Sosyal Medya

Makale

Meryem'in Kıymeti

-Sözün kime ait olduğunun belirlenmesi-

Herhangi bir dilden diğerine yapılan çeviri faaliyetlerinde ilk metnin aslına sadık kalmanın büsbütün mümkün olmadığı bilinir. Kur’an çevirilerinde de bu böyledir. Her tercüme yeni bir metin inşa eder ve farklı yorumlara kapı aralar. Kur’an’ın ilk muhatapları, onunla aynı dili konuştuklarından bu çevirilere ihtiyaç hissetmemiş ayrıca indiği sırada gerçekleşen olaylara bire bir vakıf olduklarından onun muradını rahatlıkla anlayabilmişlerdir. Nitekim Kur’an anlaşılmak için “kolaylaştırılmış” olduğunu söyleyerek bu türden çabalara bizzat yardım edeceğini de ifade etmektedir. Bilindiği gibi; noktalama işaretleri, müslüman olan ama Arapça bilmeyen ve onun nüzulüne tanık olmayan milletlerin ilgili metni doğru anlayabilmeleri için sonradan konulmuştur. Şüphesiz Kur’an’ın doğru anlaşılmasının önemli şartlarından biri de bu işaretlere dikkat etmektir. Zira bunlar sözün bittiği ve başladığı yerleri gösterirler. Böyle olunca kimin konuştuğu da bu işaretler marifetiyle bilinir ki muhatap seçiminin kimin konuştuğuyla birebir ilgisi bulunduğunu söylemeye de gerek yoktur. Aslında bunlar, yazılı bir metnin gerektirdiği işaretlerdir ve Kur’an yazıya geçirildikten sonra önem kazanmışlardır. Buna göre sözün kime ait olduğunun doğru tespit edilmesi, onun muhatabını bulmadan önce yapılacak işlerden biridir. (1)

Muhatap seçiminde genellikle önemli olan sözün kime söylendiğidir. O hâlde sözü kimin söylediğinin de doğru tespit edilmesi bir zarurettir. Örneğin, “…Erkek kız gibi değildir…” (2) ayeti sözü söyleyenin durumuna göre farklı bir anlam kazanır. (3)

Burada konu, İmran’ın hanımı ve Meryem (as)’in annesinin (Fâkuz kızı Hanne’nin) doğurmak üzereyken karnındaki çocuğu Rabb’ine adamasıdır.

Konuyla ilgili ayetin tamamı şu şekilde anlaşılmaktadır:
“Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.” (4)

Arka planda, İmran’ın hanımı karnındaki çocuğu hiçbir karşılık beklemeden Allah’a adar. (5) Hanne, nezrini/adağını kız/erkek ayırt etmeden ??? ??? ??????? “karnımdakini” diyerek mutlak manada yapar. Fakat çocuğun erkek olacağını düşünerek bunu yapmıştır. (6) Çocuk kız doğduğunda ise bu adağının yerine gelmediğini düşünerek üzülür. Çünkü o dönemde hastalara bakmak yolda kalanlara yardım etmek vb. gibi insanlara hizmet etmesi düşünülerek Allah’a adanan çocuklar hep erkektir. Çocuğu doğup da kız olduğunu anlayınca “…Ya Rabbi, işte ben bir kız doğurdum…” der. O’nun bu ifadeyi Allah’a bildirmek amacıyla değil -ki Allah’ın onun bildirmesine ihtiyacı yoktur- bilakis, özür beyan etmek amacıyla zikrettiği belirtilir. (7) Nitekim İbnu’l-Arabî, bu sâliha kadının, çocuğunu mescide hizmet etmesi için adadığını, ancak bunun kız olduğunu, hizmete uygun olmadığını, avret olduğunu görünce, bu konuda maksadına muhalif bir çocuğu doğduğundan dolayı, Rabb’ine özür beyan ettiğini dile getirir. (8)

Râzî, Allah’ın, Hanne’den naklederek, “…Erkek, kız gibi değildir…” buyurmasını iki şekilde izah eder. Bunlardan birincisi şudur:
“Onun muradı, erkek çocuğun kız çocuğundan üstün olduğunu ifade etmektir.

