Sosyal Medya

Makale

Nijer gezi notları

1.GÜN (23 Eylül 2015 Çarşamba)

Uzun bir süredir, Nijer’de “İnsani Yardım” faaliyetinde bulunan bir gurup arkadaş 2 yıldır beni de davet ediyorlar ama çok istememe rağmen bir türlü gitmek nasip olmadı. Bayram öncesi tekrar teklif gelince bu sefer şartları zorlayayım dedim.

 Dış hatlardan Niamey uçağına doğru giderken “acaba bir aksilik çıkar mı?” diye hala tedirginim.

Aslında 2 gün önce bu sefere çıkacaktım fakat aksilikler izin vermedi:

Uçuşumdan bir gün önce akşam THY’den gelen iptal mesajı soğuk duş etkisi yapmıştı. Gece boyu yaptığım telefon görüşmelerinde “Politik Huzursuzluk” nedeniyle uçuşun iptal edildiğini öğrenebilmiştim. Fakat bir gariplik vardı; benimle aynı uçakta uçacak olan diğer arkadaşlara iptal mesajı gitmemişti.

Ertesi gün bir dizi telefon trafiğinden sonra öğrendim ki gideceğimiz uçak normal şartlarda önce Nijer’e sonra da Burkina Faso’ya iniyormuş. Burkina Faso’da yapılan askeri darbe nedeniyle THY bu ülkeye olan uçuşlarını iptal etmiş, sadece Nijer’in başkenti Niamey’e uçuyormuş. Anlayacağınız benim Niamey uçuşumda bir problem yoktu.

İptal oldu diye akşamdan yarım bıraktığım hazırlığımı panikle tamamlayıp ucu ucuna havaalanına ulaştım. Fakat bu sefer de beni İstanbul’a götürecek olan Adana uçağı, şiddetli yağış nedeniyle Kayseri’ye indiği anonsuyla karşılaştım.

Havaalanında 2 saat oradan oraya koşturduktan sonra 2 gün sonrasına biletimi erteleyebilmiştim.

Bu kadar aksilikten sonra uçağa binerken bile hala tedirginim.

Almanya, Avusturya ve İzmir’den gelen arkadaşlar 2 gün önce Nijer’e vardılar. İşi gereği 2 gün geciken Ömer Abiyle beraber uçuyoruz.

Öndeki ekipten 5 kişinin Nijer’in Difa bölgesine gittiklerini duyunca üzüldüm. Çünkü ben de gitmek istiyordum. Haklı olarak beni bekleyecek halleri yoktu; yarın sabah kurban ve gıda dağıtımı için önceden gidilmesi gerekiyordu. Ne diyelim; nasipte yokmuş Difa’ya gitmek.

Difa, Nijer’in güneydoğusunda Nijerya’ya sınır olan bir bölgedir. Nijerya’da Boko Haram örgütünden kaçan onbinlerce insan Difa’ya göç etmiş. Halleri çok perişan, aç ve açıktalar. Dünya medyasında yer almadıkları için kimsenin oradaki trajediden haberi yok.

Nijerya’daki kadar olmasa da Boko Haram’ın Difa bölgesinde varlığı/tehdidi var. Bu yüzden yardım kuruluşları bölgeye inmekte endişe ediyorlar.

Yunanistan, İtalya ve Malta üzerinden geçerken aşağısı ışıl ışıl, Afrika kıtasına geçince kıyıdaki şehirlerden sonra birden bire karanlığa gömülüyorsunuz.

6 saat sonra Niamey’e iniyoruz. Burada gün Türkiye’ye göre 2 saat geriden geliyor. Yani Türkiye’de şimdi saat 24, burada ise 22.

Niamey havaalanı küçük. Alıştığımız parlak ışıklar yerine yer yer karanlıkların olduğu bir alan var. Pasaport kontrolüne giderken alanda THY ve Air France’a ait iki uçak var. Biraz ileride 2 tane küçük pırpır denebilecek uçak var.

Bir ülke üzerinde kimlerin etkisini olduğunu görmek istiyorsanız havaalanlarına en sık inip kalkan uçaklara, hangi ülkelere ait olduklarına dikkat edeceksiniz.

THY uçakları haftada 3 gün buraya iniyor. Air France uçakları ise her gün iniyor ve kimi zaman aynı gün birden fazla uçuşları oluyor.

Pasaport kontrolü için sıraya girmeden önce 45 yaşlarında grileşmiş beyaz önlüklü biri elinde bir çantayla bize yaklaşıyor. Sarı Humma aşısı vurulup vurulmadığımızı soruyor. Allah’tan ki 5 yıl önce Tanzanya’ya giderken aşıyı yaptırmışım. Sağlık görevlisinin elindeki steril olmayan malzemelere bakınca, aşı olayım derken başka bulaşıcı hastalıklara yakalanma riski hiç de az değil.

