Sosyal Medya

Makale

Düşünce-Eylem-Şartlar-Savrulmalar

Düşünme ve yenileşme bir fıtrat yasasıdır.Sürekli hayıra yöneliş sürekli yaratılış,sürekli değişim aslında,hayat'ın insanlara sunduğu var oluşun en önemli nimetlerindendir.Tıpkı tarlada hasadı yapılan mahsul gibidir. İnançlar, kavramlar,idealler, zaman bizi bu zorluklardan şartlardan,hayat tarlasını nimetini var olmak yasası olarak sunar.

 

Bizler zamanın emanetçisiolarak, şartlardan,realiteden, kalıplardan, şekillerden, anlamsızlıklardan, zorluklardan, dayatmalardan, öldürülmekten, kaybetmekten kaçamayız... Bu zorluklardan nasıl kurtulacağız? Bizim bilincimizin inancımızın kökeninde hicret var. Hicret ayaklarını vura vura kovulduğun mekana zamana anlama,değişerek güçlenerek yeniden şartları,anlamsızlıkları değiştirerek dönmek.

İşte,yeniden iyiye dönmeye,yeniden var oluşa diriliş diyoruz. Haleti ruhiyede, bilinçte, değerde,mantıkta bütün ayrıntılarda düşünce biçiminde ve sonrası eylemde.

 

Süreklilik ve evrensellikten bahsediyorsak inançlarımızın tamamlanmışlığından söz ediyorsak,kendimizi zihnimizi,bilincimizi,gencimizi,değişmemenin,yenileşmemenin olumsuz cehenneminden kurtulmak zorundayız...Şartlar ve şartlanma hayatın ruhunu öldürür. Ruh kendi bedeninde,zamanında,şahsiyetinde olmak zorundadır.Yeniden kurmak için hayatı. şartlar ve realist zorunluluk duygusu böyledir işte.Enel şart diyerek taşlanmayı hakeder.

 

Ben yokum,şartlar var diyen bir ruh-hayat var oluş sahnesinde yer alabilirmi mi.Artık irade,bağımsızlık varım diyebilmek sormak sorgulamak anlamlandırmak hayatı oluşturmak var olabilmek neden nasıl niçin gibi sözcükleri...

Kullanmak yasaklanır...Sakın ha;Telkini hücrelerine yüreklerine kadar işlemiştir...

Şartlanan bilinçler,çürümeye mahkumdur bu böyle biline.Şartlara uyum sağlama,baskı ve sıkıştırılmayı getirir sonunda bir sel felaketi gibi sokak aralarından kontrol edilemeyen kin,öfke,azab kuşanarak çamurlu sular gibi akar...

Anlam ve hayatı ucundan tutar sırtlanamaz, dertlenemez, taşıyamaz, omuzlayamaz, altına giremez bir hayır dokunsa ona gönlü yatışır,fakat bir bela dert zorluk geldiğinde yüzün üstü döner...

 

Ruhsal çöküntü ya da şahsiyet erozyonu deniyor buna...Oysa ruh,kendi bedeninde kendi bedenini o birey olarak yapılandırmak ister.Böyle olmayınca,kıyaslar kıskanmalar,imrenmeler çekememezlik sonunda dengesizlik olarak doğar...

Üretenler kendisini yenileyenler her gün yeniden doğarlar,ruhunun anlamlarına sahip çıkanlardır,ruhunun tarihini unutmayanlardır...

Ruhunu unutan varlığına sahip çıkamaz ruhunu unutan hak ve hakikati bırakır, kendisine zararı ve faydası olmayan şeylere, şartlara, realiteye, alışkanlıklara, zamana,güce,olmazlara,yokluğa,zanlara,sanmalara,kandırmalara farkında olmadan ibadet eder...

 

İşte hidayetten başarıdan,idealden,aşktan,hakikatten,ümitten,çabadan,direnmeden uzak olan,kaybetmenin yenilginin zeminini böylesi bir kirlenmiş hiç dünya oluşturur...

Ne yazık ki insanoğlu hem yoksunluğa hemde yoksulluğa duçar oluyor sürekli. Kışkırtılmış mülkiyet anlayışı hırs ekonomik tahakküm geçim sıkıntısı yavaş yavaş insanımızı savuruyor...

Çözülüş ve değerleri yitirme eşliğinde anlayış ve kişilik bozulmaları daha bir öne çıkıyor...

İlkesellik ve erdemlilik bir kompleks sonucu buharlaşıyor,kirlenme ve yozlaşma her alana sirayet ediyor.

Kirlenme düşünmede başlıyor ve eyleme yansıyor.İçinde bulunduğumuz zaman diliminde,insanoğlunun dünyadaki sınavının önemli bir bölümünü dünyevileşme tehlikesini içerecek şekilde mala,dünya metaına olan yaklaşımı oluşturmaktadır...

