Makale
Dil Bilgisi Değil, Hal Bilgisi: Hayatın Anlamsız Boşluklarına İlgeç veya Bağlaç Olmak
Hatırlarsınız; o arka sıralarda, "Hocam bunlar gerçek hayatta ne işimize yarayacak, atomu mu parçalayacağız?" diye hayata gizli bir isyan bayrağı açtığımız o meşhur Türkçe derslerini... Tahtada tek başına hiçbir anlamı olmayan, boynu bükük ilgeçler ve iki kelimeyi birbirine bağlamaktan başka vasfı yokmuş gibi görünen bağlaçlar dururdu. O zamanlar bu kelimeleri sadece sınavı geçmek için ezberlenmesi gereken "gereksiz kalabalıklar" sanırdık. Meğer o zamanlar sadece kâğıt üzerinde köprü kurmayı öğrenmiyormuşuz; hayatın bize hazırladığı o büyük uçurumları nasıl geçeceğimizin, o boşlukları neyle dolduracağımızın gizli kodlarını alıyormuşuz.
Gençken hayatı; bağımsız ve görkemli cümleler sanıyoruz. Her olayın tek başına bir hükmü, her başarının sadece kendine ait bir ihtişamı var zannediyoruz. Oysa yaş aldıkça ve tecrübenin o bazen tatlı bazen acı suyundan içtikçe görüyoruz ki; o "manasız" dediğimiz sarsıntılar, aklımıza geldikçe mahcup olduğumuz hatalarımız ve sonradan ibretle baktığımız o keskin virajlar aslında kaderin kullandığı gizli bağlaçlarmış.
Rabbimiz, Kıyamet Suresi 36. ayette "İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanır?" buyururken, mevzu sadece ontolojik bir varoluş gayesi değilmiş. Bu aynı zamanda imtihan sürecinin, her birimizin hayatına bir hikmet gereğince nakşedilen o muazzam senaryonun da özetiymiş. Kader, bize takdir ettiği o eşsiz hediyeyi sunarken, bazen hiç istemediğimiz, birbiriyle alakasız görünen olayları birbirine düğümleyen o görünmez ilgeçleri kullanıyor.
Bazen hayatımızda öyle bir an olur ki, kendimizi tek başına hiçbir manası olmayan bir ilgeç gibi hissederiz. Bir işin ters gitmesi, bir kaybın yaşanması ya da rastlantıdan öteye gidemeyecekmiş gibi duran talihsiz bir karşılaşma... Tek başına bakıldığında eksik, hatalı hatta tevbe gerektiren bir cürüm gibi duran bu anlar, zamanın terazisine çıktığımızda hayret verici bir tabloya dönüşür. O "kusurlu" dediğimiz taş, bir sonraki hayırlı olayı o kadar net bir şekilde yerine raptetmiştir ki; o bağlaç olmasaydı cümle devrilecek, anlam kopacaktı. İnsan, geçmişindeki o "anlamsız veya hatalı parçaları bir araya getirdiğinde; yamuk duran ama teraziye alındığında yıkılmayan o duvarın, aslında tam da o boşlukları dolduran bu parçalar sayesinde ayakta kaldığını fark ediyor. Kerih zannettiğimiz her şeyin, doğru bir bağlaçla hayra evrilebilmesi meğer kaderin en zarif, en minnet dolu sanatıymış.
Görüyoruz ki; tek başına manasız görünen tüm yaşanmışlıklar, aslında farkında olmadığımız o derin boşlukları nezaketle kapatıyor. Bizler, hayat kitabımızı okurken bazen sadece büyük harflere odaklanıyoruz; oysa asıl hikmet, o küçük ilgeçlerin ve bağlaçların kurduğu muazzam köprülerde saklı.
Şimdi o eski okul sıralarına dönüp, o gün küçümsediğimiz o küçük kelimelere bir selam vermenin vaktidir. Çünkü bugün anlıyoruz ki; hayat bir dil bilgisi kuralı değil, bir hal bilgisidir. Ve bizler, en kırık dökük anlarımızdan bile en şahane hikmetleri inşa eden o büyük kudretin, bize sunduğu kaderi birer hediye gibi göğsümüzde taşıyoruz. Okuyabilene ve anlayabilene ...
Kamil GÜNEN

Henüz yorum yapılmamış.