Pasaport kontrolünden çıkarken mihmandarımız Beşir bizi karşılıyor. Beşir, 55 yaşlarında, Fulani kabilesine mensup Nijer yerlisi bir insan. Mısır’da Ezher Üniversitesini bitirmiş, uzun süre Almanya’da çalışmış bir insan. Bu yüzden Arapça ve Almancası var. Ayrıca Nijer’de büyüyen herkes gibi Fransızcası da var.

Havaalanından çıkarken etrafı daha iyi görebilmek için bizi bekleyen aracın arka açık kısmına oturuyorum. Başkent Niamey’in caddelerinden ilerliyoruz. Etraf genelde karanlık, ışıklı yerler çok az. Etraf bir şehirden çok bir köyü andırıyor. Belediyecilik namına bir şey gözükmüyor; çöpler her yere yayılmış durumda.

Ara cadde ve sokaklarda asfalt yok. Yollar toprak ve çukur. Biraz sonra kalacağımız evin önüne geliyoruz. Yüksek duvarlı müstakil bir ev. Burada bu tip evlere malikâne diyorlar ama bizim basit 4-5 odalı, tek katlı ve küçük bahçeli bir ev. Bahçesiyle beraber ancak 500 m2 çıkar.

Kapıda sürekli duran ve “Gardiyan” adı verilen bir bekçi var. Burada bu tip evlerin tamamında gardiyan varmış.

“Güvenlik sıkıntısı mı var?” diyorum. Arkadaşlar, güvenlikle ilgili bir sıkıntı olmadığını ama bu tip uygulamaların gelenek halini aldığını, mihmandarımızın da bu şekildeki takdirine itiraz etmediklerini söylüyorlar.

Gardiyan dışında kapıda ve avluda birkaç kişi daha var. Gönüllü olarak bize eşlik etmek isteyen insanlarmış bunlar.

Eylülün sonu ve yağmur mevsiminde olmamıza rağmen hava bir hayli sıcak. Dışarısı bir nebze olsun rahat ama içeride klimalar olmasa çekilir gibi değil. Hem klima hem de vantilatörü beraber çalıştırıyoruz. Klimayı soğutmak, vantilatörü de sivrisineklerin uçmasını engellemek için kullanıyoruz. Malumunuz, buradaki sivrisinekler başta Malarya (Sarı Humma) olmak üzere birçok hastalığın taşıyıcısılar. 

Ekip 10 kişi. 5’i şuan Difa bölgesinde. Biz 5 kişi de Niamey’de ve 150-200 Km çapındaki bölgede yardım çalışmalarına iştirak edeceğiz.

Diğer 9 arkadaştan sadece 4 yıl önce Patani’ye beraber gittiğimiz Selami’yi tanıyorum. Diğerleriyle burada tanışmak nasip oluyor. Gaye Allah rızası ve insan olunca bir iki saatte kırk yıllık dost gibi oluyoruz.

 

2. GÜN (24 Eylül 2015 Perşembe)

Bugün bayramın 1. günü. Bayram namazı burada saat 9’da kılınacak. Öğlen kerahat vaktine kadar farklı saatlerde namaz kılan bölgeler de varmış.

Aslında çok güzel bir uygulama. Bizde birçok insan uykudan uyanamadığı için Bayram Namazını kaçırıyor. Oysaki öğlen kerahatine kadar kılınması mümkün. Birçok Afrika ülkesi ve Uzak Asya bölgelerinde de Bayram Namazı 9-10 civarı kılınıyor.

Namaz için dışarı çıktığımızda evimizin önüne kadar cemaatin taştığını görüyoruz. Camii 100-150 metre ileride. Evlerde kimse kalmamış gibi, kadın ve çocuklar da dâhil herkes Bayram Namazına gelmiş.

Küçükken yaşadığım bayram coşkusunu yeniden yaşıyorum. Bizde bayramlar o eski coşkusunu kaybetmiş. Buraları iliğine kadar bayramı yaşıyor. Çocuklar en güzel kıyafetleriyle sokaktalar. Büyüklerin onlardan eksik kalır yanı yok. Bayanlar en az çocuklar kadar süslü.

Namaz çıkışı birçok insanın elinde 2 metrelik ucu sivriltilmiş mızrakvari çubuklar var. Bir arkadaşım hemen merakımı gideriyor:

Kesilen koyunlar çaprazlamasına bu iki mızrağa gerdiriliyor. Yakılan odun ateşinin 1-2 metre uzağına bu hayvanlar tutuluyor. Yaklaşık gün boyu böylece bekletilen etler kuruyor. Özellikle kırsalda kimsenin buzdolabısı olmadığı için etler ancak bu şekilde muhafaza edilebiliyor.

Arkadaşlar, komşular ve mihmandarlarımızla beraber bayramlaştıktan sonra Kurban Organizasyonu için yola çıkıyoruz.

Niamey’in doğusundaki Fabici şehrine gideceğiz. Orada Rogi köyünde önceden alınmış hayvanlar kesilecek. Yolumuz yaklaşık 150 Km. Bir kısmı asfalt bir kısmı toprak yol.

