Sosyal Medya

Yazarlar

Yitiği Aramak Ya da Eldekini Görememek

Küçük tren istasyonlarının küçük kasabaları vardır. Tozlu yeşilin ardında, yamaca doğru koşan çilli sarışın anızlar, asfaltı paramparça yolun kıyısında soluklanır.

Acelesi olmayan vaktin içinde eriye duran çay, istasyonun taş duvarlarında önemsiz bir yankı ile gezinir. Emekli hareket memuru, yüz yıllık uykusunda seferberlik günlerinin uğultusuna gömülmüş, şifreli telgraflarda geçen ismi ile gurur duymaktadır.

Küçük tren istasyonlarının küçük kasabaları vardır. Kiremitleri yosun tutmuş çatıların bacalarından yükselen incecik dumanlar, hayat emaresinin biricik kanıtıdır vagon penceresinden bakmakta olanlar için.

Halbuki yamacın ardında, birden çukura düşen bu kasabalarda sabah mahmurluğu, kuşluk zindeliği, ikindi tevekkülü, akşam telaşı, yatsı rahatlığı vardır. Vaktin sesi ve rengi, bütün bir günü idare etmektedir buralarda.

Neden yollarda olduğunu kendisine tam olarak anlatamayan yolcu, kirli vagon penceresinden akıp giden, ardında kalan bu kasabaları mezarlık gibi görmektedir. Akıp gidenin kendisi olduğunu bildiği halde.

Yitik bir şeyler var. Meçhul bir bekleyen ya da hiç tanışılmamış bir beklenilen. Kıyısından geçip gittiğimiz yol ayrımlarında, bir göz kırpma anımıza denk düşen görmezliklerimizde, tekinsiz sayıp uğramadığımız kuytularda, dahasını ummalarımızda yitirdiğimiz şeyler.

Kimsesiz, virane bir hane gördüğümüzde, tarumar bahçesinde bir zamanlar sanki bulunmuşuz, mutfağından annemiz bizi çağırmış gibi hissederiz. Bir nedenimiz yok iken, yol ayrımlarına sapmadığımıza pişman olmak da.

Yanıbaşından geçipte uğramadığımız şehirler, kasabalar, köyler ardımızda kaldıkça, yitik şeylerimizi bulacağımız yeri es mi geçtik duygusu. Yitiklerimizin tekmilini bir arada bulacağımız umudu ile aniden durup, yol üstü, yalnız bir evin kapısını çalma isteği…

Arif Arcan

1 Yorum

  1. Mustafa Öner

    Ekim 31, 2025 Cuma 12:00

    Ve aniden durup kapısını çaldığımız evin kapısı açıldığında; o da ne? Bir kalabalık; bilinen ne kadar enstrüman var ise onların gürültüsüne kadın erkek kalabalığın sesi, ne kadar türkü var ise kara tirenden başlayıp, yüce dağ ılgaza, on yılda on beş milyon genç yaratmışlıktan, falancanın askerlerine kadar... Ve tiren anıt istasyonunda durur!

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM