Güncel
Davutoğlu: Çatı aday bir Sisi denemesidir
"Türkiye'ye bir Sisi arıyorlar" diyen Başbakan Davutoğlu, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde çatı aday gösterilen Ekmeleddin İhsanoğlu'nun bir "Sisi denemesi" olduğunu söyledi. Davutoğlu, "3 bin 500 kişilik bir hile ekibini kurdular" iddiasına da tepki gösterdi, "İspatlasınlar istifa ederim" dedi.
Davutoğlu, A Haber ile ATV ortak yayınında, gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Mitinglerde söylediği "Darbemsi girişimler" sözü hatırlatılarak, "21. yüzyılda Türkiye'de hala artık darbe söz konusu mu?" diye sorulması üzerine de Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Darbemsi dememin sebebi şu; biz kapattık. Yani o defteri kapatan AK Parti'dir" ifadesini kullandı.
"Darbe dönemleri artık kapanmıştır diyebiliyor musunuz?" sorusu üzerine de Davutoğlu, "Denemeler olabilir ama o denemeleri daha başlangıç aşamasında söndürecek kadar kuvvetli bir AK Parti var ve demokratik güçler var. Demokratik güçlerden kastım, bu tür darbelere karşı dirençle davranan güçlerdir. Bu anlamda ben teşebbüsler olabileceğini fakat o teşebbüslerin mutlaka akamete uğrayacağı kanaatindeyim" değerlendirmesini yaptı.
"Türkiye'de bir Sisi aranıyor"
Yurtdışında bazı merkezlerde paralel yayın organlarının estirdikleri havalara dikkati çeken Davutoğlu, Türkiye'de demokratik yolla yenemedikleri iktidarı değiştirme çabalarının her zaman denendiğini bildirdi.
Kendisinin, "Türkiye'de bir Sisi aranıyor" derken 2013'ü kastettiğini vurgulayan Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Çatı adayı denemesi bir Sisi denemesidir, açık söyleyeyim. Bunu Ekmeleddin Bey'in şahsiyeti ile alakalı olarak görmüyorum. Maniplatif olarak, AK Parti'nin özne olduğu bir Türkiye resmini değiştirmek. Kişileri kastederek söylemedim. Nihayet bakıyorsunuz 'acaba bir geçiş dönemi yapabilir miyiz?' Şimdi koalisyon tartışması da bu. Bir geçiş dönemi psikolojisi. Bunu değişik yollarla denediler. Hatta AK Parti içindeki ihtilafları, kendileri açısından ihtilaf olacağı varsayımıyla denediler. Hani Cumhurbaşkanlığı el değiştirdi, Başbakanlık el değiştirdi, 'bir geçiş dönemi mi yaşanacak.' Olmadığını görüyorlar, bu sefer geçiş dönemi gibi bir süreci, koalisyonlar mı olur, 'AK Parti zayıflatılabilir mi?' '300'ün altına çekilebilir mi?' Bu yollarla kırılgan bir Türkiye yaratmak istiyorlar. Kırılgan bir siyasi yapı. Bize de en çok zarar verecek şey kırılgan bir siyasi yapı. Bütün bu kampanyalarda yoğun bir şekilde çalışmamızın sebebi, bu kırılganlığa yol açabilecek her türlü teşebbüsü akamete uğratmak ve bunu akamete uğratırız. Düşünün bir yayın organı Cumhurbaşkanına hitaben, bana hitaben yazı yazıyor. Hitaben bir çerçevede kendilerince ayar verme çabası. Türkiye'de artık medyanın yönettiği bir siyaset yok. Medya haber versin, medya eleştirsin ama medya yönetmeye kalkmasın."
"Şu anda yapılmaya çalışılan bu mudur?" denmesi üzerine ise Davutoğlu, "Tabii" yanıtını verdi.
Savcı Kiraz'ın şehit edilmesi
Kendisinin Başbakanlığı süresince hiçbir medya mensubuna müdahalesi olmadığını vurgulayan Davutoğlu, Savcı Mehmet Selim Kiraz'ın şehit edilmesini hatırlattı.