Niamey’den çıkarken her taraf yeşillik içinde. Yağmur mevsimindeyiz. Temmuz-Eylül arası 3 aylık dönemde buralarda sık yağmur yağar, etraf su birikintileri ve yeşilliklerle dolar. İnsanların neredeyse tek yiyeceği olan “Mil” denen bitki bu dönemde ekip hasat ediliyor. Hayvanlar bu dönemde bol bol besleniyor. Ekim ayıyla beraber yağmurlar kesiliyor, etraf kuruyor, adeta çöle dönüyor.

İnsanlar, belli yerlerde küçük göller haline gelmiş yağmur suyu birikintilerinden su ihtiyaçlarını karşılıyorlar.

Normalde bizim elimizi yıkamaya imtina ettiğimiz bu çamurlu suyu insanlar içiyor, hayvanlarını suluyor ve yıkanıyorlar.

Mil ekili tarlaların ve ağaçların arasında 2,5 saat süren bir yolculuktan sonra Rogi (Roji) köyüne varıyoruz.

Köy muhteşem gözüküyor. Betondan yapılmış cami haricinde tüm evler yarıya kadar kerpiçten yarıdan sonrası sazlık ve ağaç dallarından yapılmış. Köyün etrafı sulak ve yarı bataklık alanlarla çevirili. Bataklıktaki Nilüferler tomurcuk açmış. Palmiyeler arasındaki Afrika evleri etkileyici gözüküyor.

Diğerleri gibi bu köyde de elektrik yok. Sadece caminin lambalarını yakmak ve telefonları şarj etmek için küçük bir jeneratör var.

Köy meydanında büyük bir kalabalık var. Çevredeki yaklaşık 50 köyden insanlar kurban eti almak için gelmiş.

Organizasyonu, Fabici Belediye Başkanı Zübeyir yapmış. 30 yaşlarında genç biri. Hukuk okumuş. Samimi ve gayretli biri.

Kurbanlıkları tek tek görüp vekâlet verdikten sonra kesimlerine eşlik ediyoruz. Her köye bir büyük baş kurban veriliyor. Büyük köylere 2 tane veriliyor. Belediye Başkanı Zübeyir’i tebrik etmek lazım; bu kadar kalabalık bir organizasyonu ciddi bir problem yaşamadan atlatmak öyle kolay değil.

Akşamüstüne doğru Rogi’deki organizasyon bitiyor. Yol üstünde 4-5 noktada birkaç büyük baş var, onların da kesimine eşlik edip Niamey’e döneceğiz.

Arkadaşlar, yakındaki Sira köyünde Şeyh Zambo’yu ziyaret edeceğimizi söylüyorlar. Mihmandarımız Beşir, Şeyh Zambo’nun çok ağır hasta olduğunu söylüyor.

Şeyh Zambo’yu tanımıyorum, ilk defa göreceğim. Arkadaşların Şeyh Zambo’yu anlatımlarıyla merak ediyorum.

Nijer’in büyük kabilelerinden biri olan Fulani Kabilesinin önde gelen isimlerinden biriymiş. Dini kimliğinden dolayı bölgedeki diğer kabileler de büyük saygı gösteriyorlarmış.

Akşam namazı vakti Şeyh Zambo’nun köyüne geliyoruz. Çocukları bizi karşılıyor. Evin önünde tahta bir sedir üstünde oturan Şeyh Zambo bizi karşılıyor. 70-80 yaşlarında bir insan. Hastalıktan dolayı zar zor konuşuyor. Otururken bile rahat değil ama belli etmemeye çalışıyor.

Yardım çalışmaları hakkındaki takdirlerini ve dualarını iletiyor. Şeyh Zambo konuşurken, yapılan bu küçük yardımların onların dünyasındaki devasalığını görüyorum. Maddiyatından ziyade manevi yönünü dile getiriyor.

Verilen nimetler için bizlere “Şükür”, yaşanılan sıkıntılar için de onlara “Sabır” düştüğünü vurguluyor. Eğer biz şükrümüzü onlar da hakkıyla sabırlarını yerine getirirlerse cennette buluşacağımızı söylüyor.

Şeyh Zambo, bir tarikat şeyhi değil, bir din âlimi. Film olacak cinsten bir hayatı var. 8-10 yaşlarında babasıyla beraber eşek sırtında çıktığı bir Hac yolculuğu var ki 3 yıl sürmüş. Vakit olsa da bu 3 yıllık yolculuğu, Hac dönüşü Sudan’da ilim için verdiği molayı, mücadelesini dinleyebilseydik.

Alıştığımız şeyhlerin aksine, gelen hediyelerin hiç birini kendine kullanmayıp ihtiyaç sahiplerine dağıtıyormuş.

Sanki dostlarıyla son kez konuşan bir kişi edasıyla “belki bu son görüşmemiz” diyor. Ayrılırken, o hasta haliyle hepimizin elini tek tek sıkıp her birimize ayrı ayrı dua ediyor. Samimiyeti ve duruşu beni derinden etkiliyor.

