Sosyal Medya

Makale

İbrahim (as)'in Yıldızlarla İmtihanı

Ayetlerin işlevselliği, ortaya çıkan yorumlama çabaları açısından akıl ve ahlak ölçülerini de aşmamalıdır. Konunun veya olayın pratik yönü; gerçek, işlevsel ve ahlakî anlamda insana, mümine yakışır, hayatın içinde ve tekrarlanabilir şekilde bulunmalı ve asla olağan özelliklerini kaybetmemelidir. Örneğin, “Sonra yıldızlara gözünü dikti ve ‘Ben kesinlikle (gönlümden) rahatsızım!’ dedi. Bunun üzerine onlar ona arkalarını döndüler ve uzaklaşıp gittiler.” (1) ayetinin meallere yansıyan manasının yanlış anlaşılmaması için bir tefsir/te’vil cümlesine ihtiyacı vardır.

Ayette İbrahim (as)’in, “Ben hastayım, galiba hastayım, ben rahatsızım. (gönlümden) rahatsızım!” gibi bir karşılık vermesi, yanlış anlaşılmaktadır. Bu sözle anlatılmak istenen konu da belli/açık/anlaşılır değildir. Meallere konu olan bazı açıklamalarda onun bu sözü hastalığının başkalarına ‘sirayet etmesi/bulaşması’ korkusu ile etrafındakiler kaçsın diye.” söylediği dile getirilir ki bu hâliyle ifade onun kavmini kandırmak için söylediği intibaını verir. (2) Oysa bir Peygamberin böyle bir hile yapması onun güvenirliliğine gölge düşürür. Üstelik bu söz yıldızlara bakarak söylenirse daha da vahim bir hâl alır. Çünkü İbrahim (as)’in kavmi yıldızlardan anlamlar çıkaran bir topluluktur.

İnkâr edenler karşısında taviz vermek şeklinde anlaşılan bu sözün devamında kâfirler, güya onun bu bakışından, yıldızlarla ilgili kendi kabullerine ilgi/saygı duyduğunu çıkarmış ve bu nedenle rahat bırakıp arkalarını dönüp gitmişlerdir. Oysa “Hastayım” ibaresinden önce İbrahim (as)’in babasının nezdinde kavminin sahte ilahlarını kınaması söz konusudur. Bunlar, yıldızların etkisine inanan bir topluluktur. Dolayısıyla önce sert bir şekilde kınadığı sahte ilahları, sonra bir hastalık hilesiyle dikkate aldığını göstermesi bir çelişki oluşturur.

İbrahim (as)’in hastalığını dile getirmesi hakkında İbn Abbas (ra)’ın “Onlar, ilm-i nucûma (yıldızlar ilmine) itibar ediyorlardı. Dolayısıyla, İbrahim (as), onlara bu âdetlerine göre davranmıştır. Çünkü o, putların ma’bud olmadığını kabule onları mecbur etmek için, putlar hususunda onlara bir tuzak kurmak istedi. Ertesi gün, kutlayacakları bir bayram günüydü. Dolayısıyla, puthânede yapayalnız kalıp, o putları kırmak için, o insanlardan geri kalmak istiyordu.” (3) dediği rivayet edilmiştir. Nitekim İbrahim (as)’in bu sözünün üstüne onlar, onu mazur görüp yalnız bırakmışlar ve o da ardından putları kırmaya yönelmiştir. Fakat bu rivayetin ilm-i nücûma bakmanın caiz olup olmadığı ve İbrahim (as)’in bunu nasıl yapabildiği; ayrıca bu durumda onun “Ben hastayım.” demesinin bir yalan olacağı ve bunun da hoş karşılanmayacağı üzerinde de durulmuştur. (4)

İbrahim (as)’in yıldızlara bakması ve hasta olduğunu söylemesi hakkında pek çok şey söylenmektedir. (5) Fakat dile getirilen bazı rivayet ve yorumların konuya açıklık getirmesi bir yana sorun çıkardığı da bir gerçektir. Zira bunların hiçbiri bağlamdan onay almamaktadır.

İşlevsellik, anlamın tutarlı bir çizgide ilerlemesidir. Ele alınan konunun pratik karşılığının düşünülmesi, bu tutarlılığın sağlanması içindir. Çünkü yaşanan hayatta karşılığı olmayan, imkânsız, ahlakî ölçülere uymayan, aklı devre dışı bırakan her durum sorunludur ve bu nedenle tercih edilmemelidir. Buna göre ele alınan her kelime ve kavramın Kur’an’ın insan, varlık, âlem gibi temel tasavvurlarına uygun şekilde bir anlam kazanması, peygamberlerin örneklik durumlarının muhafaza edilmesi ve yorumlama çabalarının, hayatın -insanların zihninde iz bırakan- olağan işleyişinden koparılmaması gerekir.

Allah’ın her açıdan dirayetli ve cesur elçiler seçtiği ve onların herkese örnek konumda bulunduğu bilinir. Bu örnekliğin özellikle ahlak çerçevesinde ilerlediği de açıktır. (6) Bazı rivayetlerden yola çıkarak İbrahim (as) ile yalan ve hilenin bir araya getirilmesi, ölçülü/doğru/ahlakî bir yaklaşım olamaz. (7) Her hâlükârda İbrahim (as)’in apaçık şekilde başladığı anlaşılan tebliğine hâlel getirecek yorumlardan uzak durulmalıdır. (8)

Surenin 83. ayetinden itibaren konu şöyle başlar:
“Doğrusu İbrahim de onun (Nuh’un) yolundan gidenlerdendi. Rabbine tertemiz bir kalp ile yönelmişti. Babasına ve halkına şöyle seslenmişti: ‘Siz neye tapıyorsunuz? Bir yalan(a) –Allah’tan başka güçler(e)- (boyun eğmek) mi istiyorsunuz? Öyleyse âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?’ ”(9)

Araya bir fasıla girmeksizin bundan hemen sonra (10) mesele yıldızlara bakmaya gelir:
“Sonra yıldızlara gözünü dikti ve ‘Ben kesinlikle (gönlümden) rahatsızım!’ dedi. Bunun üzerine onlar ona arkalarını döndüler ve uzaklaşıp gittiler.”(11)

Âlemlerin Rabbi hakkında dikkat çekmek adına sorulan sorudan hemen sonra yıldızlara bakışın bu türden bir hile içermesi doğru olamaz. Bu yaklaşım, tebliğ metoduna da aykırıdır. Aslında doğru mana; “Onlar beni hasta etti.” ya da “Bunlara tapınmanızdan dolayı hastayım dedi.” şeklinde muhalefetini ve eleştirisini izhar eden bir üslup ve içerikte olmalıdır. (12) Bu tebliğ üzerine kavminin dönüp gitmesi de, onun söylediklerine karşılık İbrahim (as)’den yüz çevirmeleri anlamındadır. Yani onların taptıklarına karşı isyan/eleştiri kokan bu sözlerinden sonra onun tebliğine daha fazla kulak vermek istememişlerdir. Bu anlamda “Ben hastayım.” cümlesi, yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için tefsire muhtaçtır. (!3) Bu tefsir, bu türden sahte ve asılsız tapınma gösterilerinin insanı rahatsız ettiğine dair bir açıklama içermelidir. Burada İbrahim (as)’in karşısında babası ve kavmi vardır. Onların İbrahim (as)’den uzaklaşmasının sebebi onun daha önceki sözlerinde aranmalıdır. Buna göre putperestler “Siz neye tapıyorsunuz? Bir yalan(a) –Allah’tan başka güçler(e)- (boyun eğmek) mi istiyorsunuz?” diyen birine karşı anlatabilecekleri başka bir şeyleri ya da verebilecekleri açık bir cevapları bulunmadığını düşünerek oradan uzaklaşmayı seçmiş olmalıdırlar. (14) Zaten korkusuzca eleştiri taşıyan bu kadar açık bir tebliğin peşinden taviz vermek veya hileye başvurmayı amaçlamak kabul edilemez.

O hâlde ayetin meali şöyle verilebilir:
“Sonra yıldızlara gözünü dikti ve ‘Ben (sizin yıldızlardan anlam çıkaran bu putperestliğinizden) rahatsızım!’ dedi. Bunun üzerine onlar arkalarını dönerek uzaklaşıp gittiler.”

Sözün bağlamı, küfrün reddedilmesi dairesinde ilerler. Amaç putları kırarak onların arkasında yatan ilişkileri deşifre etmek, herkese onlarda ve onları kutsayan kişilerde bir güç olmadığını göstermektir. (15) Hakikatin bu şekilde tebliği, hile/tuzak kaldırmayacak kadar naif/nazik bir çerçeveye sahiptir. Net, açık ve anlaşılır olmaya mecburdur.

