Sosyal Medya

Makale

Tefsirde Duygusal Arka Planı Fark Etmek III

Yukarıda verilen örneklerde olduğu gibi Meâric suresinin içeriği de duygu yüklüdür. Surenin bağlamı, içerdiği konular eşliğinde müminlere moral aşılayan bu bakış açısını ele verir. Bunun anlaşılması açısından surenin anlam akışı özetle ve mealen şu şekildedir:

“Birileri öteki dünyada hakikati inkâr edenlerin başına gelecek azabı sorabilir. Bil ki hiçbir şey onlardan hesap sormamıza mani olamaz. Nitekim bu azap, yüceler yücesi Allah’tan gelecektir. Öyle ki Cebrail de dâhil bütün melekler, O’na sizin hesabınızla uzunluğu elli bin yıl süren bir günde yükselir. Biz hesabı çabuk görürüz, telaşlanma. Bütün sıkıntılara güzel bir şekilde sabırla diren. İnsanların hesabı uzak görüp aldırmamaları seni üzmesin, biz onu yakın görüyoruz! Bu hesap, göğün erimiş madene benzeyeceği ve dağların yün topakları gibi atılacağı ve birbirlerinin gözü önünde oldukları hâlde hiç kimsenin arkadaşının durumunu soramayacağı gündür. O gün her suçlu (dünyadayken de yalnız kendilerini düşündükleri gibi ahlaksızca) sadece kendini kurtarabilmek için; çocuklarını, eşini, kardeşini ve kendisini himaye etmiş bütün akrabalarını ve yeryüzünde yaşayan herkesi mümkün olsa feda ederek kendisini kurtarmak isteyecektir.”
[Buraya kadar ayetler, kâfir ve müşrikler için âdeta “Onların dostlukları dostluk değil.” der.]

“Ama hayır! Onları bekleyen tek şey alev saçarak derisini kavuran, gerçeğe sırtını dönenleri ve (hakikatten) uzaklaşanları kendine çeken ve servetlerini biriktirip kimseyle paylaşmayanları bekleyen bir ateş olacak. Gerçek şu ki, insan tatminsiz bir tabiata sahiptir. Başına bir kötülük geldiği zaman sızlanmaya başlar, bir iyilik ile karşılaşınca da onu bencilce sahiplenip başkalarından uzak tutar.”
[Buraya kadar onlar için âdeta, “Harcamaları harcama değil.” denilir.]

“Ancak bilinçli olarak Allah’a yönelenler, namazlarına kararlılıkla devam edenler ve hayatın güzel şeylerinden yoksun bulunup yardım isteyen kimselerin, malları üzerinde hak sahibi olduğunu kabul edenler, hesap gününün geleceğini tasdik edenler ve Rablerinin azabından korkup ona saygı duyanlar böyle değildir. Zira onlar, Rabb’inin azabına karşı hiç kimsenin kendini (tam) bir güven içinde hissetmemesi gerektiğini bilirler. Bu yüzden onlar iffetlerini korur ve nikâh yoluyla meşru şekilde sahip oldukları eşleri dışında isteklerini frenlerler. Ancak o zaman hiçbir kınamaya uğramazlar. Ama o sınırın ötesine geçmek isteyenler, gerçekten haddi aşanlardır.”
[Buraya kadar onlar için âdeta, “İstekleri istek değil.” denilir.]

“Emanetlere ve ahitlerine riayet edenler ve şahitlik yaptıkları zaman kararlı duranlar ve namazlarını koruyanlar var ya, işte bunlardır (cennet) bahçelerinde ağırlanacak olanlar! O hâlde bu hakikati inkâra şartlanmış olanlara ne oluyor ki sağdan ve soldan kalabalıklar hâlinde etrafında koşuşup kibirleniyorlar. Onların her biri bu şekilde nimet bahçesine gireceğini mi sanıyor? Asla. Biz onları çok iyi bildikleri bir şeyden yarattık ve yeniden yaratıp bu alaycı tavırlarının hesabını sormaya kadiriz. Evet! Bütün gündoğumu ve günbatımı noktalarının Rabb’ine yemin ederim ki bizim gücümüz onları kendilerinden daha hayırlı bir toplum ile değiştirmeye de yeter. Bu konuda bizi engelleyemezler. O hâlde, bırak onları, bir hedefe doğru yarışıyorlarmış gibi mezarlarından aceleyle fırlayıp gözleri düşmüş ve zillete duçar bir vaziyette; kendilerine defalarca haber verilerek vaat edilen o hesap günüyle karşılaşıncaya kadar batıla dalıp oyalansınlar.”
[Buraya kadar da onlar için âdeta, “Hâlâ ne hakla kibirleri içinde oyalanıp duruyor ve bu şekilde cennete girebileceklerini mi sanıyorlar?” denilir.]

