Sosyal Medya

Makale

Dinin özünde özgürlük karşıtlığı yoktur

  İslam’ın, tüm ideolojilerin hedefi olan insana eğilişi, insan hayatına bakışı onu değerlendirilişi ve sorunlarını çözümleyişi son derece hassastır. İslam, insan hayatının bütün evrelerini birleştiren, bütünleştiren ve topyekun insanlığın biricik yaşama şekli halinde ve gerçek hayatın müjdecisi olarak takdim eden ilahi bir düzendir.

  İslam dini, özgürlüğü insan hayatının anlamını gerçekleştiren şey olarak görür. Gerçek özgürlük Allah’a kulluktadır. Bu kulluk bilinci kaybolduğunda insan adeta ölür, velev ki yiyip içip dolaşsın...

  Din ile özgürlük hiçbir zaman karşı karşıya gelmemiştir. Dini, özgürlükleri baskı aracı olarak kullananlar, kendi yorumlarını insanlara dayatanlardır. Dinin özünde özgürlük karşıtlığı yoktur. İslam, akla, düşünmeye, tefekküre, taakkula, tedebbüre, özgürlüğe saygı duyan bunları teşvik eden dindir...

  Mekke oligarşik şirk devletinde kölelik bir kurum idi. İnsanlar alınıp satılıyordu köle pazarlarında. Kölelik nehrini kurutan İslam olmuştur... Kuran’ın diriltici nefesiyle köleleri özgürlüğe kavuşturmanın önemini biliyoruz. Öyle ki kölelerin özgürlüğe kavuşturulması Allah a yaklaştıran bir ibadet ve Müslümanlardan günah işleyenlerin günahına kefaret olmaktan başka İslam devletinin genel gelirlerinin sarf edildiği belirli alanlardan biridir.

İslam’ın gelmesiyle kölelik düzeni tedricen ortadan kalktı. Müslümanları köle azad etmeye teşvik etti. Köleler gerçek özgürlüğü İslam’a sarılmakta, Allah a kullukta buluyorlardı. La ilahe illallah diyerek gerçek özgürlüğe kavuşan kölelerin çokluğu köle borsasını tepe-taklak etmişti...

  Allah’a karşı sorumluluk gerçek özgürlüğü getirir, nefsinin her istediğini yapan adam, canının her istediğine köle olmuş ve onu put edinmiştir. Burada ilahi sınırları korumak gerekir. Helaller ve haramlarda evet ve hayır demeyi bilmelidir. Çünkü Allah a iman edene mümin denir. Mümin özgür iradesi ile içten gönüllü bir tercih sonucu ulaşılan güven halini ifade eder.

  Bu noktada Allah da kendisine mümin demektedir. Şu halde burada karşılıklı güven söz konusudur. Bu ise insanı özgürleştiren bir durumdur. Çünkü insan kendi tercih ve kararlarından dolayı güven hali yaşar. Ancak kendi tercihleri ile yaşanan bir hayat özgür hayattır.

  Özgürlükten maksat, insanların davranışları, adaletle ve ölçülü İslami değerlerle dengelemektir. Yoksa hayvani içgüdülerin serbestçe tatmin edilmesi değildir. Özgürlük esaretin karşıtı olarak düşünülürse haklı bir talep gibi görülebilir. Fakat birçok kimsenin sandığı gibi kuralsız yaşamak ise, bu ne mümkün ne de doğru olan bir şeydir.

  İslam insan aklı üzerindeki her çeşit baskının kaldırılmasını amaçlar. Aklın üzerindeki baskı derken aklı her türlü şartlanmadan korkutmadan ve düşünce alanının daraltılmasından söz ediyoruz. Düşüncenin önünün sonuna kadar açılması iyiyi kötüden temyiz edebilen aklın kirlerden arındırılması salim akıl diye nitelediğimiz üretmek, konuşmak, fehmetmek melekesinin ortaya çıkmasını temin eder.

   İşte düşünmekten, akletmekten, fikretmekten korkmayan baskılardan arındırılmış bu akıl İslam’ın muhatabıdır. Aklın üzerindeki baskı kalktığında hiçbir zorlama ve ikraha tevessül etmeden İslami teklifler insanlara sunulur. Böyle salim bir aklın İslam gibi doğrulardan oluşan bir dine itiraz etmesi düşünülemez. Ama yinede dileyenin iman etmesi dileyenin reddetmesi kendi tercihine kalmıştır.

   İnsanlar dinlerini seçme konusunda serbest bırakılmıştır. Dinin kabul edilmesiyle birlikte kulluk görevi başlar. İslam’a göre Allah tan başka hiç kimseye hiçbir otoriteye kulluk edilmez. Tevhidde de, taatte de İslam’ın bütüncül anlayışı hâkim olmak zorundadır. Kulluğa da, itaate de layık olan yalnızca Allah tır. O âlemlerin rabbidir.