Köyden ayrılırken kendi yaptığım hac ile Şeyh Zambo’nun babasıyla yaptığı hacı düşünüyorum:

2-3 saatlik uçak yolculuğuyla 5 yıldızlı lüks otellerde yaptığımız hac ile Şeyh Zambo’nun 3 yılda çoğu zaman aç ve susuz olarak ancak varabildiği hacı kıyaslamaya çalışıyorum ama bu kıyası yapmaya bile utanıyor insan.

Akşam karanlığında diğer kurbanları, arabaların far ışığı yardımıyla kurban ettikten sonra Niamey’e doğru yola çıkıyoruz.

Yolda bazı yerleşim yerlerinden geçerken yolun kenarındaki genç kalabalıklar dikkatimizi çekiyor. 17-18 yaşlarında erkek ve kız çocukları bir şenlik içinde yürüyorlar.

Mihmandarımız Beşir merakımızı gideriyor:

Nijer’de, Ramazan ve Kurban Bayramının ilk 3 günü, bekar erkekler ve kızlar, bir büyükler heyetinin kontrolünde akşamları bu şekilde dolaşıyorlarmış. Erkekler, ellerinde sopalarla kendilerini kızlara beğendirmeye çalışırlarmış. Aynı şekilde kızlar da en güzel elbiseleri ve takılarıyla kendilerini beğendirtmeye çalışırlarmış.

Beşir, evlendirdikleri çocuklarını 1 yıl boyunca anne babalarının görmediklerini ve görüşmediklerini anlatıyor. Örneğin kuyu başında karşılaşsalar bile birbirleriyle konuşmadıklarını belirtiyor. Yaklaşık 1 yıl sonra gelin ve damat baba evine yemeğe davet ediliyor ve bundan sonra diyalog başlıyor.

Gerekçesini soruyoruz; ailelerin çocukların evliliğini etkilememesi ve kendi ayakları üstünde durmayı öğrenmeleri için diyor Beşir.

Söz evlilik adetlerinde açılmışken Şoförümüz Ali de, evliliğin ilk yılında gelinin 1 yıla yakın damadın babaannesine hizmet ettiğini, yaklaşık 1 yıl sonra damat, kaynanasını alarak babaannesine ziyarete gidip gelini kendi evine götürdüğünü söylüyor.

Bunun gerekçesini de, büyüğe saygı ve büyüğün geline tecrübelerini aktarması olarak açıklıyor.

Niamey’e yaklaşırken şiddetli bir toz fırtınası ve ardından sağanak bir yağış başlıyor.

Gece yarısı eve vardığımızda yorgunluğumuzun farkına varıyoruz. Öyle yorgunuz ki yemek yemeyi bile düşünmeden yatıyoruz.

 

3. GÜN (25 Eylül 2015 Cuma)

Sabah ilk işimiz Difa’ya giden ekiple görüşmek oluyor. Aslında dün kısmen görüşüp bayramlaşmıştık. Yaşadıkları sıkıntılardan kısaca bahsetmişlerdi. Ayrıntılarını öğreniyoruz:

Nijerya sınırındaki mülteci kampında gıda dağıtımı yapmışlar ve Kurban kesmişler. Kendilerine eşlik eden 2 araç dolusu askere rağmen gıda ve Kurban organizasyonunda ufak da olsa izdiham yaşamışlar.

Bu tip yerlerde açık alanda yapılan yardım organizasyonlarını maalesef planlandığı gibi tamamlamak pek mümkün olmuyor. Ancak kalabalık ve güçlü bir yerel ekip ve asker varlığında istediğiniz düzeni sağlayabiliyorsunuz.

Arkadaşlarımız bölgeye ilk defa gittikleri için yerel bir ekiple kontak kurma imkanı olmamış. Sadece bölge valisinin kendilerine 2 büyük araçla tahsisi ettiği askerler yardımcı oluyor.

Bölgede durumun çok vahim olduğunu söylüyorlar. Nijerya’dan Boko Haram’dan kaçan insanlar aylardır sınır bölgesinde aç ve susuz yaşamaya çalışıyorlar. Çoğu insanın başını sokacak bir evi, çadırı bile yok. Çaprazlamasına çaktıkları birkaç çubuk ve dal parçasının üstünü naylon, kâğıt ve bez parçalarıyla kapatıp altında yağmur ve güneşten korunmaya çalışıyorlarmış.

Boko Haram örgütü Nijerya’da yaşamasına rağmen sıklıkla Nijer’in Difa bölgesine girip çıkıyormuş. Kendi aramızda dillendirmesek de bölgedeki arkadaşlarımız için derin bir endişe taşıyoruz.

Nitekim birkaç saat sonra Difa Sultanı ve 15 adamının Boko Haram tarafından öldürüldüğünü öğreniyoruz. Endişemiz bir kat daha artıyor.

Cumayı mahalledeki diğer bir camide kılıyoruz. Dün kadınların camiye gelişini bayram namazına mahsusu sanmıştım ama bugün Cuma namazında da bir hayli kadın namaza gelmiş.