Meâric suresi, kibirli tavırları dolayısıyla sanki işledikleri suçların karşılığını görmeyecekleri görüntüsü uyandıranlara ve bu şımarık ve küstah tavırlarıyla herkesi etkileyenlere karşı hesabın çok yakın olduğunu ve mutlaka cezalandırılacaklarını bildirmek için indirilmiştir. Böylece hem kâfir ve müşrikler tehdit edilmiş hem de inananların morali düzeltilmiştir.

Meâric suresi, Mekke döneminin sonlarına doğru inmiştir. Bu zaman diliminde hâlâ müşrik ve kâfirlerin inananlara eziyetleri devam etmektedir.

Surenin girişinde hakikati inkâr edenlerin başına gelecek azapla ilgili sorunun sahibi müşriklerdir. (1) Bu soru, inananları tahrik etmek ve şüpheye düşürmek için sorulmuş tuzak bir sorudur. Nihayet mücadelenin bu kadar uzun sürmesi ve bu güne kadar inen tehdit dolu ayetlere rağmen suç işleyen günahkârların elini kolunu sallaya sallaya gezmeleri müminleri rahatsız eder. Zira bu günahkâr suçluların kendi başlarına bir şey gelmemesi ile ilgili olarak müminlerle sürekli alay edip durmaları da bu rahatsızlığı çoğaltır.

İnsanlar için uzun süren zaman Allah’ın hesabına uymamaktadır. Çok kısa sürede hesap sorulabilmesi mümkünken cezalandırmanın geciktiğini düşünenler, öncelikle sabretmeye ve müşriklerin içinde bulunduğu durumla ilgili olarak tekrar düşünmeye davet edilirler. Nitekim insan ömrüyle kıyaslandığında risâletten bu yana geçen zaman çok uzun değildir. Bugünden bakıldığında Medine’ye hicrete ve Mekke’nin fethine doğru giden yolda geçen zaman gerçekten kısadır. Üstelik fetih günü Mekkelilerin çoğu teslim olacaktır. Bu insanların bir kısmının fâsıklığı devam etse bile önemli bir kısmı gerçekten iman edecektir. Burada önemli olan o günün sıkıntılı şartlarında ambargolara maruz kalmış, alay edilen ve eziyet gören müminlere bu zamanın yakın olduğunu anlatabilmektir. Böylece sure içerisinde iyi bir cevap hazırlayarak bu tuzak soruyla onların inançlarından şüphe etmesine fırsat verilmemelidir.

Bu surenin indiği sırada halkın çoğu olup biteni gözlemlemektedir. Bilindiği gibi insanların önemli bir kısmı için güvenlik her şeydir. Ellerini taşın altına sokmak istemez ve galip taraftan olurlar. Galip tarafa teslim olmayı mücadele ederek zarar görmeye tercih ederler. Bu insanlar, zor zamanda insanın renginin belli olacağını düşünerek Peygamber (sav) ve çevresindeki inananların yapılan eziyetlere ne zaman ve nasıl karşılık vereceğini beklemektedirler. Taviz verip vermeyeceğini, anlaşıp anlaşmayacağını, samimi olup olmadığını görmek adına olayları seyretmektedirler. Üstelik kâfirlerin antipropagandası da tam olarak budur. Müşrik ve kâfirler, Peygamber (sav)’in onları suçlu ilan etmesine ve tehdit içerikli ayetlere rağmen hâlâ sapasağlam olmalarına dayanarak tuzak bir soru sormaktadırlar. Böylece Peygamber (sav)’e inananların bu kadar uzun bir süre eziyetlere, kınamalara ve alaylara dayanamayarak her an mücadelelerinden vazgeçebileceklerini bekleyip düşünmektedirler. Bu anlamda Mekke sokaklarında rahatlıkla gezip dolaşmaları müşriklerin haklı olduklarının en açık delili sayılmıştır.

Sure bu aşamada dahi onların rahat olmadığını anlatır. Bu tuzak soruya cevap vermek için inen ayetlerde; onların dostluklarının dostluk olmadığı, yaptıkları harcamaların bir işe yaramadığı, servetlerini kimseyle paylaşmadıkları ve bunun yanısıra gayrı meşru pek çok şey istedikleri anlatılarak kibirleri içinde oyalanıp durdukları ifade edilir. Üstelik bu ahlaksız hâlleriyle cennete girebileceklerini sanmalarının bir hayal olduğu vurgulanır. Bu seviyesiz ve suçlu tavırları, onların yeterince bela ve dert sahibi olmalarına yetmektedir. Aslında içinde bulundukları durum başlı başına bir cezadır. Ne kardeşliğin sıcaklığını, ne ailenin mutluluğunu ve ne de insanlar tarafından sevilmenin onurunu taşımaktadırlar. Müminlerin sahip oldukları vasıflarının hiçbiri onlarda yoktur. İnananların tersine onlar, emanetlerine dikkat etmez, sözlerini tutmaz şahitliklerini adam gibi yapmazlar. Bu durumda saldırgan, kibirli ve alaycı olmaları kendileriyle barışık olmamalarının bir eseridir. Ahirette karşılaşacakları zillet daha şimdiden paçalarına bulaşmıştır. Komşulukları, arkadaşlıkları, ticaretleri sorunludur ve hayır getirmez. Hiçbir şeylerini paylaşmazlar. Ne kazançlarında ne de harcamalarında ölçü vardır.