"Bu olayın arka planı oraya kadar gider" diyen Başbakan Davutoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bir savcı şehit edilmiş. Şakağına silah dayanmış. Bu resimleri terör örgütü yaymak ister, sorumlu bir medya mensubu ne yapar? Bu terör örgütünün oyununa gelmez. Bunun oyununa gelindiği gibi internette o gece başsavcımız vefat ettikten sonra, ertesi gün cenaze olacağını bildiğimiz için bütün yayın organlarını arkadaşlara arattım. 'Bu resimleri yayınlamasınlar, bu ailenin duygularıyla oynanmasın. En azından cenazeye saygı gösterilsin' diye. Çünkü haber gelmişti, internet üzerinden bir basım olacağına dair. Bunu bir Başbakan olarak değil, her hangi bir denetleme mekanizması olarak değil. Bir insan olarak rica ettik. Ertesi gün bu medya organları, birinci sayfadan bu resmi yayınladılar. Yani beni isyana sevk eden bu."
Davutoğlu, "Aranızdaki tek sorun bu mu?" sorusuna ise "Bir şey gösteriyor burada" dedi.
Fotoğrafın bir tek yayın organında değişik yayın organlarında yayınlandığını hatırlatan Davutoğlu, bunun üzerine "Cenazeye saygı göstermeyenlerin cenazede bulunmasın" dediğini aktardı.
Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Ertesi gün bana hitaben ağır bir yazıyla cevap vermeye kalktılar. Siz hem insani bütün duyguları ayaklar altına alacaksınız, hem de ülkenin başbakanına, bu hassasiyeti gösteren birine bu ağır şeylerde bulunacaksınız. Türkiye 90'ların Türkiye'si değil. Açık söylüyorum; basın özgürlüğü başımızın üstünde, ben de akademisyenim ben de köşe yazarlığı yaptım. 28 Şubat'ta yazılarıma müdahale edilmek istendiği zaman en sert tavırları gösterdim. Hiçbir köşe yazarının yazısına müdahale etmem ama bir şekilde gazeteler, basın yayın organları insan onurunu ayaklar altına alırlarsa karşılarında fikir söyleme hakkımız var. Onun üzerine bu yayın organlarına tavır gösterdim."
"Danıştay saldırısı gibiydi"
Başsavcının şehit edilmesinin, sıradan bir olay olmadığını vurgulayan Davutoğlu, "Başsavcıya yapılan saldırı aynen 2006'da yapılan Danıştay saldırısı gibiydi. Bu saldırı nasıl 2007 Cumhurbaşkanlığı seçimini etkilemek ve bir kaos çıkarmak için ortaya çıktı, bu saldırı da 7 Haziran seçimlerini etkilemek için yapıldı" diye konuştu.
Davutoğlu, Başsavcı Mehmet Selim Kiraz'ın şehit edilmesinin bir provokasyon olduğunu ve arkasını getirmek için de birçok başka provokasyonların planlandığını işaret etti. Medya ve bütün siyasi kesimlerden bekledikleri bir şeyin olduğuna dikkati çeken Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu provokasyonlar karşısında ortak tavır alınmadı. Bugün seçimlere doğru giderken de bu şiddet karşısında hepimizin ortak tavır alması lazım. Mısır'daki darbe üzerine yapılan yorumlarda da daha doğrusu Mısır'da seçilmiş Cumhurbaşkanı'nın idam kararı üzerine yapılan yorumlarda da herkesin özen göstermesi lazım. Buradan Türkiye'ye dolaylı atıflarda bulunacak yayınlar yapmak da tam seçime girerken medyanın en son yapması gereken şey. Doğan Medya ile yaşananlar, bizim tarafımızdan, hükümet tarafından ortaya konan bir tavır değil, bu medya grubunun ortaya koyduğu bir tavrın doğurduğu sonuçlar. Hükümet eğer Mehmet Selim Kiraz'ın şakağına silah dayanan resimleri basmamış olsaydı, bu medya kuruluşuna bir tavır sergiler miydi? Bu onların tutumu. Eğer internet sayfasında, 'yüzde 52 ile seçilen Cumhurbaşkanı'na verilen ceza' diye ima eden...Niye başka bir başlık seçilmiyor? Bir taraftan DHKP-C terör örgütünün bu eylemini nerede ise terör örgütünün dolaylı reklamını yapacak şekilde, onların istediği şekilde gazeteye basıyorsunuz sonra HDP'nin bütün bu terör yapılanmasıyla ilişkisine net tavır belirlemediği halde HDP çıkıp da 'PKK, silahı bıraksın' dedi mi? Diyemedi. Peki bu yayın organları niye ona bu desteği veriyorlar? Niye? Yani Türkiye'de şiddete açık tavır koymayan herkese karşı bizim tavır koymamız lazım. Kim olursa olsun."
