Yazarlar
Kalp Acıkır ve Ramazan İle Doyar
Adem “yeme yasağı”nı ihlal etmesi sebebiyle dünyaya tenzil edildi. Yasak meyve ihtiyaç duyulan bir nesneden çok arzular üzerinde gerçekleşti ve İbrahim’in evladı ile imtihan edilmesi türünden zor bir sınav değildi. Yeme fiili üzerine kurulu bir hikmetti. İnsan yeme dürtüsüyle yaratılmıştı fakat sınır koyması isteniyordu. Kendini bilmek kadar insanın kendini tutması da bir ödevdir. Bir vakte kadar karın doyurma ihtiyacı takdir edilmiştir. Melekler bu ihtiyaçtan azade olduğu halde hayvanların biricik güdüsü besin arayışıdır. Ruhu meleklerle karılmış, bedeni hayvanlarla ortak özellik taşıyan insan, bu zıtlıklar içinde nasıl yol bulabilir?
Bebeğin ilk fiili süt emmesidir. Beslenmenin ötesinde bir haz bağımlılığı gibidir. Öyle ki binbir lezzet kendisini beklediği halde ilk damak tadını bırakmak istemez. Böylece yeme hazzı bir tutku olarak alışkanlığa dönüşür. Damağa yerleşmiş haz reseptörleri süreçte benliği ele geçirir. Yeme eylemi giderek kontrol edilemeyen psikolojik tatmin aracına dönüşür. İnsanın ruhsal melekeleri örtülmeye, beşerî özellikleri güçlenmeye başlar. Bedenle ruhun kaçınılmaz bir şekilde iç içe oluşu, oruçla bir kez daha anlaşılır.
Ramazan ayında kontrolün kaybedildiği bir zamanda sindirim çarkı aralanır. On bir ay aç kalan ruh gıdalanmaya başlar. Beden yorulunca ruh dinginleştiği gibi beden gıda yüklenmediğinde ruh hafifler. Öyle ki aç geçirileceği bilindiği halde Ramazan, günler öncesinden heyecanla beklenir. Damak hazzı ile yaşamaya aşeren insan neden bu hazza ket vurulan ayı sever? Adını koyamadığı bir sürur benliğine dokunur. Bir vuslat hissi ile sarılır Ramazan’a. Bazen hava sıcaklığı bazen günün uzunluğu oruca eklenecektir. Recep ve şaban onun özlemiyle geçer. Açlık günlerinde kalbin doyumu için gün sayılır. Ramazan gelir fakat bir bakarsınız günler geçivermiş ve elveda nidaları yükselir. Bir sadık dosttan firak zamanı yaklaşınca hüzün çöker.
On bir ay öğün atlamadan geçiren kişi Ramazan’a neden özlem duyar? Ramazan gönülleri telif etmeye gelir çünkü. Kişi aç beklerken gönle yönelmiş ilhamların yolu açılır. Gönüller Ramazan’ın latif ikliminde gergefe çekilmiş bir kumaş gibidir. Nakkaş kalbe nazar eder. Her kumaş kendi değerince işlenir. Benlik, bedenin sindirim prangalarından kurtulur. Kalp, sarraf tezgahında işlenir. İlham ve hikmetlerle dolar. Bedenin oruçla ödediği bedel, gönül doygunluğuna kapı aralar.
Ramazan aynı zamanda bir dünya nimetidir. Kişisel gelişim ve NLP gibi irfan yönü olmayan akımların ötesinde, insanı bütüncül bir disipline sokar. Kitlelerin can çekiştiği ruhsuz bir dünyada, kalpleri teskin eder. Kendini dünyaya salınmış bir nesne gibi algılayan ruhlar için bir nimettir. Açlıkla, susuzluklar ruhu terbiye eder. Hikmet odur ki ağza vurulan mühürle birlikte kula düşen dili ve gözü de tutmaktır. Ramazan’ı zirvede yaşayanlar; dil, göz ve kalp orucu tutanlardır. Bunlar için neşe ve sevinç ayıdır. Her dem onun ılıman ikliminin esintisini hissederler.
Oruç tutmanın hikmeti kendini tutmaktır. Sabır ve metanetle bekleyenlerin şahsiyetleri inşa olur. Kalbini arzulara karşı tutanlara tevekkül ve kanaat kapıları açılır. Bin bir dert ile inleyen kalplerin yaralarına dokunan bir şefkat elidir.
Tüketme çarkını durduran kişiye kendine dair farkındalık yolu açılır. Kalabalığa uyum ile başlayan alışkanlıklar ve takıntılar bir setle karşılaşır. Ramazan, etrafında dönüp durduğumuz metanın (eşya), hakikatine karşı hakiki bir bakış kazandırır. On bir aydan öte bir ömür sırrı çözülemeyen mübah, meşru ve helal olanın insanın ilerlemesine nasıl ket vurduğu anlaşılır. Elbette hayatın idamesi için lüzumlu olan yeme içme zaruri bir ihtiyaçtır. Ruhbanca yemeden içmekten kesilmek söz konusu olamaz. Vurgu yapılan şey hayata yönelmiş iştahın esaretine dikkat çekmektir.
Ramazan’da yeme içmenin terki bir ceza mıdır? İfrata yönelen Hindular gibi mazoşist bir arınma değildir. İnsana özgü sınırlar içinde bir bedeldir ve aşırılık yoktur. Nefsinin üzerine gidenler için eşsiz bir riyazet yoludur. Her kişi için nefs terbiyesi gereklidir. Çünkü nefs kötülüğü emretmektedir. Zira tok karınla eşyanın hakikatine gidilebilir mi? Ramazan adını koymadan nefslerine zulmedenlerin imdadına yetişir. İnsan zaaf içinde olduğu için mücadele etmede irade zayıflığına sahiptir. Oruç ruhu açlıkla besleyerek bedenin sahip olmadığı irade gücüne ulaştırır.
Orucun ruhsal güç kazandırması bulunmaz bir nimettir. Yeme içme zaruretinin gerçekliğine karşı, orucu arkasındaki manayı düşünerek yerine getirmek bahtiyarlıktır. Ancak bundan gafil olarak sadece aç bekleyenlerde az değildir. Kur’an-ı Kerim’de “muhakkak ki nefsini tezkiye edenler kurtuluşa ererler” buyrulmuştur. Nefsin kurtuluş anahtarlarından biri de Ramazan’dadır. Ramazan aç kalma ayı değil, arkasındaki hakikati görerek kalbin incelme sağlayacağı bir değerdir. Ramazan, anlamsız çöküş sürecini durdurup, beşer sıfatından insana rücu ettirir. Hazzın kalbi körelten bataklığından kurtulma çırpınışlarını, insanın iradesinden alıp Rahman’ın irade ve tecellisinde karara bağlanma zamanıdır. Bu nimet, öyle bir imkândır ki, insanın kendi başına çok zor elde edebileceği belki de hiçbir zaman elde edemeyeceği bir kendini bulma fırsatıdır.
Ramazan’ın hikmeti ve manası vardır. Beşer olmanın mekanik algısından azat olan oruçlunun nefesinden ilahi nefhalar belirir. Tenden cana hulul eder insan. Zaman, mekân ve eşyanın suretinden, sirete bir yolculuktur.
M. Bayram AYAZ

Henüz yorum yapılmamış.