Çünkü;
– Onların şeriatına göre, oğlan çocuklarını bırakıp da kız çocuklarını azat etmek caiz değildir.
– Erkek çocuklarının, ibadet yerine hizmette daim olmaları mümkündür; ama hayız ve kadınlara mahsus özel haller sebebiyle, kadınların devam etmesi mümkün değildir.
– Güçlü ve kuvvetli oldukları için bu hizmete erkekler daha elverişli olup, kadınlarsa uygun değildirler. Çünkü kadınlar zayıf varlıklar olup, bu hizmeti layık veçhile beceremezler.
– Bu hizmeti yaparken insanlarla bir arada bulunmasında bir mahzur ve ayıp yoktur; kadınlar ise böyle değildir.
– Erkeklerin insanlar arasına karışmasında, kadınlar için söz konusu olabilecek töhmet söz konusu değildir. İşte bunlar bu manada olmak üzere, erkeklerin kadınlardan üstün olmalarını iktiza eder.” (9)

Râzî’nin bu açıklamasına göre Hanne, tefsir/te’vil ifadeleriyle birlikte verilmesi gerekirse mealen şöyle demek istemiştir:
“Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Oysa benim istediğim erkek çocuğu, elbette senin verdiğin kızın yerini tutmaz. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.”

Burada “…Oysa benim istediğim erkek çocuğu, elbette senin verdiğin kızın yerini tutmaz…” ifadesi, Hanne’nin erkek çocuğunun üstünlüğünü bildiğini ama diğer yandan kendisine verilen kız çocuğunu da kabul ettiğini anlatır. Yani erkek kız gibi değildir cümlesi Râzî’nin bu açıklamasına göre Hanne’nin dilinde bir durum tespitine dönüşür.

Râzî’nin ilettiği ikinci görüşe göre Hanne, o kız çocuğunu erkeğe tercih ettiğini belirtir.

O âdeta şöyle demiştir; ‘Benim arzum, erkek çocuğu idi; bu kız çocuğu ise, bana Allah’ın bir bağışıdır. Arzum olan erkek çocuğu, Allah’ın hibesi olan kız çocuğu gibi olamaz.’ sözü bu hanımın, Rabb’in kuluna yaptığı şeyin, kulun kendisi için murad ettiğinden daha hayırlı olduğunu bildiği anlamına gelir.” (10)

Bu açıklamaya göre ise Hanne’nin tercihi tefsir/te’vil ifadeleriyle birlikte verilmesi gerekirse ayetteki mana şu anlama gelir:
“Onu doğurunca, Allah, ne doğurduğunu bilip dururken Rabbim! Ben erkek olacağı ümidiyle onu sana adadım ama kız doğurdum. Fakat şüphesiz bütün üstünlüğüne rağmen benim düşündüğüm erkek, senin verdiğin kızdan daha hayırlı olamaz. Ona Meryem adını verdim. Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.”

Aslen ayetin ifadesi “…Erkek, kız gibi değildir…” şeklinde o kadar nettir ki bu cümle açıkça kız çocuğunun erkekten daha iyi olduğunu söyler. Bu anlamdan kaçmanın yolu meseleyi gayba taşımaktır. Yani Hanne, haklı olarak erkek çocuk istemiştir. Ama Allah, bunun yerine ona daha hayırlı bir kız çocuğu vermiştir. Hayırlı kılma işi gayba ait bir eylemdir. Buna göre Allah’ın bu müdahalesi olmasa bir kızın erkekten daha iyi olma ihtimali neredeyse yoktur. Evet, Meryem çok hayırlı biridir. Ama bu Rabb’in özel bir tasarrufudur.

İmran’ın hanımı Hanne, doğurduğu kızın adanma amacını yeterince gerçekleştiremeyeceğini düşündüğünden “Kız, erkek gibi değildir.” demesi gerekirken bu üzüntüsünü, tam tersine “Erkek, kız gibi değildir.” şeklinde dile getirir. Buna göre ilgili ayette bu cümle ona ait olmamalıdır.

Burada konuşanın kim olduğu anlamı değiştirecek kadar önemlidir. (11)
İmran’ın hanımı yani Meryem’in annesinin nerede konuşmaya başlayıp nerede sustuğu ve konuşmayı Allah’ın devam ettirip ettirmediğine, doğru karar vermek gerekir. Kur’an metni; “…Erkek, kız gibi değildir…” şeklinde olduğuna göre, burada sözün sahibi (konuşan) Allah olmalıdır.