"Saldırı bütün partilere, demokrasiye yapıldı"
HDP bürolarına yapılan saldırılarla ilgili soru üzerine Davutoğlu, olayı kınayarak, saldırıların herhangi bir partiye değil, bütün partilere ve demokrasiye yapıldığını söyledi.
Saldırılar üzerinden spekülasyon yapılmaması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, olaylar olur olmaz İçişleri Bakanlığından bilgi aldığını, gerekli talimatları verdiğini kaydetti.
Davutoğlu, soruşturma ve çalışmaların detaylı şekilde sürdüğünü ifade ederek, "Ümit ederiz kısa sürede netice hasıl olur. Ama her ne surette olursa olsun, böyle bir demokratik süreç içinde bırakın fiili şiddeti, lafla, eleştiriyle dahi dozun yükselmesinden hoşnut olmayız. Şiddete çağrı yapacak bir dili dahi mazur görmek mümkün değil" diye konuştu.
"Bu tip olayların tekrarını öngörüyor musunuz?" sorusuna karşılık Başbakan Davutoğlu, daha önceki seçimlerde de bu tür provokatif eylemlerin yaşandığını hatırlattı.
Saldırıların ardından HDP'den, "Saldırıların sorumlusu, (HDP'nin baraj altında kalması gerekir) diyen AK Parti yöneticileridir" şeklinde yapılan açıklamaların hatırlatılması üzerine de Başbakan Davutoğlu, beyanları "son derece sorumsuz" olarak niteledi.
AK Parti'nin hiç bir dönemde şiddete bulaşmadığını, bir üyesinin bile şiddetin parçası olmadığını, ağızlarından tahripkar ifade çıkmadığını anlatan Davutoğlu, ilk mitinginde bütün partilere "seçim sürecini şölen havasında geçirelim" çağrısında bulunduğunu hatırlattı.
"İlk ben kınadım"
Ankara, Adana ve Mersin'de HDP bürolarına daha önce yapılan saldırıları ilk kendisinin kınadığına dikkati çeken Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Hal böyleyken, sadece HDP değil, çok ilginç bir koalisyonla karşı karşıyayız. Seçim sonrası koalisyon hesaplarından önce, böyle bir şey söz konusu değil ama, seçim öncesinde bir cephe, bir işbirliği koalisyonu. HDP ile MHP'nin aynı çizgide buluşacağını düşünebilir miydiniz. Demirtaş ve HDP yöneticileri diyor ki 'saldırıyı yapanlar MHP işareti yapıyorlar ama muhtemelen onlar değildir, MHP açıklama yapsın AK Parti yapmıştır bu saldırıyı.' MHP de cevap veriyor, 'biz yapmadık AK Parti yaptı.' Nereden biliyorsunuz, elinizde hangi delil var, AK Parti niye böyle bir şey yapsın. Bir kere iktidardaki partinin en çok gözeteceği husus seçimlerin suhuletle yapılmasıdır. Hemen Kılıçdaroğlu, daha olayı öğrenir öğrenmez 'iktidar partisi yapmıştır' diyor. Bütün bunlar dahi, bu tür saldırıların nasıl provokatif amaçlı kullanılabileceğinin işareti. Buradan bütün partilere sesleniyorum, gelin hep beraber, şiddet eylemlerine veya seçim sürecini tehlikeye sokacak her türlü eyleme karşı ortak tavır alalım. Bu tavır her konuda olabilir. Biz bu konuda her türlü işbirliğine hazırız. Ama iktidardaki parti olarak, şiddeti bizim yönlendirdiğimiz gibi bir kanaat, akla da mantığa da izana da aykırıdır. Bu konuda bir delil olmadan suçlama yöneltilmesi de şimdiden seçim yenilgilerine mazeret aramaktır. Seçimde yenilecekleri kesin."
"Mutlaka adalete teslim edilir"
Saldırıların faillerinin ortaya çıkarılması için çalışmaların sürdüğünü vurgulayan Davutoğlu, "Kim olursa olsun, hangi gerekçeyle olursa olsun, seçim sürecine zarar veren mutlaka adalete teslim edilir ve bu konuda alınacak tedbirde hiç bir şekilde kusur gösterilmez" dedi.
Başbakan Ahmet Davutoğlu, "HDP ile ilişkiler bu kadar gerildikten sonra, Çözüm Süreci'nde bir masanın iki tarafına oturulabilecek mi? HDP'nin barajı aşıp aşmaması süreci nasıl etkiler" sorularına karşılık, iktidar olmanın genel meseleleri olduğunu belirtti.
"Çıksın söylesin, 'PKK artık silah bıraksın' desin"
HDP'ye yönelik eleştirini sürdüren bulunan Davutoğlu, "Batı'da liberal çevrelere şirin görünmek için barış dili kullanıyor. Çıksın söylesin, 'PKK artık silahı bıraksın, Türkiye'de rahatlıkla siyaset yapıyoruz biz' desin. Dedi mi? Hayır" ifadesini kullandı.
Davutoğlu, HDP'ye yönelik yapılan her saldırıyı kınadığını; Demirtaş'ın ise Van'da Burhan Kayatürk'e, Siirt'te Yasin Aktay'a ve Erzurum'da Abdurrahim Fırat'a yapılan saldırıyı kınamadığını anımsatarak, "Kınayamaz çünkü kulağını çekerler, çünkü ona talimat verenler o saldırıyı yapanlar. Türkiye'de demokratik siyaset böyle olmaz. Herkes kendisi olacak, özne olacak. Kimse karşımıza maskelerle çıkmamalı, kendisi, kimliği neyse çıksın. Bir ayağı dağda bir ayağı ovada siyaset olmaz" diye konuştu.
Demirtaş ile 1 Ekim'de yaptığı görüşmeye değinen Davutoğlu, "Kendisine de söyledim. Cumhurbaşkanlığı seçimindeki tutumunun doğru olduğunu, bu yolda devam etmesinin faydalı olacağını da söyledim. Biz HDP'nin Türkiyeleşmesini isteriz ama 'Türkiyeleşiyorum' diye bir maske takıp da arkasında PKK'dan ya da başka terör yapılarıyla ilintili talimat alıcı tavırlar içine girmemeleri lazım. Bir bakıyorsunuz o bir açıklama yapıyor, bir de Kandil'den bir açıklama geliyor. Aynı yönde tehdit eden açıklamalar. 7 Haziran'da biz giremezsek sivil itaatsizlik yaparmışız. Bizim için partimiz kapatılma davası açıldı. İktidardaydık, bir tek AK Partili sokağa çıktı mı? Haksız da bir muamele yani seçim kaybetmemiştik. Bizim derdimiz Türkiye, bunların derdi Türkiye değil" değerlendirmesinde bulundu.
"Planlanmış bir şey yok"
"Medyada paralel yapıyla alakası olduğu belirtilen kimi yayın kurumlarına birtakım kısıtlamalar getirileceğine dair yorumlar, haberler yer alıyor. Sizin düşünceniz, görüşünüz nedir?" sorusu üzerine Davutoğlu, "Hayır, böyle bir şey söz konusu değil. herhangi planlanmış bir şey de yok. Zaten dikkat ederseniz bu yapıların yayın organları 17-25 Aralık'tan bu yana da yayınlarını sürdürdüler" diye konuştu.
Türkiye'de kimsenin hukukun üstünde olmadığına işaret eden Davutoğlu, bir hukuki süreç tamamlandığı zaman bunun herkesi bağlayacağını vurguladı. Davutoğlu, "Şu veya bu meslek grubuna, şu veya bu çevreye hukuk uygulanmaz diye bir husus yok. Bir savcının bir yazısı var ama savcılar tabii böyle bir iddiayı araştırır, iddianame hazırlar, hukuki süreç tamamlanır, hukuki süreç tamamlandığında gereği yapılır. Kimse hukuktan bigane ve azade değildir ama şu anda hukukun neticelenmiş bir kararı yok. Bu anlamda da herhangi atılmış bir adım da yok. Ortada yine genel seçim öncesinde bir tartışma ortamı hükümete yönelik... Avrupa Parlamentosu'ndan mülakatlar alınıyor. Yine hükümete dönük, Türkiye'deki demokratik sürece dönük bir şüphe uyandırma çabası söz konusu ama hukuki bir süreç tamamlanır, bir karar hasıl olursa onun gereği neyse onlar yapılır" diye konuştu.