Buradaki insanların Kuran okuyuşları çok farklı. Ancak dikkatli dinleyince ne okuduklarını anlıyorsunuz. İnsanların İslami bilgileri çok yüzeysel. Arap ülkelerinin desteklediği, bizdeki imam hatip okullarına benzer Fransızca ve Arapça eğitim veren birkaç okul var. Buradan mezun olanlarla Arapça anlaşmak mümkün.

Caminin az ilerisindeki Kilise canımı sıkıyor. Beşir’e buradaki Hıristiyan nüfusu soruyoruz. Resmi rakamlara göre %2 diyor ama bunun Fransız ve diğer batılı birimlerce abartılı olarak yazıldığını söylüyor.

Bugün Niamey içindeki Kurban organizasyonuna katılacağız. İkindi sonrası, avlusunda toplu kesim yapılacak bir okula gidiyoruz. Kızgın boğaların hışmına maruz kalmadan kesimi tamamlıyoruz.

Niamey’in sokaklarını dolaşırken kendimi 40 yıl geriye gitmiş gibi hissediyorum. Urfa Viranşehir’deki çocukluğum aklıma geliyor:

Toprak ve çukur yollar, çamura dönüşmüş su birikintileri, köşe başlarında yığılmış çöpler, tek katlı kerpiç evler, sokaklarda özgürlüğünü ilan etmiş çocukların koşturmaları, sadece akşamları gelen elektrik, kesik sular, kuyuların başında toplaşan kadınların kovalarla eve su taşımaları…

O sıkıntılara ve yokluğa rağmen mutluyduk. Buradaki insanlar da mutlu. Allah bir şeyi alırken yerine başka bir şeyler verdiğine inanırım.

Düşünüyorum, yokluk içindeki mutluluk mu yoksa varlık içindeki mutsuzluk mu daha iyi?

Bu duygularla bir günü daha bitiriyoruz.

 

4. GÜN (26 Eylül 2015 Cumartesi)

Difa’daki arkadaşlarımızın Niamey’e doğru yola çıktıklarını öğrenince rahatlıyoruz.

Niamey’de hayvan pazarına uğruyoruz. Çevre illerden gelen hayvan tüccarları sürüleriyle beraber ilginç ve renkli bir ortam oluşturmuşlar.

Bu insanlarla oturup ne yaşadıklarını, ne düşündüklerini, umutlarını, korkularını konuşmak isterdim. Ama ne onların buna vakti var ne de benim onlarla anlaşacak dilim var. Tercümanla da bu iş pek olmuyor.

Niamey’de bayrakların yarıya indirildiğini görünce sebebini soruyoruz:

Dün Hac’da şeytan taşlama sırasında izdiham sonucu ölen bine yakın hacı için bayrakların yarıya indirildiğini öğreniyoruz.

Niamey sokaklarında insanları gözlemliyorum:

Orta yaşın üstündeki insanlar geleneksel bir giyim içindeler. Genç neslin batılı tarzdaki kıyafetlerine bakarak yaşanan yozlaşmayı anlamak mümkün. Orta yaşın üstünde dindarlık belirgin şekilde gözüküyor ama genç nesilde dindarlığın emarelerini görmekte zorlanıyorum.

Çocukların üzerindeki Barcelona, Real Madrid gibi takımların forması bolca gözüküyor; üstelik çok kaliteli bir kumaşları da var. Bunu nasıl alabildiklerini soruyorum:

UNİCEF’in ücretsiz olarak dağıttığını söylüyor. İyilik yaparken bile insanları kendilerine özendirerek kültürel olarak sömürüyorlar.

Sömürme demişken, Fransa’nın burayı iliklerine kadar sömürdüğünü söylememe bilmem gerek var mı?

Gariptir, cellâdına âşık olmuş bir mahkûm gibi buradaki eğitimli insanlar hala Fransa’ya büyük bir hayranlık duyuyorlar.

Baştaki idareci ve bürokratların büyük çoğunluğu Fransa’nın devşirip geri gönderdiği kişiler.

Resmi binaların köşe başlarında askerler nöbet tutuyor. Nijer’in kendi milli ordusu olmadığını, Afrika Birliği askerleri ve paralı askerlerle güvenlik sorununu hallettiklerini öğreniyorum.

Stadyumun önünde geçerken gençlerden oluşan büyük bir kalabalık görüyoruz. Sorduğumuzda ise, Fildişi Sahillerinden gelen popçu bir grubun konseri olduğunu öğreniyoruz.

Anlayacağınız, Nijer’in sadece yer altı ve yer üstü zenginlikleri değil gelecek nesli de sömürülüyor.

Nijer’in tahmini olarak 18 milyon nüfusu var. Hausa, Djerma, Tuareg, Kanuri, Tubu, Arap, Gurmançe, Fulani gibi başlıca etnik toplulukları var. Resmi dili Fransızca ve Hausaca.

Nijer’de güney, güney batı kesimlerde yoğun kısa ağaçlık alanlar var ama kuzeye Büyük Sahraya doğru çıktıkça yeşil alanlar yerini çöle bırakıyor. Nijer, Orta Afrika’daki yağmur ormanları ile Kuzeydeki Büyük Sahra arasında bir geçiş alanı gibi duruyor.