Yani,
Önce İmran’ın hanımı (Hanne) konuşur ve şöyle der.
“İmran’ın karısı ‘Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım, benden kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin.’ demişti…”
“…Fakat çocuğu doğurunca, ‘Rabbim, bir kız çocuk doğurdum.’ dedi…”

Burada Hanne’nin konuşması biter. Bundan sonraki cümleye “cümle-i mu’tarıza” yani “ara cümle” denir ve konuya açıklık getirmesi için kullanılır.
“…Hâlbuki Allah, ne doğuracağını bilmekteydi…”

Meallerin çoğunun da tercih ettiği görüşe göre bu açıklayıcı ara cümle burada biter ve Hanne konuşmasına “Erkek kız gibi değildir.” diyerek devam eder. Oysa ara cümle burada bitmemeli ve “…Erkek kız gibi değildir…” ifadesini de içermelidir. Yani Böylece açıklayıcı ara cümle şu şekilde gerçekleşmiş olur:

“…Hâlbuki Allah, ne doğuracağını bilmekteydi ve (onun istediği) erkek çocuğu hiçbir zaman (kendisine verilen bu) kız gibi değildi…”

Bu açıklama, ara cümleyi bütünüyle Allah’a ait kılar. (12)
Açıklayıcı bu ara cümleden sonra İmran’ın hanımı (Hanne)’nin sözü devam eder.
“…Ve ona Meryem ismini verdim. Lanetlenmiş Şeytana karşı onu ve soyunu korumanı diliyorum…”

Bu yaklaşımda en önemli şey, “Erkek kız gibi değildir.” ifadesinin Hanne’ye ait olmamasıdır. Nitekim söz ara cümle şeklinde Allah’a ait olunca hem ifadedeki terslik düzelir hem de Hanne’nin tesellisi de yerini bulmuş olur. Yani Hanne’ye “Üzülme senin istediğin/adadığın o erkek çocuk ????????? (belirli/bilinen/yani senin zihninden/gönlünden geçen o erkek çocuk) Allah’ın sana verdiği o kız çocuğu gibi ???????????? (Allah’ın bildiği/takdir ettiği ve sana verdiği o kız gibi) olamaz.” denilmektedir.

Burada bu hanımın, “…Fakat onu doğurunca ‘Rabbim! Onu kız doğurdum.’ dedi…” sözüne nokta konur. Buradan sonra konuşmaya bir ara cümle ile açıklama getiren bizzat Allah’tır. Başka bir ifade ile “…Oysa Allah, onun ne doğurduğunu daha iyi bilir…” cümlesiyle “…Erkek, kız gibi değildir…” cümlesi, birlikte Hanne’nin değil, Allah’ın oraya/araya takdir ettiği ifadelerdir. Zira Allah’ın daha iyi bildiği şey beklenilen/adanan erkeğin bu kızın yerini tutmayacağıdır. Yani ikinci cümle birincinin açıklaması (beyan) mahiyetindedir. Bu şekilde Allah’ın ne doğurduğunu daha iyi bildiği vurgusu bir yandan onun büyüklüğüne diğer yandan Hanne’nin Allah’ın takdiri konusundaki bilgisizliğine işarettir. (13) Buna göre mana, “…Hâlbuki Allah, neyi doğuracağını ve (onun istediği) erkek çocuğun hiçbir zaman bu kızın yerini tutmayacağını bilmekteydi…” (14) şeklinde anlam kazanmalıdır. Burada tekrar nokta konur ve İmran’ın hanımı konuşmaya devam eder; “…O’na Meryem adını verdim. O’nu ve soyunu kovulmuş şeytandan senin korumana ısmarlıyorum/bırakıyorum…” (15)

İmran’ın hanımı, “Yaşlandığımda bana baksın.” türünden annelik haklarının hepsinden feragat ederek çocuğunu Allah’a adar. O’nun yolunda insanlığın mutluluğuna hizmet etmesini ister. Bir annenin yapabileceği fedakârlığın üst sınırıdır bu. Allah ise, onun bu fedakârlığını daha fazlasıyla ona ikram ederek karşılar. Ona öyle bir kız çocuğu verir ki adı, dünyada o günden bu güne değin hâlâ iffetin ve erdemin karşılığı olarak anılmaktadır.

“Erkek kız gibi değildir.” ifadesi, “Adanan erkek çocuğu hiçbir zaman ona verilen bu kızın yerini tutmaz.” demektir ki bu mana, söz konusu Meryem olduğunda “Nice erkek vardır, bir kız etmez.” anlamına gelir. Takva ölçü alındığında bunun tersi de doğrudur. Yeri gelir nice kız çocuğu da bir erkek etmez. Fakat burada söz Allah’a aittir, Meryem’i niteler ve onun şahsında kızların da erkeklerden üstün olabileceğini dile getirir. Görüldüğü gibi bu ifade noktalama işaretlerinin yanısıra sözü kimin söylediğinin doğru/iyi tespit edilmesiyle ortaya çıkabilmektedir. (16)

Not: Bu makale “Sözün Bağlamı” isimli eserden iktibas edilmiştir.

