Sosyal Medya

Makale

Kasvet Çağı

Modern çağı, “kasvet çağı” diye tanımlasak acaba abartılı bir isimlendirmede bulunmuÅŸ olur muyuz? bilmiyorum… Görünen o ki çaÄŸdaÅŸ insanın kasveti hiç bitmiyor, tam aksine bir salgın gibi tüm insanlığı tehdit ediyor…

Kaybolan anlamlar, bulanıklaÅŸan amaçlar, çürüyen idealler, ertelenmiÅŸ yaÅŸamlar, cevapsız sorular, çözümsüz çırpınışlar, geçiÅŸtirilen görevler, kâbusa dönen rüyalar bu kasvetin yansımaları olsa gerek…

Ruhu daraltan, düşünce melekelerini donduran, iradeyi çökerten, idraki bulandıran, kalbi kuşatan bu marazi hâl, hayatı çekilmez kılıyor.

Peki nedir bu kasvet?

Üstümüze, içimize, sinemize sinen bu sis… İçimizi kemiren bu uÄŸursuz virüs?

Yorgun, yılgın, bitkin, bezgin, bedbin ruh hâlleri hangi kasvetin sonucudur?

Kasvet ile malul ruhlar; tahammülsüz, takatsiz, doyumsuz, güvensiz, huzursuz… Hayra alamet olmayan bir durum…

Umutsuz, uyumsuz, uykusuz yığınlar kaygılı, kederli, hüzünlü ve agresif…

Duygular mat, davranışlar kaba ve katı, düşünceler dar ve donuk…

Kasvet bulutları dünyamızı karartıyor… İtinasız, inÅŸirahsız, insicam­sız insanlarımız içten içe eriyor… Artık bol ışıklı, çok sesli, renk cümbüşü yaÅŸamlar huzur vermiyor…

Bu ağır kasvet dalgası önce kalbimizi vurdu… KalpsizleÅŸtik…

Bu çağın en büyük günahı kalbi katletti… Kaskatı kesildi…

Kasvete kurban gitti… Gaflet ve kasvetin kucağında insanoÄŸlu fıtratla zıtlaÅŸtı. Hakikate karşı duyarsızlaÅŸtı. Bedenine yatırım yaptı, ruhunu aç bıraktı…

İslami ve insani deÄŸerler dumura uÄŸradı… Vicdan, insaf, erdem, edep, iyilik, insanlık, merhamet, sehavet, ÅŸefkat gün geçtikçe gönlümüzden ve gündemimizden çıkıp gidiyor…

Peki bu kahredici kasveti nasıl tedavi ve telafi edebiliriz?

Tatil, turizm, daha çok tüketim, müzik, oyun, eğlence, spor, doğa, deniz, gökyüzünün mavisi, ormanın yeşili, altının sarısı, gümüşün beyazı ile telafisi mümkün mü?

EÅŸya, meta, madde, moda, marka, model tutkusu bu derde deva olur mu sizce?

İmaj, prestij, makyaj, maske, estetik, sentetik, kozmetik gibi tutkular kasvetimizi giderebilir mi?

Maskelerimizin tezyin ve teÅŸrifatı, lüks ve görkemi ruhumuzdaki acıyı alır mı, bilmiyorum…

Rahmet kıtlığına maruz kaldık… Bereket yoksunu olduk… Merhamet fukarası bir topluma dönüştük… Huzura hasret kaldık… Çünkü kasveti kanıksadık… Konforla gelen kasvete direnemedik…

HuÅŸu ve haÅŸyetimizi yitirdik… Kulluk ve kardeÅŸliÄŸimize yara aldık… Benliklestik, bireyselleÅŸtik…

Günün sonunda bu amansız illet kasvetini aşabilecek miyiz, yoksa alışmaya devam mı edeceğiz?

Şayet bu gidişattan müzdarip isek Rabbimiz teşhisi koyuyor ve bizi uyarıyor:

“İman edenlerin, Allah’ın zikri ve Kur’an’dan inen gerçekler karşısında kalplerinin saygı ve ürpertiyle yumuÅŸayıp Allah’ın emirlerine tam teslim olma vakti hâlâ gelmedi mi? Sakın onlar daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar. Çünkü o kitap verilenler, vahye muhatap olmalarının üzerinden belli bir zaman geçince, artık ona olan saygılarını yitirmiÅŸler ve neticede kalpleri katılaşıp kesilmiÅŸti. Onların pek çoÄŸu Allah’a itaattan ve dinin sınırlarından çıkmışlardır.” (Hadîd-16)

Anlıyoruz ki, kasvetin asıl nedeni, İslami sorumlulukları ertelemek ve geçiÅŸtirmektir… Sürece yayılan yükümlülükler en büyük yozlaÅŸma nedenidir.

Kasvetin ilacı, imanın gerektirdiÄŸi tüm mükellefiyetlere ciddiyetle yönelmektir… Kullukta tutarlı ve kararlı olmaktır.

Bu baÄŸlamda kasvetle savaÅŸta en temel dinamiklerimiz nelerdir diye soracak olursanız… HuÅŸu, haÅŸyet, takva, teslimiyet, tevekkül, tefekkür, tilavet, teheccüd, tevbe, tevazu, zikir, dua, sohbet, secde, sadık dost, mücahede ve mücadeledir… Bir de helal kazanç…

Åžimdi tezkiye ve terbiye günlerindeyiz… Arınma eylemini, adanma bilincini kuÅŸanmak zorundayız…

Günahla kirlenen bakışlarımızı, belleÄŸimizi, benliÄŸimizi temizlemek durumundayız…

Bir acil eylem planına ve açılımına muhtacız… Hemen, ÅŸimdi, burada… Ertelemeden, geçiÅŸtirmeden, gevÅŸemeden… Bugün kasvetle savaÅŸ günü…

Ramazan KAYAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.