Kur'an da bir çok toplumun sapkın davranışı olarak geçen ekonomik ifsad...Dünya nimetlerine ölçüsüzce ram olma,ulvi değerleri,budamaktadır. Ölümden korkma,dünyaya bağlanma,çilesiz risksiz bir hayatı yaşama mücadeleden kaçma,büyüklük taslama vs.Bir sürü marazlar...

 

''Medyan halkınada kardeşleri şu ayıbı gönderdik dedi ki ey kavmim:Allah'a ibadet edin ondan başka ilahınız yoktur ölçüyü ve tartıyı eksik tutmayın gerçekten sizi bir bolluk ve refah içinde görüyorum doğrusu sizi çepeçevre kuşatacak olan bir günün azabından korkuyorum''

 

-Hepimiz toptan bu ayetleri derinlemesine tefekkür edelim.Günümüzde,bankaların mabet=Paranın mabut olduğu bir çağda yaşıyoruz.

''Dediler ki ey şuayb,atalaramızın taptığı şeyleri bırakmamızı ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor çünkü sen gerçekte yumuşak huylu aklı başındasın''

-Kimin namazı şuayb'ın ki kadar bir imkan direniş ve arınma manzumesi içermektedir bunu kendimize soralım beyler...

''Ey Şuayb senin söylediklerinin çoğunu biz anlamıyoruz eğer yakın çevren olmasaydı gerçekten seni taşa tutardık öldürürdük sen bize karşı üstün ve güçlü değilsin''

-Kimin kalbi titriyor

-Kim Allah'a karşı hesap vermeyi büyük patronlara,ağalara,hesap vermekten daha fazla düşünüyor

-Bu özenti bu didişme,kağıttan putlara tapmak niye

-Åžuayb kim

-Ebuzer nerede

-Soysuz karumlar kiminle dalaşıyor

-Ebuzer geçinip karunca yaşayanlar

-Ekran ulemaları ne derler bu işe

-Bu ayetler kime kimlere ey ulu sarıklı hocalar

-Allah aşkına şuaybı kimler taşlıyor

-Sahi kimler taşlıyor Şuaybı...

-Felaha deÄŸil,refaha talip olan kimler

-Ekonomik istikrardan söz edip dini ve kültürel yozlaşmayı pas geçen kimler

Mertlik hem düşüncede hem eylemde bozulmuÅŸtur beyler…...

Yoksulluk ve acı,sevda ve kavga en yaman ve lakin en muhterem arkadaşımızdı...

Öğretmende bizdik Öğrencide düzelmesi gereken de bizdik düzeltilmesi gereken de düzelten de soran da sorulan da sorgulanan da 28 Şubat'ın soğuğunu iliklerine kadar duyanda kahrolası hücrenin duvarlarını yumruklayan da göz bağları altında günlerce yorulanda bizdik yine de maddi manevi sorunları yenende bizdik...

 -Acıya borcumuzu ödedik

-Gel gör ki bizim acılarımızın bizim döktüğümüz ter ve kanların bizim baÅŸka dillere çevrilemez hüzünlerimizin üstüne kolayca tünedi çöreklenip kapak attı birileri…...

 

 Åžimdileri eve kapanıp çeklere imza atıp,kat ve kaf maaÅŸları baÄŸlanıp fındık kırıp,kestana çiziyorlar.Bir sonraki ihalenin ÅŸartlarını konuÅŸuyorlar komisyon avındalar...

%10'luk Allah rızası peşindeler. Oysa biz nice kara sıfatları üstümüze alaraktan sokağa çıkmış ağlamadan dillerimiz dolaşmadan konuşmuştuk.

Düşüncede eylemde iflas edenleri yola dökülenleri ayakları kayanları saf değiştirenleri,villalarında yemek masasına otururken hala kahrolsun Amerika diyenleri bunun yanında,duyuyoruz ki direnenler,diriliş ve direnişi fazilet bilenler de var.Ağaçlar ayakta ölür diyenler ve kendi sesiyle kendi şarkısını söyleyenler...

   Gözyaşı dökenleri,kalp taşıyanları

   Düşünce eylem bütünlüğü içinde olanları

   Unutulanları,terkedilenleri arkadan vuranları

Yediği yumrukların,jopların,izlerini taşıyanları,okuyanları tüm bunları sineye çekenleri...

 

O malum süreçte günlerce göz altılarda-Rabbim Allah'tır diye bağıranları nezaretin duvarlarına tek yol islam yazanları,biliyoruz...

  Onlar hem var olan ve her dem var olacaklar

Suskunda olsalar,onurlu ve emin şekilde onlarla,Kur'an'ın aydınlığına doğru yürüyelim, şahitleri şehitleri olalım kutlu vahyin...Direniş ve dirilişimizi örgütleyelim

   -Başımız dik olsun

   -DeÄŸiÅŸsin çehresi acılı yürek coÄŸrafyamızın

   -Soframızdaki suyumuzdaki zehir erisin

Göğersin dilimiz gövdemiz...Yürüyen ayetler olalım arzın...İslam boyamız mücadele huyumuz,şahadet payımız olsun...

                                                   

                                                                               



 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.