   İnsan yalnızca yaratıcıya kulluk ettiği sürece eşrefi mahlûkattır. (Tin-4)Zira insan yeryüzüne salıverilmiş önemsiz gereksiz bir varlık değildir. İslam, insanı yaratılmışların en şereflisi kılarak onu vahyin muhatabı kabul etmiş kulluğa davet etmiştir. İnsana düşen, vahyin istediği şekilde kulluk etmektir. Bu onu kullara kul olmaktan kurtarıp yalnızca Allaha kul olmaya sevk eder. İnsanın Allaha kulluk görevlerini yerine getirirken gerçek özgürlüğü de elde etmiş olur.

   İbadetler, sevgi rahmet, şükretmeye, boyum eğme mantığıyla yapıldığı zaman bir anlam ifade edebilecek salt şekilsel olmaktan çıkacaktır. Zorlama yoktur, tercih vardır, laubalik yoktur. Ciddiyet şuur teslimiyeti vardır. Başıboşluk, sınırsızlık, sorumsuzluk yoktur. İhlas vardır. İbadetler o zaman bir anlam ifade edecektir.

   Allaha kullukla diğer kullukları birbirine karıştırmamak gerekir. Hayatın içinde gerçekleşen efendi-köle kul ilişkisiyle duygusal yönden başka insanlara yaratılmışlara olan bağımlılığın tehlikeli oldukları ve İslam’ın bunlara mücadele ettiği bir gerçek. Allaha gerçek manada kulluk edemeyenler her an başka kullukları yerine getirmeye mükelleftirler. Onun için kula kulluktan kurtularak âlemlerin rabbine kulluk için yapılan her şey ibadettir aslında. Zaten hayatın tamamının bir ibadet hususiyetine dokunması gerekmiyor mu? İbadet, gerçek özgürlüğün kula kul olmaktan kurtulmanın ve varlığın sahibine yönelmenin adıdır.

    İslam’ın insanlara vaat ettiği özgürlük ile modernizmin sunduğu özgürlük anlayışları birbirine karıştırılmakta. Modern dünyada özgürleşme adına üretilen hemen her mekanizma insanları bir yandan gönüllü köleliğe itmekte diğer yandan da yabancılaştırılmaktadır. Özgürlük her istenilenin yapılması daha çok şeye sahip olunması hakkı olarak tanımlandığı zaman, bazılarının özgürlüğü diğerlerinin köleliği anlamına gelmektedir. Bu ikilemden kurtulmak için özgürlüğü İslam da aramak gerek.

   Özgür olmak, İslam inanç sisteminin ilk koşuludur. Özgür olmayan kişi Allaha ibadet edebilmek için öncelikle özgürlük mücadelesi vermek zorundadır. Özgürlük, beşerden insana dönüş yolundaki engellerin ortadan kaldırılması demektir. Özgürlük maddeyi aşmak ona hükmedebilmektir.

   Modernizmin özgürlük tanımının altında yatan emniyet duygusu farklı bir kölelik ilişkisini ortaya koymakta. Bu özgürlük anlayışında birey kendisini tanrısal güçlerle donanmış sanmakta kendisine tapmaktadır adeta. Aklını ve hevâsını ilah edinenler uyuşturucu bağımlıları gibidirler ve özgür olduklarını sanırlar. Oysa insan olma sıfatı ortadan kalkmakta, aklın ve hevânın ilah edinilmesiyle.

   Özgürlüğü yalnızca negatif bir kavram olarak tanımlamak doğru değildir. Her şeyden önce özgürlüğü merkezden kopuş olarak görenler özgürlük ile kimliksizliği birbirine karıştırıyorlar dense yanlış olmaz. Zira özgürlük bir köksüzlüğü, aidiyetsizliği ortaya çıkarmaz. Modern birey özgürleşme adına yersiz yurtsuz olmaktadır. Bu doğrudur, ancak İslam ile kazanılan özgürlük sonlu ve sınırlı olanlardan kurtulup sonsuz ve ebedi olana doğru koşmak o yolda kemale ermektir. Bu anlamda özgürleşmek yalnızca yatay değil dikey bir süreçtir aynı zamanda. İnsan kendine ayak bağı olan engellerden kurtuldukça yücelmektedir. İşte İslam adına ortaya çıkan yapılanmalar Müslümanların her biri için yücelmenin yolunu açıyorsa güzeldir.

  İslam, gerçek özgürlüğü bağışladı insana. Din adına, dinsizlik adına eli kolu bağlı insanı serbest hale getirdi.

   İnsan, İslam’la bin bir put, tasvir esaretinden kurtuldu. Bugün bile Avrupa da birçok kişi Müslüman oluyorsa, inceleyiniz sebebi, ruhun selametine kavuşma isteği, yani özgürlük hareketidir.

   Özgürlük ve İslam iki mücevher gibi birbirine geçmiş durumda. Sahici ve kalıcı özgürlüğün ve güvenliğin tek adresi İslam dinidir.

Velhasıl insanı ayakta tutan esas muharrik gerçek özgürlük Allah a kayıtsız şartsız bağlılıktır. Sünnetullah gereği insanın görevinin boyutunu bilmesi gerekir. Sınırsızlık ve başıboşluk yoktur.

<<İnsanoğlu başıboş bırakılacağını zanneder. >>(Kıyamet 75/36)

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.