Bilindiği gibi insan yaşamının merkezine oturması gereken tek güç Allah’ın gücüdür. Âlemde görünen görünmeyen bütün ölçüleri koyan ve her şeye belli bir anlam/değer ve amaç yükleyen yine O’dur. Buna göre hiç kimse Allah dışında veya yanısıra herhangi bir şeyin kendi kaderi üzerinde etkili olabileceğini söyleyemez. Hayata anlam katan en önemli saik, kullarının söz ve eylemleri doğrultusunda sürekli yaratılışa imkân veren Rabb Teâlâ’nın iradesidir. Bu nedenle merkeze oturmaya/oturtulmaya aday her varlık ne ya da kim olursa olsun reddedilmelidir.

Not: Bu yazı, “Sözün Bağlamı” adlı eserden iktibas edilmiştir.

Dipnotlar:

1. Saffat suresi, 88–90. ayetler. (Bu mevzu ile ilgili açıklamalarda M. Esed Meali kullanılmıştır.)
2. Hile maksadıyla dahi olsa bir elçinin yalana başvurması doğru kabul edilemez.
3. Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 18, s. 616.
4. Bu sorulara Râzî’nin Mefâtihu’l-Gayb’ında özetle şu cevaplar verilmiştir: 1) İbrahim (as), gece ve gündüzün belli bir saatinde, tıpkı humma gibi, bir rahatsızlık duyuyordu. Rahatsızlığın zamanının gelip gelmediğini anlamak için, yıldızlara bakıp, “Ben hastayım.” demiştir. Böylece onlardan geri kalarak putlarını kırmak için bunu bir mazeret olarak ileri sürmüştü. 2) İbrahim (as)’in kavmi yıldızlara tapıyor ve onlara bakarak gayba dair hüküm veriyordu. İbrahim (as) de, ilm-i nucuma ve manalarına bakıp araştırdı. Yoksa bu ifade, “O bizzat yıldızlara baktı.” manasında değildi. Bu, tıpkı “Falanca fıkha, nahve baktı.” denilmesi gibiydi. İbrahim (as), onlara bildikleri şeyleri kendisinin de öğrendiği anlatmak istemiştir ki, böylece “Ben hastayım.” dediğinde, sözünü kabullenip seslerini çıkarmasınlar. Ayetteki “Doğrusu, ben hastayım.” ifadesi, tıpkı “Sen ölüsün.” ifadesinin, “Öleceksin.” manasına olması gibi, “Hasta olacağım.” manasındadır. 3) İbn Zeyd şöyle der: “İbrahim (as)’in belli bir yıldızı vardı. O yıldız her ne zaman o belli şekliyle doğarsa, İbrahim (as) hastalanırdı. İşte bu tespitten ötürü, o yıldızın o şekilde doğduğunu görünce İbrahim (as) “Ben hastayım.” yani, “Mutlaka hastalanacağım.” dedi. 4) “Derken yıldızlara bir nazar atfetti.” ifadesiyle, İbrahim (as)’in “Kendisini gecenin karanlığı bürüyünce, bir yıldız gördü…” (En’am suresi, 76-78 ayetler.) ayetlerinde bahsedilen hâl kastedilmiştir. Bu bakış, yıldızların hâllerinin ezelî-ebedî mi, yoksa sonradan olma mı olduğunu anlamak için olmuştur. Bu izaha göre, “Ben hastayım.” cümlesi, “Kalbim hasta, Rabbimi tanımadı.” manasında olur. Bu, İbrahim (as)’in buluğa ermeden söylediği sözdür. 5) Biz, ilm-i nucûma itibar etmenin ve onun prensipleriyle istidlal etmenin haram olduğunu kabul etmiyoruz. Zira herhangi bir şahıs, bu yıldızlardan herhangi birine muayyen bir kuvvet ve hasiyyet verdiğine ve bundan ötürü de ondan muayyen bir tesir meydana geleceğine inandığı takdirde, bu şartla bu ilim bâtıl sayılmaz. Bu sözün yalan olup olmamasına gelince, bunun yalan olması şart değildir. Çünkü İbrahim (as)’in, insanın ya bedeninde veya kalbinde genel olarak mutlaka bir rahatsızlığın olduğuna tariz ederek, “Ben hastayım.” demiştir. Bu rahatsızlıkların her biri hastalıktır. 