Dipnotlar:

1. Bağlam, sözün başı sonu belli bir anlam çerçevesinde konu bütünlüğü içinde ifade edilmesine dikkat etmektir. Sözün doğru anlaşılması için çevresinde bulunan diğer etkilerin de iyi hesaplanması gerekir. Kimin söylediği, kime söylediği, sözün nasıl ifade edildiği gibi pek çok sâik anlamın oluşmasında önemli katkılarda bulunur. Her şeyde bir ölçü bulunur. Sözün de bundan hâli kaldığı düşünülemez. Dolayısıyla sözün bağlamından koparılmadan anlaşılması çok önemlidir.
2. Âl-i İmran suresi, 36. ayet.
3. Medine’de indirilen Âl-i İmran suresinin bazı bölümlerinde Ehl-i Kitab’ın İsa (as) ile ilgili kabul edilemez tezini çürütmek maksadıyla onun ailesinin önceki durumlarına ait konular gündeme taşınır. İmran’ın soyundan gelen Meryem (as)’in ve oğlu İsa (as)’nın doğumu ve tabiatlarına ilişkin açıklamalar, onların tanrılaştırılmasını engellemeyi ve bu şekilde sadece Allah’a kulluk edilmesini sağlamayı amaçlar.
4. Âl-i İmran suresi, 36. ayet. (Diyânet Vakfı Meali); “Onu doğurunca Allah onun ne doğurduğunu bilirken yine şöyle söyledi: ‘Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.’ “ (S. Ateş Meali); “İmran’ın zevcesi (Hanne) çocuk doğurunca, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bildiği halde: ‘- Ey Rabbim, onu kız doğurdum. (Mâbede hizmet için) erkek, kız gibi değildir. Bununla beraber, ben onun adını (Allah’ın kulu mânasına) Meryem koydum. İşte ben onu ve zürriyetini koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.’ dedi.” (A. F. Yavuz Meali)
5. Bir rivayete İkrime’ye göre Hanne, hiç doğuramamış ve bu yüzden çocuğu olan diğer kadınlara gıpta eden biridir. Bu nedenle eğer çocuğu olursa onu Allah rızası için hizmet etmesi amacıyla Beytu’l-Makdis’e vakfedeceğini dile getirir. Başka bir rivayette ise Muhammed İbn İshâk’a göre Hanne’nin çocuğu olmaz ve bu şekilde yaşlanır. Bir gün ağacın gölgesi altında iken, yavrusuna bir şeyler yediren bir kuş görür. Bunun üzerine gönlünde çocuk sevgisi kımıldar ve kendisine bir çocuk bağışlaması için Rabbine dua der. Derken Meryem (as)’e hamile kalır ama bu arada İmrân da ölür. Hanne, hamile olduğunu hissedince, karnındakini Beytu’l-Makdis’e vakfeder. Hasan el-Basrî, İbrahim (as)’in, rüyasında oğlunu kestiğini görmesi ya da Hz. Musa (as)’nın annesinden onu denize bırakmasının istenmesi gibi Hanne’nin karnındaki çocuğu adamasının da Allah’ın ilhamıyla gerçekleştiğini dile getirir. (Taberî, Tefsîru’t-Taberî, c. 3, s. 1747; Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 6, s. 273; İbn Kesîr, Tefsîru’l Kur’ani’l-Âzîm, c. 2, s. 26.)
6. Bu hususta Esâmm’ın şöyle dediği aktarılır: “İsrailoğullarının ne bir ganimeti, ne de bir esiri yoktu. Bunun için, onların hürriyete kavuşturup azat etmeleri, çocuklarını, yukarıda anlatmış olduğumuz şekilde vakfetmeleriyle oluyordu. Çünkü onların dinine göre, çocuk hizmette bulunabileceği çağa geldiğinde, onun ebeveynine hizmet etmesi vacip oluyordu. Böylece de onlar, adakta bulunmak suretiyle çocukların bu şekildeki hizmetlerinden feragat ediyor; onları, Beytu’l-Makdis’e hizmet ile Allah’a itaat ve ibadete tahsis ediyorlardı.” Bu adağın sadece erkek çocuklar için caiz olduğu açıklanır. Kız çocuklarına gelince, hayız ve diğer özel halleri sebe¬biyle, bu işe ehil görülmedikleri belirtilmiştir. (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 6, s. 273, 274.); Bu şekilde çocuk adamayı diğerlerinden farklı olarak İsrailoğullarının şeriatında var olan bir uygulama şeklinde değerlendirenler bu hususu, dinin onlara dayattığı bir sorumluluk ya da takva çeşidi saymaya meyillidirler. Oysa bu adama işi, örfen her anne-babayı kuşatacak şekilde ve sadece ilerleyen yaşlarda hizmet görme beklentisinin sınırlandırılması ya da yok sayılması şeklinde algılanmalıdır. Böylece Allah’a adama hususunda ayetten çıkarılabilecek mesajın evrensel yönü muhafaza edilmiş olur.
