Sosyal Medya

Yazarlar

Kentte Dindar Kalmak Mümkün ama Nasıl?

Meşhur hikâyedir, zamanlardan bir zamanda, iki Allah dostu kardeş yaşarmış. Biri dağda çoban diğeri şehirde ayakkabı tamircisi. Dağda çoban olan günlerden bir gün şehirdeki kardeşini ziyarete gelmiş, gelirken de yanında hediye olarak iki kilo keçi sütü getirmiş. Hikâye bu ya, hediye sütü keramet nişanesi olarak bir bez çıkma sarıp getirmiş ve dükkanın duvarında bir çiviye iliştirmiş.

Hoşbeş derken iki kardeşin sohbeti bir müşterinin gelişiyle kesilmiş. Gelen müşteri ayakkabısını boyatmak isteyen gayrimüslim bir hanımmış. Hanım, boyama koltuğuna oturup eteğini toplayınca, çoban kardeşin gözü genç kadının topuğundan yukarıya doğru kaymış. İşte o vakit kalbine bir siyah nokta düşmüş, riyazeti niyetinden zarar görmüş ve çobanın bez çıkınına sarılı süt başlamış damlamaya. Şehirli abi, hanım müşteriyi yolcu ettikten sonra, acı bir tebessümle yönelmiş kardeşine, "A güzel kardeşim şehirde sütü saklamak dağdakinden müşküldür, keramet sütü beze sarmakta değil halk içinde hak ile kalmakta olsa gerek" demiş.

Sevgili dostlar, bu kıssadan hareketle köyde dindarlık kolay demek istemiyorum elbette ama global iletişim ağlarının iğvâsı karşısında dindar kalabilmenin her halükârda zorlaştığı aşikâr. Bununla birlikte görece şehirde dindar kalmanın, yani haramlardan uzak durmanın, yüz çevirmenin her geçen gün daha da zorlaştığı gerçeğinin de altını çizmek istiyorum.

Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren ekonomik nedenlerle kırsaldan şehir merkezlerine göç eden insanlarımız, şehrin periferisinde, tabiri caizse köylerini de yanlarında getirerek küçük köyler (getto) kurdular. Hemşehri dernekleri üzerinden örgütlenerek, geleneklerini, kültürlerini aynı şekilde buralara taşıdılar. Dolayısıyla, mahalle kültürünü muhafaza ettiklerinden, dindarlıklarında ve pratiklerinde de dramatik bir sapma olamadı. Yalnız zamanla ülkede toplumsal alanla birlikte ekonominin de iyileşmesinin sonucu, onların da refah düzeyinin yükselmesi, yaygınlaşan belediye hizmetleri ve şehrin merkeziyle kurulan iletişim, mimari/mekânsal dönüşüm, kültürel davranış biçimlerini, ritüellerini de etkiledi. Mekân ve eşya, onu üreten kültürün yaşam biçimini de kaçınılmaz bir şekilde beraberinde getirdi ve bugün onun sonuçlarını hayatımızın her alanında gözlemliyoruz.

Zaman içerisinde eski kuşaklar nispeten kendisini bu değişime karşı koruyabilse de özellikle yeni neslin artan eğitim düzeyi ve aldıkları eğitimin felsefi kodları, maruz kaldıkları Batılı yaşam tarzı, kültürel etkileşim, onların başta düşünce biçimleri olmak üzere, giyim-kuşam, müzik alışkanlıkları gibi birçok alanda yaşam pratiklerini değiştirdi. Bu değişim, sonuçta kaçınılmaz olarak dindarlık pratiklerini de etkiledi. Bugün bir modernleşme projesi olan Kemalizm’in “mübarek günlerine” dair kutlama mesajları, kimi zaman televizyon ekranlarından ummadığımız isimler tarafından kutlanarak kimi zamanda sms olarak yine beklemediğimiz isimlerden bizlere gönderilerek kutlandığına tanık oluyoruz. Bu iklimin bir sonucu olarak gençlerin evlenmeden birlikte yaşamasına, lgbt ve türevlerine bir cinsel tercih- bir özgürlük alanı olarak bakmalarına, sokak ortasında yatak kıyafetiyle dolaşmalarına, kamuya açık alanlarda cinsel temasta bulunmaları gibi müslüman ülke için marjinal sayılabilecek davranışlara üzülerek ve endişeyle tanıklık ediyoruz.