6) Ayetteki, “Derken yıldızlara bir nazar atfetti.” sözünden, “O, kâfirlerin darmadağınık olan, tutarsız sözlerine ve cümlelerine baktı.” manası kastedilmiştir. Çünkü parça parça dağınık olan şeyler hakkında, dağınık manasında, “Bunlara müneccem” denilir. “Kitabetin nücumu” da bu manadadır. Buna göre, ayetteki bu ifade, İbrahim (as) onların bölük-pörçük, darmadağınık sözlerini dinleyince, kendisinin, onlardan geride tek başına kalmak için, -bir zaruret ileri sürmek için- o sözlerden bir yol bulmak gayesiyle, bu sözlere baktı ve “Ben hastayım.” demekten daha iyi bir mazeret bulamadı. Bununla tıpkı sefere gidileceği zaman, senin “Sen yolcusun.” demen gibi, “Benim hasta olmam gerekir.” manası kastedilmiştir. 7) Bazı kimseler, İbrahim (as)’in bu sözünün yalan olduğunu ve bu hususta, Peygamber (sav)’in “İbrahim, ancak üç yalan söylemiştir.” buyurduğunu rivayet etmişlerdir. Ben bu kimselere bu hadisin kabul edilmemesi gerektiğini, çünkü İbrahim (as)’e yalan nispet etmenin caiz olamayacağını söylediğimde, bu kimse, “Sen nasıl olur da âdil ravinin yalan söylediğini söylüyorsun?” deyince, ben de dedim ki: “Yalanın, ravi ile Allah’ın dostu İbrahim (as)’e nispet edilmesi hususunda bir tereddüt meydana geldiğinde, bu yalanın raviye nispet edileceği zaruretten bilinen bir husustur. Hem sonra, hadisteki “yalan” ile, “yalana benzer bir haber” manasının kastedilmiş olması niçin söz konusu olmasın? 8) Onun, “Ben hastayım.” ifadesi, “Bu kadar çok insanın küfür ve şirk üzere olması yüzünden, kalbim hastadır, hüzünlüdür.” manasınadır. Nitekim Allah Teâlâ, Muhammed (sav)’e de, “Neredeyse kendini helak edeceksin.” (Şuara suresi, 3. ayet.) demiştir. (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 18, s. 616-618.); Bu cevapların önemli bir kısmının ciddiyetten uzak olduğunu söylemek yerinde olacaktır. Öncelikle peygamberle ‘yalan’ı bir araya getiren açıklamalardan uzak durulmalıdır.
5. “Bunun üzerine İbrahim yıldızlara şöyle bir baktı. Ben hastayım, dedi. Ona arkalarını dönüp gittiler.” buyruğu ile ilgili olarak İbn Zeyd’in babasından şöyle dediği nakledilmektedir: “Kralları ona: ‘Yarın bizim bayramımızdır. Bizimle birlikte bayrama çık.’ diye haber gönderdi. O da doğmakta olan bir yıldıza baktı ve ‘Bu yıldız, ben has¬ta olacağım vakit doğar.’ dedi. Yıldız ilmi, o kavmin kullandıkları ve gözlemledikle¬ri bir bilgi idi. Böylelikle o bu bakımdan onlara bu hissi verdi, kendi inanç¬larına uygun bir mazeret ortaya koymuş oldu. Çünkü kavmi çobanlık ve çift¬çilik yapan bir kavimdi. Bu iki geçim yolunun ise yıldızları gözlemlemeyi ge¬rektirdiği açıktır.” İbn Abbas (ra)’in Yıldızlar ilmini peygamberliğin kapsamı içerisinde saydığı ve bu anlamda İbrahim (as)’in yıldıza bakmasının Nebevi bir ilim olduğunu söylediği rivayet edilir. Dahhak’ın şöyle dediği nakledilmektedir: “Yıldızlar ilmi İsa (as) dönemine kadar kalmıştı. Nihayet onun yerinin bi-linmesinin söz konusu olmadığı bir yerde İsa (as)’nın yanına girdiklerinde Meryem (as) bu gelenlere ‘Siz onun yerini nereden bildiniz?’ diye so¬runca, onlar da: ‘Yıldızlardan.’ derler. Bunun üzerine İsa (as) Rabbine dua ede¬rek: ‘Allah’ım, yıldızlar bilgisi ile onların bir şey kavramasına imkân verme. Artık kimse de yıldızlar ilmini bilmesin, dedi. Bunun sonucunda yıldızlardan hareketle hüküm vermek şeriatta yasak kılındı. İnsanlar arasında bu bilgi de bilinmeyen bir bilgi hâline geldi.” el-Halil ve el-Muberred’in “Bir kişi herhangi bir husus hakkında dü¬şünüp onu planlamasını anlatmak üzere: ‘O kişi yıldızlara baktı.’ denilir.” dedikleri nakledilir. Şöyle de açıklanmıştır: İbrahim (as)’i beraberlerinde çıkmaya çağırdıkla¬rı saat onun sıtmaya yakalandığı bir vakte rastlamıştı. Bir başka açıklamada şu şekildedir: “Yani o eşyaya baktı, bu eşyanın bir ya¬ratıcısı ve onların işlerini çekip çeviren birisi olduğunu bildi. Kendisinin de bu eşya gibi hâlden hâle değişeceğini anladığından ‘Muhakkak ben hasta¬yım.’ dedi.” Dahhak ayrıca şöyle demiştir: “ ‘Ben hastayım.’, ben ölüm hastalığına yaka¬lanacağım, demektir. Çünkü hakkında ölüm takdir edilmiş kimse çoğunluk¬la önce hastalanır, sonra ölür. İşte bu bir tevriye ve kinayeli bir anlatımdır. Nitekim Kral ona Sâre’nin kim olduğunu sorduğunda, o benim kız kardeşimdir, demiş ve bununla din kardeşliğini kastetmiştir.” İbn Abbas, İbn Cübeyr ve yine ed-Dahhak şöyle demişlerdir: “O bu söz¬leriyle taun gibi başkasına bulaşan bir hastalığa işaret etmişti. Onlar da ta¬undan kaçan ve korkan kimselerdi. Buna göre ‘Ondan yüz çevirip uzaklaştılar.’ buyruğu bunu anlatır. Yani hastalığın kendilerine bulaşması korkusu ile kaçtılar.” Tirmizî’den bir rivayette “İbrahim’in babası: ‘Bizim bir bayramımız var. Eğer bizimle birlikte çı-kacak olursan dinimizi beğeneceksin, dedi. Bayram günü gelince, İbra¬him’in yanına geldiler, o da onlarla birlikte çıktı. Yolun bir yerinde kendi¬sini yere attı ve: Ben gerçekten hastayım, ayağım ağrıyor, dedi. Yere yıkıl¬mış iken onun ayağını çiğneyip geçtiler. Çekip gittiklerinde onların arkala¬rından: ‘Vallahi… Ben bu putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım.’ (Enbiya suresi, 57. ayet.) diye seslendi.” Sahih-i Buhari’den Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğu riva¬yet edilmiştir: “…İbrahim üç defa yalan söylemiştir…” Bu ise onun gerçekten hasta olmadığına ancak ta’riz (üstü kapalı kaçamak ifade) kullandığına delildir. Yüce Allah da: “Muhakkak sen de öleceksin, hiç şüphesiz onlar da ölecekler.” (Zümer suresi, 30. ayet.) buyurmaktadır. Buna göre anlam şöyle olur: ‘Ben gelecekte hasta ola¬cağım.’ Onlar ise şu anda hasta olduğunu zannettiler. Bu da daha önceden be¬lirttiğimiz gibi ta’rizli (üstü kapalı) ifadelerdendir. Kurtubî’ye göre İbrahim (as) bu sözü söylediğinde gerçeği ifade etmiştir. Ancak peygamberlerin seçkinlikleri ve yüce Allah’ın nezdindeki konumlan dolayı¬sıyla bu tutumu bir günah olarak değerlendirilmiştir. Bundan dolayı o şöyle demişti: “Kıyâmet gününde bana günahımı bağışlamasını ümit ettiğim O’dur.” (Şuara suresi, 82. ayet.) Bir açıklamaya göre de o, kâfir oluşları sebebiyle rahatsız olduğunu anlatmak istemişti. (Kurtubî, El-Câmi’u Li-Ahkâmi’l-Kur’an, c. 14, s. 506-510.)
6. Dolayısıyla peygamberlere yakışmayan yorumlardan uzak durulması bir zarurettir. Buna göre İbrahim (as)’in yaptığı işe hile denilecekse bile bunun öncesindeki söylemi ve hemen akabinde putları kırmasıyla birlikte anlatılması bir zarurettir. Nitekim “Ben hastayım.”, ifadesi, doğru kabul edilecekse bu söz, muhataplarına doğru olanı göstermek adına girişilen ve sonucunda doğru olanın mutlaka söylendiği/yapıldığı bir hiledir. Bir hile akabinde her yönüyle ortaya çıkarılıyor ve burada kandırılan/aldatılan kimse bırakılmıyorsa bu bilinen anlamıyla kişiyi tuzağa düşürüp mağdur eden bir tuzak değildir. Bilakis sonucu itibariyle kişiye öğüt vermeyi amaçlayan bir teşebbüstür. Nitekim bu yaklaşımda olayın sonu, başında söylenen sözün bir anlamı bulunmadığını kendiliğinden ispat etmektedir. Aynı şekilde Sâre’nin zorba bir hükümdarın elinden kurtulması hususunda da “O benim kardeşim.” denilerek mesele iman kardeşliğine yorulur. Nitekim zor durumlarda söylenen sözlerin ‘yalan’ olarak değerlendirilemeyeceği bilindiği hâlde buna nasıl yalan denilebilir ki? Garip olan bu savunmanın ciddi anlamda yapılmaması ve bir elçiyle yalanın birlikte anılmasına müsaade edilmesidir. Bu hususta Râzî’nin rivayeti ya da râviyi kurtarmak yerine peygamberi kurtarmak gerektiğine dair sözlerini takdirle karşılamak gerekir. Herkesin tapındığı bir ortamda İbrahim (as)’in putları kırmak için onlara yaklaşamamak gibi bir sorunu olabilir mi? Ya da zorla bayram yerine götürülmek istendiği nasıl söylenebilir? Bütün bunlar zihnin bilinen rivayete uygun bir ortam hazırlamasıdır. Korkan ve korktuğu için mazeret üreten ya da onları kırmak için hileye başvuran birinin putları kırmayı göze alması ve bunu açıkça tebliğine konu yapması düşünülebilir mi? Nitekim Saffat suresinin 91-99. ayetleri İbrahim (as)’in putları kırdığını ve başlarında beklediğini anlatır. Yani, burada hileye veya yalana ihtiyaç da yoktur.
7. Mevdudî, bu sözün yalan olup olmadığını belirleyebilmek için, İbrahim (as)’in gerçekten hasta olup olmadığını bilmek gerektiğini ifade eder. Ve ‘Bu hususta kesinlikle tespit yapılamıyorsa hangi mantığa uyarak ona “yalan söyledi” diye iftira atabilirsiniz?’ der. (Mevdudî, Tefhîmu’l-Kur’an, c. 5, s. 25.)
8. İbrahim (as)’in, kavmine, hasta olduğunu söylemesi, şehrin içinde kalıp putları kırmak istemesine dayandırılır. İbrahim (as), yıldızlara bakıp uğur tespit etmeye çalışan kavmini ikna et¬mek için yıldızlara bakıp onlara: “Ben hastayım, taun hastalığına yakalan¬dım.” demiştir. Kavmi, taun hastalığından korktukları için ondan uzaklaşır. İbrahim (as)’in, böyle söyle¬mesi, hayattayken söylediği üç yalandan biri kabul edilir. Bu Ebu Hureyre’den naklen bir hadiste şöyle buyrulduğu rivayet edilir: “…İbrahim üç defa yalan söylemiştir…” (Buhari, Nikâh, 13; Müslim, Fadâil, 154; Tirmizi, Tefsîru’l-Kur’an, 17.); Bunlardan ikisi Allah rızası içindir. Bunlar (bu ayette belirtildiği gibi) “Ben hastayım.” demesi ve “Bilakis o putları şu büyükleri (büyük put) kırmıştır.” sö¬züdür.” Bir de İbrahim, karısı Sâre ile birlikte zorba idarecilerden birinin yanına varır. O zorba idareciye: “Burada bir adam var yanında da insanların en güzeli bir kadın bulunuyor.” derler. Zorba idareci İbrahim (as)’e bir adam göndere¬rek kadının kim olduğunu sordurur. İbrahim (as) de “Kız kardeşimdir.” der. Taberî bu izah tarzını benimsemiştir. Başka bir izah tarzına göre ise İbrahim (as) burada bir kelime oyunu ile ölü¬me mahkûm olan her varlığın sonunda hasta olacağını kastetmiş bu itibarla kendisinin de hasta olduğunu söylemiştir. (Taberî, Tefsîru’t-Taberî, c. 8, s. 6905, 6906.); İbrahim (as) hakkında anlatılan bu olayların bilinen şekliyle gerçek anlamda yalan söylemekle bir ilgisi yoktur.