Davutoğlu, "Seçimlerden sonra paralel yapıyla ilgili yapılacaklar nelerdir?" sorusunu ise şöyle yanıtladı:
“Şu anda da yapılır. Seçim bu konuda temel bir çizgi ayrımı değil. Şu anda da herhangi bir kesim örgütsel bir faaliyet içindeyse, ister basın, ister diğer alanlarda gereken yapılır. Seçimler dolayısıyla hukuk askıya alınmış değil. Hukuki süreçler de bürokratik süreçler de devam ediyor. Bir suç tespit edilirse bir araştırma soruşturma belli bir aşamaya gelmişse 'Seçim sonrasını bekleyelim' denmez. Dolayısıyla şu anda mücadele nasıl yürüyorsa seçimden sonra da aynı tempoyla aynı kararlılıkla sürdürülür."
"İspat etsinler istifa ederim"
Demirtaş'ın seçim sonuçlarıyla ilgili "3 bin 500 kişilik bir hile ekibini kurdular, başında da Genel Başkan Yardımcısı Süleyman Soylu var, sandıkta hile yapacaklar" iddiasında bulunduğunun anımsatılması üzerine Davutoğlu, şunları kaydetti:
"Bu o kadar adice bir iftira ki. Nerede bunun delili? Şimdiden birileri seçim sonuçlarıyla ilgili spekülasyon yapmaya çalışıyor. Peki şunu reddedebilir mi? Bu olmayacak ama böyle bir şey yok, tamamıyla iftiradır. İspat etsin, yarın kimse Süleyman Bey benim teşkilat başkanım, böyle bir şey ispat edilsin, olmadığından eminim de, ispat etsinler ben istifa ederim veya başkası, kimse bunu sorumlusu görevden alınır. Ama böyle bir şey yokken, Türkiye'de demokrasi üzerine gölge düşürecek ifadelerde bulunmak aslında darbemsi girişimler buradan. Yavaş yavaş bunu işliyorlar, gündeme getiriyorlar, 8 Haziran günü seçim yenilgisini duyduklarında milleti sokağa dökmeye çalışacaklar. Bu şuna benziyor, 1994'te büyükşehir belediye başkanlığı seçimine giderken, Sayın Cumhurbaşkanımız için 'gelecekler, otobüslerde başı açıkları bindirmeyecekler...' gibi bir sürü yaygara çıkardılar. Bir panik havası oluşturmaya çalıştılar, bir karşıtlık, bir gerilim. Şimdi bu söylentilerle aynı şeyi yapmaya çalışıyorlar. İspat etsinler, varsa ellerinde bir belge yargıya sunsunlar, YSK ya sunsunlar, söz konusu değil. Biz zaten bu seçimi kazanacağımızdan o kadar eminiz ki, niye böyle bir şeye başvuralım?"
"AK Parti iddia partisidir"
Koalisyon ya da azınlık hükümeti kurulacağı iddialarının kaynağının ne olduğu sorulması ve AK Parti'de de bazı isimlerin bu iddiaları konuştuğunun belirtilmesi üzerine Davutoğlu, "Hayır, bizim parti içinde hiç kimsenden böyle bir şey gelmedi. AK Parti içinde birisi böyle bir şey söylesin, ben önce ona sorarım, 'nereden çıkartıyorsun bunu' diye. AK Parti içerisinde hiçbir şekilde, hiçbir zeminde 'azınlık hükümeti kurabiliriz' gibi bir ifade söz konusu olmadı. AK Parti iddia partisidir, öznedir. AK Parti'de siyaset yapan herkes en zor şartta dahi o iddiasını sürdürür" dedi.