Niamey’in ortasında Nijer nehri geçiyor. Bu nehir Kuzey Batı Afrika’nın en büyük nehri unvanına sahip.

Nehrin kıyılarında çok ilkel şartlarda tarım yapılıyor.

Mil denen bitki dışında kayda değer bir ekim gözükmüyor.

Mil, mısırgillerden ama mısır gibi taneli değil, daha küçük tohumsu bir ürün veriyor. İnsanların kahır ekseriyetinin tek beslenme ürünü mil ve süt karışımı olan gıdadır.

 

5. GÜN (27 Eylül 2015 Pazar)

Bugün de Niamey’deyiz. Son kurbanlar kesilecek ve bir mahallede canlı süt keçisi dağıtımı yapılacak.

Nijer’de Türkiye’den birçok yardım kuruluşu var. Var olmasına varlar ama varlıkları Nijer’de bir şey değiştirmemiş. Neredeyse her kuruluş “küçük de olsa yeter ki benim olsun” mantığıyla hareket ediyor.

Geldiğimiz uçakta belki 6-7 farklı yardım kuruluşundan ekipler vardı. Havaalanında ve uçakta istisna birkaç kişi haricinde birbiriyle konuşan, selamlaşan kimse görmedim. Oysaki hepimiz Allah rızası için, Nijer’deki Müslüman kardeşlerimize yardım etmek için yola çıkmamış mıydık..?

Yardım kuruluşlarımızın külahlarını önlerine koyup yeniden düşünmesi gerekiyor:

Bu halle kendi egolarımızı tatmin etmekten öteye geçemiyoruz. Eğer Nijer’in makûs talihi değişecekse bu ancak hep birlikte yapacağımız işlerle mümkündür.

Bir iki kurum eğitim alanına, birkaç kurum ziraat ve hayvancılık alanına, diğer kurumlar yetim çocuklara vs yönelse, çok değil 15-20 yıl sonra Nijer’in çehresi değişecektir.

Bu dayanışma sadece Nijer için değil, diğer mazlum ve mağdur coğrafyalar için de şarttır.

Biliyorum birçok arkadaş bana kızacak ama hakikat namına söylemek zorundayım:

Hepsi değil ama Cemaatlerin yardım kuruluşlarının önemli bir kesimi misyoner gibi düşünüyor, misyoner gibi çalışıyor. Niyet iyi ama sonuç kötü. Cemaat refleksi, yardımları cemaat içine hapsediyor ve karşı tarafa cemaatin düşüncesi/ideolojisi dayatılıyor. Çalışmalarda mağdur insanların endişesinden çok cemaatin istikbal endişesi hâkim.

Birkaç yıl önce Gürcistan’a gidip dönen bir arkadaşım, Gürcü Müslümanların “İran’dan gelenler bizi Şii, Körfez ülkelerinden gelenler Vahabi, Türkiye’den gelenler Nurcu yapmaya çalışıyor; bırakın biz Gürcü Müslüman kalmak istiyoruz” diye feryat ettiklerini söylemişti. Nijer’de de durum çok farklı değil.

İkindi sonrası dul ve fakir kadınlara süt keçisi dağıtımı yapılıyor. Nijer’de süt keçisi demek aç kalmamak demek. Aç kalmamak tabirini açlıktan ölmemek diye anlayın.

Difa’daki arkadaşlar akşam saatlerinde eve dönüyorlar. Tüm akşam yaşadıkları maceraları anlatıyorlar.

Ne acı durum; Müslümanlar,  İslam düşmanlarından daha fazla Allah için, İslam ve Müslümanlar için ortaya çıktığını iddia eden kişi ve örgütlerden zulüm görüyorlar.

 

6. GÜN (28 Eylül 2015 Pazartesi)

Sabah saatlerinde Tera’ya doğru yola çıkıyoruz. Tera’da Ömer Abilerin ve Bizim Çocukların beraber yaptıkları bir yetimhane ve okul kompleksi inşaatını ziyaret edeceğiz.

Tera, Niamey’in batısında, yaklaşık 200 Km mesafede bir şehir. Burkina Faso sınırına çok yakın.

Fransızların yaptığı bir yoldan gidiyoruz. Yaklaşık her 1-2 kilometrede bir kasis var. Ortalama her 50 Km’de bir askeri kontrol noktası var.

Nijer nehri sağımızda. Nehrin sağı solu yeşil tarlalarla çevirili. Etrafta bolca ağaç var. Arkadaşımızın biri “Ekim’den sonra, yağmur mevsimi bittikten sonra etrafta ağaçlardan başka bir yeşillik gözükmez” diyor.

Buradaki insanları Arabistan’daki gibi tembel bekliyordum ama yanılmışım. Yapacak çok fazla işleri olmasa da genel olarak herkes bir şeyle uğraşıyor. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi burada da kadına erkekten daha fazla iş düşüyor. 7-8 yaşlarındaki birçok kız çocuğu küçük kardeşine bakıyor.