9. Saffat suresi, 83–87. ayetler. (M. Esed Meali)
10. Dikkat edilirse bu ayetlerin son cümlesi, ????? ????????? ??????? ????????????? “Öyleyse âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?” cümlesidir. Hemen sonra başlayacak cümle ise ???????? ???????? ??? ?????????? “Sonra yıldızlara gözünü dikti.” ifadesidir. Birbirini takip eden bu iki cümle arasında ? (fe) harfi vardır ve bu takip harfi meselenin ardarda geldiğini anlatır. Dolayısıyla İbrahim (as)’ın muhataplarına Allah hakkında sorduğu soru ile yıldızlara bakıp hasta olduğunu söylemesi anlam olarak da birbirini takip etmelidir. Buna göre tebliğde kişinin karşısındakine “Sen âlemlerin Rabbi olan Allah hakkında ne düşünüyorsun?” derken kastettiği konu, muhtemelen “Her şeyi yaratan Allah hakkında nasıl bu kadar duyarsız davranabilirsiniz?”, “Âlemlerin Rabb’i olması sizin ona saygı duymanızı gerektirmiyor mu?” ya da “Hem Allah’ı âlemlerin Rabb’i kabul edeceksiniz hem de O’na denk başka güçler vehmedeceksiniz. Bu sizin için bir çelişki değil mi?” gibi manalar içerir. Muhatabı söz ve davranışlarında doğru davranmaya ve sadece Allah’a kul olmaya çağırmak budur. Râzî’ye göre “Âlemlerin Rabbi hakkındaki görüşünüz nedir?” ifadesi, “Sizler, bu cansız varlıkların, ma’bud olarak âlemlerin Rabbine ortak olabileceklerini mi sanıyorsunuz?” veya “Âlemlerin Rabbinin, bu maddeler cinsinden olduğunu sanıp da mı, o putları ma’bud olarak ona denk mi kılıyorsunuz.” anlamında da ele alınmıştır. İbrahim (as)’in bu sözüyle Allah’ın misli olmadığına dikkat çektiği belirtilir. (Râzî, Mefâtihu’l-Gayb, c. 18, s. 615, 616.); Dolaysıyla hemen ardından gelen ifadeler bu çizginin dışına çıkmamalı ya da üzerinde durulan bu bakış açısına ters olmamalıdır. Muhtemel anlamları bu çerçevede dolaşması gereken bu sözün ardından yıldızlara bakmak ve “Ben hastayım.” demek, “Allah dururken bunlara güç atfedip medet ummanız, beni gönülden rahatsız ediyor.” demekten başka hangi anlama gelebilir?
11. Saffat suresi, 88-90. ayetler. (M. Esed Meali)
12. Hasan Basri’den naklen İbrahim (as)’in kavmi bayram için onu da çağırıp beraber çıkmak isterler. Fakat o sırt üstü yere uzanıp göğe bakarak hasta olduğunu söyler. Onlar gidince de ilahlarını/putlarını kırar. Bu yaklaşım, sonrasında putları kırmak için ortaya atılan bir hile/tuzak/tedbir gibi durur. Fakat daha doğrusu İbrahim (as)’in şöyle dediğinin nakledilmesidir: “Doğrusu Allah’ın dışında putlara tapmanızdan ötürü kalbim rahatsızdır.” (İbn Kesîr, Tefsîru’l Kur’ani’l-Âzîm, c. 7, s. 21.)
13. Aksi hâlde bir peygamberin yaptığı düşünülen bu tavizkâr hileden hareketle Tevhit’ten yüz çevirmeyi meşru göstermeye çalışan yorumlama çabalarına tanık olunmaktadır.
14. Buradaki 86. ayetin farklı meallerdeki karşılığı şu şekildedir: “Allah’tan başka uydurma tanrılar mı istiyorsunuz?” (S. Ateş Meali); “Yalancılık etmek için mi Allâh’ı bırakıb düzme tanrılar diliyorsunuz?” (H. B. Çantay Meali); “Allah’tan başka bir takım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?” (Diyânet Vakfı Meali)
15. Zira her put arkasında birilerinin menfaatlerini barındırır.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.