Toplumun manevi açıdan beslenme kaynağı ve sığınma merkezi olarak değerlendirebileceğimiz cemaat yapılanmalarının da ulaştığı insan sayısının azlığı ve donanım olarak bu ihtiyacı ne kadar karşıladığı, karşılaya bildiği tartışılır. Üstelik bugün geldiğimiz noktada, başta Fetullahçı terör örgütünün oluşturduğu kötü, arızalı Müslüman tipolojisi ve toplumda yarattığı "cemaat travması" başta olmak üzere muhtelif nedenlerle gençlerin özellikle dinî referanslı sivil toplum örgütlerine ve cemaatlere mesafeli olduklarını gözlemliyoruz. Bunda her ne kadar FETÖ terör örgütünün olumsuz örnekliğinin önemli bir sonucu olduğu tezinin hakkını teslim etsek de tek nedenin bu olmadığını düşünüyorum. Birçok alanda başarılı olan siyasal iktidarın, hakimiyetini ne yazık ki kültürel alanda da sağladığını söyleme imkanından yoksunuz. Kültür bakanlığının desteklediği projelere, devlet tiyatrolarına, belediyelerin organize ettiği etkinliklere kadar kısa bir arşiv taramasıyla durumun ne kadar acıklı olduğunu tespit etmek mümkün olacaktır.

Amacım faturayı siyasete kesip topu taca atma kolaycılığına sapmak değil. Elbette değişen toplumsal dinamiklere uyum sağlayamayan STK'ların da bunda bir payı, bir vebali olsa gerek. 1900’lerin konvansiyonel STK anlayışını terk etmenin de zamanı çoktan gelmiş olsa gerek. Bugünün gençlerini burs, vaaz, yurt üçgeniyle manevi koruma altına almanın imkânı olmadığı ortada. Gençleri kendi inisiyatifleriyle bir hayrın paydaşı olmaya çağırmak için karar süreçlerinde kendilerinin de yer alacağı pozisyonlara davet etmenin daha olumlu sonuçlar vereceğini düşünüyorum. Ayrıca inanmış olmayı, iyi olmayı, adil olmayı; sözle değil, eylemle örnek olarak geçlere göstermek durumundayız. Bir ağabeyin sözüyle: “Abilik gençlerin omuzlarına basarak yükselmek değildir. Gençleri omuzlarında taşımaktır.”

Gençlerden tekrar toplumun geneline ve konumuza dönecek olursak, hakikat değişmez ancak onu dile getirme biçimleri değişebilir. Bugün yeni bir fıkıh anlayışına ihtiyacımızın olduğu açık. “Şehirde” dindar kalabilmek istiyorsak yeni iş yapma modelleri, yeni bir tebliğ ve davet metodu, yeni bir din dili üretmek zorundayız. Bu anlamda ihtiyarların bilgeliğine ve cemaatlerin bireyi koruyan ve kollayan iklimine elbette ihtiyacımız var ve devam ediyor. Şehirde dindar kalabilme imkânı yukarıda zikrettiğim açılıma ve bu açılımı az sayıda bile olsa icra edebilecek dava şuuruna sahip genç kuşakları desteklemek ve onlara yetki vermekten geçiyor olsa gerek.

Mevlâna Celalettin Rumi’nin deyimiyle yazımıza son verelim: “Düne ait ne var ise dünde kaldı cancağızım. Bugün yeni şeyler söylemek lazım.”

Mehmet Bulayır

Not: Bu makale, “Muhal ile Mümkün arasında” adlı eserden iktibas edilmiştir.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM