiz kaldığı bir dönem daha oldu mu?

İnsanın başını alıp gidesi geliyor.

Şehrin gürültüsünden, siyasetin kirliliğinden, sosyal medyanın o sığlığından ve korkak kanaat önderlerinden fersah fersah uzağa...

Bir dağ başında, rüzgârın sesinden başka sesin duyulmadığı bir kulübeye ya da hırçın dalgaların dövdüğü bir deniz fenerine sığınmak istiyor insan.

Sadece kendinle ve Rabbinle baş başa kalmak; maskelerin olmadığı, kelimelerin kirlenmediği o saf sessizliği dinlemek...

Veysel TEPELİ

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.