Birkaç şehrin merkezi haricinde ülkede su şebekesi yok. İnsanlar yağmur göletlerinden, su kuyularından; kimisi başıyla, daha şanslı olanlar eşeklerle su taşıyorlar. Su taşıma işi maalesef kadınlara ve çocuklara tevdi edilmiş. Kimi kadınların başında bir bidon, sırtına bağladığı çocuğu ve diğer iki elinde başka şeylerle yol aldıklarına şahit oluyoruz.

Yaklaşık 3 saat yolculuktan sonra Tera’ya varıyoruz. Köy mü şehir mi pek belli değil. Etraf pislik içinde.

Önce Belediye Başkanını ziyarete gidiyoruz fakat yerinde yok. Oyalanmadan doğruca yetimhanenin olduğu komplekse gidiyoruz.

Kompleks, yaklaşık 5 dönem üzerine kurulu yetimhane, okul ve camiden oluşuyor. Aslında buraya önce cami yapılmış. Daha sonra etrafında yetimhane ve okul yapılmasına karar verilmiş. Etrafta çok sık olmasa da evler var. İlk başlandığında neredeyse hiç ev yokmuş ama buraya dışarıdan insanlar yetimhane ve okul yapacak dendiği için buraları kıymetlenmiş ve insanlar ev yapmaya başlamış. Daha yetimhane ve okul yokken böyle kıymetleniyorsa yarın bunlar faal olduğunda acaba nasıl olur?

Cami çok önceden yapılmış ve buradaki camilere göre bayağı büyük. Arkadaşlar, caminin bir kısmını sağlık ocağı olarak değerlendirmeyi düşünüyorlar.

Camide önceleri, çevredeki çocuklara Kuran ve İslami dersler veriliyormuş. Arabistan’dan gelen bir hoca bu eğitimi veriyormuş. Önceleri bayağı bir ilgi varmış fakat Selefi düşünceye sahip olan hoca, özellikle tasavvuf noktasındaki olumsuz çıkışları yüzünden bölge halkıyla çatışmaya başlamış. İnsanlar çocuklarını geri almışlar, hoca da orayı terk etmek zorunda kalmış. İşin garip tarafı bölgede kayda değer tasavvufi bir ekol yok. İnsanlarda geleneksel bir İslam düşüncesi hâkim.

Yetimhane ve okulun inşaatı bitmiş. Ufak tefek eksiklikler, çevre düzenlemesi kalmış. 1-2 aya burası kullanıma hazır hale gelir. 80 yetimlik bir kapasitesi var.

Burası ilgiye o kadar aç bir bölge ki eğer buradaki yetimler hakkıyla yetiştirilse sadece Tera’nın değil batı Nijer’in bile çehresini değiştirirler.

Arkadaşlar şimdiye kadar işin kolayını yaptılar; bina inşa ettiler. Asıl zorluk bundan sonra; insan inşa etmek hiç kolay değil.

Birkaç adak kesiminden sonra akşam saatlerinde yola çıkıyoruz. Yolun yarısında önde giden aracımız bilye dağıtıyor. Yolda köyden biraz daha büyükçe bir yerde duruyoruz. Sorup soruşturup bir tamirci buluyoruz. Tamirci gidip başka bir araçtan söktüğü bilye aksamını getirip takmaya çalışıyor. Normalde en fazla yarım saatte bitmesi gereken iş, alet edevat olmadığı için 2 saat geçmesine rağmen bitmiyor. Çekiçle tornavidayla gece yarısı 12 gibi teker takılacak duruma geliyor ama bu sefer de fren balatası uymuyor.

Sağlam olan araçla bir kısmımızın dönmesine birkaç arkadaşın araba başında kalmasına karar veriyoruz. Gece 2’ye doğru Niamey’e varıyoruz. Sabah namazında diğer arkadaşlarımız da geliyor.

 

7.GÜN (29 Eylül 2015 Salı)

 Dünün yorgunluğuyla öğlene kadar evde dinleniyoruz. İkindi civarı Niamey’in 15-20 Km uzağında 2 ayrı köyde Süt Keçisi dağıtımı yapıyoruz.

Yokluğa ve yoksulluğa rağmen kadınlar ve kız çocukları giyimlerine süslerine özen gösteriyorlar. Ne de olsa kadın fıtratı; süslenmek, beğenilmek dikkat çekmek istiyorlar. Batılı ve doğulu kadının zihniyet farkı burada ortaya çıkıyor:

Batıda kadınlar soyunarak dikkat çekmeye çalışırlar oysaki Afrika’da ve doğuda kadınlar giyinerek takarak takıştırarak dikkat çekmeye çalışıyorlar. Aslında bu daha güzel ve daha fıtri.

Köyün biri hafifçe tepe bir yerde. Uzaktaki Niamey şehrine ve içinden akıp yanımızdan geçen Nijer nehrine bakıyorum.