7. ????????? ???????? ????? ???????? ayetini bazılarının Hanne’nin sözünün bir hikâye edilişi olmak üzere, tâ harfinin ötresiyle ???????? (doğurdum) şeklinde okudukları (Ebu Bekir ve İbn Âmir kıraati) nakledilir. Buna göre Hanne, “…İşte ben bir kız doğurdum.” deyince, bunu Allah’a haber verdiğinin sanılmasından korkar ve “Allah benim ne doğurduğumu daha iyi bilir ya!” diyerek böyle bir şüpheyi izale eder. Bu bir özür beyanıdır. Fiili ???????? şeklinde sükûn ile okuyanlara gelince bu kıraate göre mana, çocuğunun şanını yüceltmek ve Hanne’nin bu çocuğun kadrini takdir edemediğini göstermek için, “Allah onun ne doğurduğunu daha iyi biliyor iken…” olur. Aynı şekilde İbn Abbas (ra)’ın kıraatinde bu ifade, Allah’ın bir hitabı olarak, “Allah senin ne doğurduğunu daha iyi biliyor…” manasında okunmuştur. (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 6, s. 274-276; Kurtubî, El-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’an, c. 4, s. 177, 178.)
8. Kurtubî, El-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’an, c. 4, s. 178.
9. Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 6, s. 276.
10. Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 6, s. 276.
11. Kur’an tefsirinde özellikle kadınlarla ilgili konularda göze çarpan “erkek” izleri, bazen kalın bir çizgiyle kadının üstünü çizer. Tefsir faaliyetlerinde hanımların rolünün yok denecek kadar az olması, bu gibi konularda bazı zaaflara yol açabilmiştir. Bu zaaflar, çoğu zaman anlam boşlukları oluşmasına yol açmış ve bağlam dikkate alınmadığı için ayetin metni, pek çok meallerde anlam kaybına uğramıştır.
12. Yukarıda Râzî’nin açıklamasında bu cümle Hanne’ye aitken şimdi Allah’a ait olur. Her iki cümlenin de odak noktası bir kızın bir erkekten daha iyi olabileceğidir. Ancak birinde söz Hanne’ye diğerinde Allah’a aittir.
13. Zemahşerî, Keşşaf, c. 1, s. 350.
14. M. Esed Meali.
15. Âl-i İmran suresi, 36. ayet; Ayetin diğer bazı meallerdeki karşılığı şu şekildedir: “İmran’ın karısı doğum yapınca (buruk bir ruh hâliyle) ‘Rabbim! dedi, (Sana erkek evlat için dua etmiştim, ama) işte bir kız doğurdum.’ Oysa Allah onun erkek evlat beklerken kız doğurduğunu çok iyi biliyordu; kaldı ki onun istediği erkek çocuk bu kızın yerini asla tutmazdı. (Bu gerçeği bilmeyen) İmran’ın karısı (Allah’a niyazına şöyle devam etti): ‘Ben yine de kızımın adını Meryem (Allah’a ibadete adanan) koydum. Onu ve soyunu rahmetinden kovulmuş şeytandan koruman için sana emanet ediyorum.” (M. Öztürk Meali); “Fakat çocuğu doğurunca, ‘Ey Rabbim!’ dedi, ‘Bak, bir kız çocuk doğurdum.’ Hâlbuki Allah, neyi doğuracağını ve (onun istediği) erkek çocuğun hiçbir zaman bu kız gibi olamayacağını bilmekteydi ‘ve ona Meryem ismini verdim. Lanetlenmiş Şeytana karşı onu ve soyunu korumanı diliyorum.’ “ (M. Esed Meali).
16. Bu örnek, “Galip Zihinde Kadının Yeri” bölümü açısından da kayda değer bir veri oluşturur. Nitekim takvayı ölçü edindiğinde bile bir kızın bir erkekten daha iyi olabilmesi ihtimali, galip zihinde pek yüksek değildir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');