Meâric suresindeki bu yaklaşım, inananların onlar hakkındaki düşüncelerini değiştirmiş ve böyle kimseler için yaşadıkları bu hayattan daha kötü bir ceza olamayacağını düşündürmüştür. Dolayısıyla onların bu tavırları sürdürmeleri durumunda şu anda içinde bulundukları çukurdan daha kötüsüyle karşılaşacaklarına dair ayetlerde yer alan tehdidi şimdilik yeterli görmüş olmalıdırlar. İşte bu şekilde surenin başında sorulan sorunun cevabı kendisini belli etmektedir.

Sure, inananlarla kibirli kâfirler arasındaki farkı açıkça ortaya serer. Böylece inkâr edenlerin nasıl çalkantılı bir hayat yaşadıkları resmedilir. Hakikati reddetmeleri yüzünden içinde bulundukları durum açık bir şekilde örneklendirilir. Dünyada gerçeklerden yüz çevirerek ödedikleri bedel aslında oldukça ağırdır. Onların dünyadaki halleri buysa ahirette görecekleri cezayı kimse düşünmek istemez. Hakikati inkâr eden veya yokmuş gibi yaşayan insanların durumu her zaman böyledir. Bu insanların anlık veya kısa süreli yaşadıkları mutluluk ve sevinç gösterilerine tanık olunabilirse de Rabbine yönelmeden gerçek ve devamlı bir huzur ve barışı yakalamaları asla mümkün değildir. Yaşamlarının bütününe bakılabilirse onların içinde bulundukları durumun gerçekte göstermeye çalıştıkları gibi olmadığı hemen anlaşılabilir. Öyleyse “Hakikati inkâr etmelerine rağmen onlar, niye hâlâ şımarık ve kibirli hâlleriyle ortalarda gezebiliyor ve işledikleri suçların cezasını görmüyorlar?” diye sormadan önce acele etmemek gerekir.

Müminler, inanmanın ve bunun gereğini yapmanın sayılamayacak kadar çok faydasını her gün yaşar ama hayatı olduğundan farklı göstermeye çalışan büyücü kâfirlerin kara propagandası altında bunu zaman zaman fark edemeyebilirler. Sure, sorulan bu tuzak sorunun müminlerin yanlış yönlendirmesine izin vermez. Zira surenin indirildiği aşamada bedel ödemeye devam ettikleri hâlde müminlerin Rasulullah (sav)’in izinden gitmeye devam ettiklerine bakılırsa verilen cevapları yeterli buldukları bellidir. Suredeki duygu atmosferi, müminlerin içinde bulunduğu hâli anlatır. Verilen cevaplar, onları bu sorunun sahte etkisinden kurtarır ve kısa bir zaman sonra ne kadar haklı oldukları ortaya çıkar. Sure içerisinde açıkça görüleceği gibi kâfir ve müşrik suçlulara dair acınacak tasvirler, müminlerin onlara tanınan mühleti sabırla karşılamalarına yardım etmiştir. Bütün bu yaklaşımların bağlam sayesinde anlam dünyasına katıldığı unutulmamalıdır.

Not: Bu yazı, “Sözün Bağlamı” adlı eserden iktibas edilmiştir.

Dipnotlar:

1. Meâric suresinin, 1, 2. ayetleri farklı meallerde şu şekildedir: “Sorup araştırmak isteyen biri, (öteki dünyada) başa gelecek azabı sorabilir, hakikati inkâr edenlerin (başına). (Öyleyse, bil ki) hiçbir şey ona mani olamaz. (çünkü o,) Allah’tan (gelir,) katına yükselmenin birçok yolu olan (Allah’tan)” M. Esed Meali); “Birisi, yükselme derecelerinin sahibi olan Allah katından inkârcılara gelecek olan ve hiç kimsenin savamayacağı azabı istedi!” (Diyânet Vakfı Meali); “Bir soran, inecek azabı sordu: Kâfirler için ki onu savacak yoktur. Yükselme derecelerinin sâhibi Allah’tan.” (S. Ateş Meali); “Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kâfirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.” (Diyânet Meali).

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');