Niamey bana Adana’yı hatırlatıyor. Adana da aynı şekilde bir ovada, içinden nehir (Seyhan) akan bir şehir. O zamanı görmedim ama öyle sanıyorum ki yaklaşık 50-60 yıl önce Adana’nın da görüntüsü böyleydi.

Ziraattan pek anlamam ama buranın topraklarının da Çukurova gibi bereketli olduğu anlamak için ziraat fakültesini bitirmeye gerek yok.

Ne yazık ki burada kadim bir ziraat kültürü yok. Adamlar doğru dürüst domates biber ekmeyi bile bilmiyor. Birçok sebze ve meyve Türkiye’den bile pahalı.

Nijer nehrinin belli yerlerinde sulama barajları kurulup Çukurova gibi çok geniş alanlarda sulu tarım yapılması çok zor değil.  

TİKA ve Türkiye’den gelen yardım kuruluşları el ele verip sadece tarım ve sulama üzerine ortaya koyacakları örnek projelerle Nijer’i çok rahat kendine yeter hale gelmesini sağlayabilirler.

Akşamüstü Niamey’in (bildiğim kadarıyla) tek Süper Marketine gidiyoruz. Bu marketi Libya’daki iç savaştan kaçan Hıristiyan bir aile kurmuş. Yanında giyim ve elektronik mağazası da var.

Markete giren arkadaşlarımız fiyatların çok pahalı olduğunu söylüyor. Orada çalışan bir elemanın 1 aylık maaşı ile ancak 2,5 kilo Kivi alabiliyorsunuz. Kivi mi pahalı yoksa insanların aldığı ücret mi çok az? Galiba her ikisi.

Eve dönerken bir polis aracımızı durduruyor. Şoförümüz istenen tüm evrakları uzatıyor. Polis eviriyor çeviriyor ama evraklarda görmeyi umduğu eksikliği bir türlü göremiyor. Şoföre kırmızı ışıkta geçtiğini söylüyor. Oysaki kırmızı ışıkta geçmemiştik. Niyeti belli.

Fransızcası olan Mustafa müdahale ediyor ve kırmızı ışıkta geçmediğimiz söylüyor. Bizim aksi iddiamız üzerine canı sıkkın halde “Siz öyle söylüyorsanız…” deyip evrakları geri uzatıyor.

 

8. GÜN (30 Eylül 2015 Çarşamba)

İzmir’den gelen arkadaşlarla beraber bu akşam döneceğiz. Normalde hep beraber İzmirlilerin açtırdığı su kuyularının açılışına gitmeyi planlıyorduk fakat Tera dönüşü yaşadığımız gecikmenin benzerini yaşayabilir ve uçağı kaçırabiliriz korkusuyla ben ve İzmir ekibi Niamey’de kalıyoruz.

Diğer arkadaşlar araziye çıkıyorlar. Bizler Niamey’de İHH’nın Katarakt ameliyatlarını yaptığı hastaneyi ve TİKA’yı ziyaret etmeyi planlıyoruz.

Önce İHH’nın hastanesine uğruyoruz. Nijer Üniversitesi kampüsü içinde Nijer şartlarına göre bayağı temiz ve steril bir ortam var.  Şuan sadece Mısırlı bir doktor var. Günde ortalama 10 ameliyat yapılıyor. Dönem dönem Türkiye’den gelen doktor ekiplerle daha fazla ameliyatlar yapılıyormuş.

TİKA’ya gitmek üzere yola çıkıyoruz fakat arkadaşlar önce hayvanat bahçesine gidelim diyorlar. Hayvanat bahçesinde hayvan çeşidi çok az ve cazip değil ama tarih öncesine ait iki farklı dinozor iskeleti için buraya gelmeye değer.

TİKA’da çok sıcak karşılanıyoruz. Yapılanları ve yapılması planlananları konuşuyoruz. Tarım projeleri için Adana’dan bir arkadaşı tavsiye ediyorum. Görüşelim diyorlar.

TİKA’nın inşa ettiği ve Nijer’in en büyük hastanesini ziyaret ediyoruz. İnşaat sürüyor, şubat gibi bitirilmesi planlanıyor. Türk Elçiliği yeni yer almış. Anlaşılan Türkiye, Nijer’de kalıcı ve etkin olmayı planlıyor.

Bir haftadır buradayız, etrafını hep gezdik ama bir türlü Nijer nehrine inmek nasip olmadı. İnelim diyoruz ama vakit geç olduğu için tekrar vazgeçiyoruz. İnşallah bir sonraki sefere.

Yabancı ülkelerde havaalanına gitmeyi ciddiye almak lazım. Uçuştan 2 saat önce deniyor ama biz 3 saat öncesinden havaalanına geliyoruz.

Uçağa giderken alandaki Etopya ve Cezayir havayollarına ait iki küçük uçak gözükse de Air France ile THY uçağının varlığı belirgin şekilde kendini gösteriyor. Galiba Nijer’in geleceğinde bu iki ülkenin mücadelesi belirleyecek.

Galerinin Devamı İçin: 

*** Nijer'deki Gündelik Yaşam'dan Kareler...

*** Nijer'de Yüzler

 

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');