Sosyal Medya

Makale

Tabiatın Sakinlerinden Yansımalar

Arkadaşıyla sohbet ediyorken mekândaki papağanların çıkardıkları seslerden rahatsız olmuştu. Sözünün kesilmesinden hoşlanmadığından, o cins papağanların hangi hayvandan korktuklarını öğrenmek için Google’e başvurdu. Akabinde Youtube’de şahinlere ait kayıtları buldu ve sesini açtı. Papağanların sesi kesilmişti. Bu zeki davranışı nedeniyle gülümseyen kişi sözüne devam ederken videoyu tekrar tekrar dinletti. Fakat 3. tekrar sonrası papağanların suskunluğu sona erdi. Çünkü gelen giden bir şahin olmayışı onların korkularını anlamsızlaştırmıştı. Papağanlar, sanal düşmanla hakiki düşmanın farkını bildiklerinden, sanal hileler onlarda kalıcı fobilere dönüşememişti...

Bilim adamları iki köpek yavrusundan birini ormana diğerini sokaklara bırakıp gözlemeye başladıklarında, ormandaki köpeğin uluduğu, sokaktaki köpeğinse havladığını tespit etmişler. Mahallemizde, belediyenin kulağına zımbaladığı plastik işaretten, zararsız olduğu anlaşılan birçok sokak köpeğiyle birlikte yaşıyoruz. Biz onlardan, onlarda bizden çekiniyor. Akşam ezanı okunduğunda, çöplerde eşelenen o pısırık hayvan birden ulumaya başlıyor. Yani bir anlık da olsa fıtratına geri dönüyor. Ama ne yazık ki aynı ezan, mahalle sakinlerine kul olduklarını değil de sadece namaz vaktinin girdiğini hatırlatıyor.

Belgeselde üç tane aslan, yakaladıkları bir av için aralarında çekişirlerken onları gözleyen sırtlanlar, altılı yay dizilişiyle düşmana karşı konum alıyorlardı. Üstelik hiç biri, aslanın çıkarttığı o gök gürlemesini andıran sesten ürkmeyip yerlerinden ayrılmadılar. Sırtlanlar birlikte hareket ettiklerinden dolayı onları ürkütemeyen aslanlar, avlarını terk ettiler. Namazda saf düzeninin önemini biliyordum ama mücadelede ki saf düzenine hayran kaldım.

Aslandan kalan yaban öküzü leşinin başına karşılıklı üçer sırtlan geçti. Bir masa etrafında, biri diğerinin yemeğini kapmak için itişip kakışmayan görgülü bir topluluk gibiydiler. Biri sağı solu kollarken bile diğerleri onu bekliyorlardı. Ortak düşman algısından ortak dost algısına bu kadar çabuk adapte olmaları, av için çekişen aslanlar gibi güçlerini birbirlerini alt etmek için tüketmeyip paylaşmayı seçmeleriyse tebrike şayandı.

Arıların iki midesinden biri, hayatiyetini devam ettirmek için diğeriyse bağlı olduğu kovana (kamuya) ait depolama yerdir. Bu sayede arılar, kendine ait olanla kovana ait olanı birbirinden ayrı düşünüp daha dolu olan kamuya ait olana el sürmediğinden bal üretiminin ilk aşaması tamamlanır. Devamında kamuya ait olan midedeki balözü, kovan görevlisi genç arılar tarafından emilirken balözü toplayan arının kendi midesine ait olana dokunulmaz.  Böylece vahyedilen arılar, ne kamuyu kendilerine, ne de kendilerini kamuya tercih etmeden, adaletli üretimin, beraberliğin ve paylaşımın olabileceğini tabiatın tüm sakinlerine ilan ederler.

Kayanın dibinde yüzerken göz göze geldi karabatağa “Selamün Aleyküm” demesiyle ‘benden endişe etme’ demek istemişti. Karabatak sükût etti ama Aleyküm Selam’ın gereği ona zarar vermekten kaçındı. Sonra mahcubiyetinden miydi yoksa rızkının peşinde oluşundan mıdır bilinmez, suyun dibine dalıp gaiplere karıştı. Onun ardı sıra bakakalan, şu ana kadar selamına karşılık verenlerden gördüğü zararları düşününce, Karabatakla selamlaşma konusunda elli yıllık geç kalmışlığına hayıflanmadan edemedi.

Mahallenin dul hanımları cami yanındaki boş arazide sahipsiz birçok kediyi her gün üç öğün beslerken, öte yandan getirdikleri sakatat ve artıklara üşüşen kargaları taşlıyorlardı. Cami imamı, Ebu Hureyre’nin kedi sevgisini anlatıp gözyaşı döktüğü namazın akabinde, sizin yüzünüzden camiyi sinek basıyor diye kedileri yemleyen dulları payladı. Yengem her gün terasında çocuklarının refakatinde bir martıyı doyururken, öğle namazı cemaati, çöp konteynırında yiyecek arayan aynı adamı görmezden gelmeyi sürdürdü.

Sahillerde yaşayanlar bilirler denizler kirlenmeye başlayınca binlerce denizanası gelir ve bütün pislikleri üzerlerine alıp suları berraklaştırarak bir meçhule doğru kaybolup giderler. Bu canlıları alıp lime lime etseniz bile onlar, parçalarından yeniden doğup yaratılış gereği denizi temizlemeden oradan ayrılıp gitmezler. İlginç olan kirletenler insanlar olduğu halde denizi temizleyen denizanalarının bu gerçeğin de üstünü örtme çabalarıdır.

Vapurundan atılan simitleri kapmak için yerçekimine inat haylaz uçuşlar yapan denizin beyaz kuşlarıdır onlar. Semadan deryanın içini görür. Yaptığı pike ile ağzında balıkla çıktığında ise rızk konusunda içim ümitle dolardı. Şimdilerde kargalarla beraber çöplüklerde, damlarda ve sınırlı sayıda kalmış kumruların, güvercinlerin peşindeler. Kim bilir belki de balıkla beslenen martılara GDO’lu simit yedirerek fıtratlarını bozan bizleriz.

Mega kentin çetin şartlarına uyum sürecinde adeta bir “amfibi komando”ya dönüşen Kargalar, artık eskisi gibi uyduruk bir korkulukla savuşturulan kuşlar değiller. Emirgan’da lale soğanını eşeleyip çıkarırken gördüğüm kargalar, Unkapanı köprüsündeki balıkçının kovasından fırlayan istavritleri kaş ile göz arası kursaklarına indiriyorlar.

Koza, bir tırtılın kendi kendine ördüğü adeta bir mağara dönemidir. Bu sabrın sonunda harikulade renkler yumağı, rengârenk bir kelebeğe dönüşür ve bir gün sürmesine rağmen görenlerde hayranlık uyandıran bir hayat sürerler. Peygamberlerde, insanlığın yaşadığı uzun dünya serüveninin içinde bir kelebek kadar kısa yaşamalarına rağmen ardında sade ve güzel bir örneklikler bırakmışlardır. Bir ağaç altında gölgelenmek mesabesindeki üç günlük dünya hayatını insanca yaşamak, O’ndan razı bir şekilde ve sadece O’na dönerek…

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');