Yazarlar
Bağımlı Gençlerin Yeni İtaat Alanı
Ülkemizde hiç beklemediğimiz bir şekilde Amerikanvari okul saldırılarına uğradık. En güçlü değerimiz olan aile hakkında duyarlılığın arttığı bir dönemde yara aldık. Bu saldırılarda son yıllarda gelişen, ailenin değişim rüzgarının izleri var. Bu yazıda hadiseyi analiz etmek yerine bu noktaya nereden geldiğimize bakacağız.
1970’lerden itibaren yükselen Amerikan yaşam tarzı, suyun ortasına atılan taş gibi dalgalar oluşturdu. Meşum taşın dalgaları bize kırk elli yılda geliyordu. TV gibi medya vasıtalarından yapay zekaya evrilen süreçte taşın dalga etkisine anlık olarak maruz kalmaktayız. Ülkemizde bugün yaşanan değişiminin ilk örneklerine bir nesil öncesinde ABD’de rastlanmaktaydı. “Ben Nesli” kitabına bakılırsa o dönemde çocuğun ebeveyne karşı gelmesi övünç kaynağıydı. İlk “ben nesli” kimseye güvenmemek ve ebeveyniyle çatışma ile öne çıktı: “Onlar sana yapmadan sen onlara yap” mottosunu dile getirdiler. Öylesine bir ben dalgası gelişti ki, Colombia Lisesi’nde 13 çocuğun katili olan saldırgan, çektiği videoda şöyle diyecekti: “Hak ettiğimiz saygıyı sonunda görecek olmamız çok eğlenceli.” Bir neslin köklü değişiminde 1980’lere geldiğimizde o döneme kadar başkasına saygı değerli iken şimdi yükselişe geçen kavram “özsaygı” oldu. Böylece başarıya ve bir “değere” dayanmadan kendisiyle övünç duyan narsisist bir dalga yükseldi.
Türkiye’de de aynı dönemde itaatsizliğe dair bir örnek var. “Hababam Sınıfı” serisinde eğitim ortamı komedi konusu yapıldı. Rol model öğretmen itibarsızlaştırılırken, öğrenciler arasında lümpen tipler seyircinin gözünde yüceltildi. Eğiticiye itaat safderun olmak, uyumlu öğrenci olmak ise hamakat ehli ile eşdeğerdi. Bugün yaşanılan ailede aidiyet bağlarının çözülüşünün ayak sesleri duyulmaya başladı. Peki buraya nereden geldik?
Yeni neslin başlıca kaybı sabır duygusunun azalmasıdır. Bekleyerek elde edilecekleri kazanımlara mesafeliler. Ekranda “bir tık” ile ilerleme imkânı onları bambaşka bir benliğe sürüklüyor. Ekranda gezinen parmakları ile onlar bir jet pilotu kadar uçuş özgürlüğüne sahipler. Bu sebeple, gerçek hayatın ağır aksak hareket ortamına eklemlenmede zorlanıyorlar. Özellikle okul sürecinin “beklemeyi” gerektiren yönü onlar için çevrimdışı bir alan. Binlerce yıl insan azimle ve bekleyerek yol aldığı halde internetin icadıyla birlikte internet erişim kolaylığı bu özellikleri kısırlaştırmıştır.
İnsanı bir demir yığını gibi ekran önüne sabitleyen bir düzen… İnsan varlığının yaşadığı değişim tehdit boyutuna ulaştı. Bir araştırma verisinde; Japonya’da üç yüz bin gencin on yıldan beri online oyunlar sebebiyle sadece uyumak ve temel ihtiyaçları için cihazdan ayrıldıkları tespit edildi. Bu uç örnek, kitlesel anlamda bir neslin büsbütün kayıplar yaşadığını resmediyor. Bu değişimin başlıcası sabır özelliğidir. Aşırı ekran kullanımı “bekleyiş” yetisini baskılamaktadır. Gerçek hayatın kazanımları emekle ve bir dönemde elde edilir. Ekranda ise “bir tık” ile gerçekleşen sanal algı benlikleri dönüştürmektedir.
Aile ilişkilerine yansıyan ve mutsuzluğa yol açan bir tablo. En önemlisi, nefsine yüklenmeyi geçersiz kılan bir süreç. Tahammül, yani kelime anlamıyla “yük taşımak”, ilişkilerde sergilenen bir tutum değil. Günümüz insanını bir zihin konforu icat etti. Özellikle oyun bağımlısı gençler sadece internet ortamında güven içindeler. Çevrimiçi oldukları sürece “nefes” alıyorlar. Çevrimdışı alan yani gerçek hayat bu çocuklar için sanal bir alana dönüşmüş durumda. Hayatın bedellerini ödeyerek var olmak ağır geldiği için steril alanlarında, yani ekrandalar. Gerçek hayat sabrı, beklemeyi, yorulmayı, eleştirilme riskinin normal karşılandığı bir süreç. Bu strese katlanamayan çocuklar gerçek alanın zorluğu karşısında suça yönelebilmektedirler.
İnsan türünün donanım kaybettiği bir döneme girdik. Sağlıklı duyguları, espri yapmayı, hüzünlenmeyi, tepki vermeyi kendine zül sayan, kırılgan bir nesil! Okullardaki şiddet, uzun ekran saatleri ve oyunla gerçek hayattan kopan çocukların geldiği noktadır. Suçun, insan hakkının ve değerlerin yeniden belirlendiği ya da yitirildiği network içinde başka ne beklenebilir?
Bağımlı çocukların güçlü egosu karşısında direnç gösteremeyen ebeveynler mürebbi rollerini yitirdiler. Son zamanlarda katliam düzeyinde şiddete başvuran çocukları sınırlayacak bir güç açığı var. Eğitim kurumları da ebeveynler gibi çocukların güçlü egosu karşısında yetersiz durumda.
Buna karşın uzmanlar, çocukların uyumsuz davranışlarına karşın hoşgörülü olmayı telkin ediyorlar. Halbuki çoktan otoriteyi yani atalardan gelen rollerini terk etmiş durumdalar. Tabiat boşluk kabul etmediği için ailede erk çocuklara geçti. Yirmi yaşlara kadar uzun bir süreçte eğitilerek benliği inşa olan insan, şimdi bu dönemi oyun ve eğlence ile geçirmektedir. İnsan, insan ile egosunu terbiye eder. İnsan makine ilişkisi, onu tahmin edilemeyen bir mecraya sürüklemektedir.
M. Bayram AYAZ

Henüz yorum yapılmamış.