Davutoğlu, koalisyon iddialarının ilk olarak dışarıdan, ardından da içeriden bazı medya kuruluşları tarafından gündeme getirildiğine dikkati çekerek, HDP ve paralel yapıya şu eleştirilerde bulundu:
"Paralel yapının HDP ile perde gerisinde ne görüşme yaptıkları şimdi daha net ortaya çıkıyor. KCK operasyonlarını yapan, bugün bu dinleme faaliyetlerini yapan polislerdi. HDP'nin iki yüzlülüğüne bakın ki şimdi onlarla koalisyon içinde. Paralel yapıda bizim orada dershanelerimiz teröre giderler diye, dershaneler konusunda bunu argüman olarak kullanıyorlardı şimdi HDP ile el ele 'AK Parti'yi nasıl zarara uğratırız' diye uğraşıyorlar. Dolayısıyla bu koalisyon psikolojisini oluşturma çabası tamamen manipülatiftir, bir manipülasyondur. Ne alanda böyle bir vaka ne de bunun siyasi gerçeklikle bir alası var."
"Ben ihtimal vermiyorum"
Davutoğlu, HDP'nin barajı geçip geçmeyeceğiyle ilgili bir soru üzerine, "Ben ihtimal vermiyorum” dedi.
Muhalefet partilerinin muhalefet yapış biçimlerini de eleştiren ve "Noktasal olarak AK Parti'yi eleştirmek bir alternatif üretmek değildir" diyen Davutoğlu, "Ben Türkiye'nin geleceğinde koalisyon ihtimalini görmüyorum ama böyle bir plan var, böyle bir manipülasyon var. Yani 12 Mart'ta olduğu gibi, 28 Şubat'ta olduğu gibi istedikleri tarz bir koalisyon yapabilmek için darbe demeyeyim, darbemsi birtakım eylemler içine girmek isteyenler olabilir, bu provokasyonlara karşı biz her türlü tedbiri alırız" ifadelerini kullandı.
"Halkı sokağa dökmek istiyorlar"
Davutoğlu, Türkiye'de seçim yönetiminin AK Parti'nin elinde olmadığını, tarafsız İçişleri Bakanlığı'nın seçim güvenliğini sağladığını belirterek, şöyle devam etti:
"Seçimi Türkiye'de YSK yönetir. Yüksek Seçim Kurulları, onlar karar verir. Seçim sandığının başında AK Parti'li yetkililer yok. AK Parti'li bir kişi varsa bütün diğer partililerden de bir kişi var, hepimiz oraya eşit şartlarda gidiyoruz. Şimdiden iki şeyi yapmak istiyorlar, seçim yenilgilerine mazeret bulmak, halkı sokağa dökmek. Şimdiden uyarıyorum, demokrasi mücadelesi vereceklerse seçime razı olacaklar. Halkı sokağa dökmeye çalışan, 7 Haziran akşamı, 8 Haziran akşamı hiçbir şekilde herhangi bir taviz vermeyiz. Kim sokağa dökmeye çalışırsa her türlü güvenlik tedbiri alınır. Türkiye'de seçimler kaos çıkarmak için yapılmıyor. Türkiye'de seçimler, istikrar sağlamak için demokratik istikrarı sağlamak için yapılıyor."
"İmralı'da Öcalan'a tecrit yok"
Kandil'den dönen HDP yöneticisinin ''İmralı'da Öcalan'a tecrit uygulanıyor'' açıklamasıyla ilgili değerlendirmesi sorulan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Tecrit kavramı, bir mahkum için kimseyle ilişki kuramamasıyla ilgilidir, avukatıyla da görüşür, eğer sağlık durumu varsa her türlü hukuki bakımdan görüşmeyi yapar, herhangi bir tecrit yok. Ama eğer siyasal görüşme yapacaklarsa, bu gidenler herhalde 'haliniz nasıl' diye sormaya gitmiyorlar, o zaman silahsızlanmayla ilgili atılması gereken adımı atsınlar, silahsızlanma yönünde bir adım, bir irade beyan etsinler, o zaman düşünülür. Ama yapmak istedikleri şu, hem taahhüt edilen silahsızlanmayla ilgili adımı atmayacaklar hem de adaya gidip şov yapıp kendilerince siyasi rant toplayacaklar, bu olmaz, yani ikiyüzlülük olmaz."
"Süreç nihayet temelde silahsızlanmaya odaklanmıştır" diyen Başbakan Davutoğlu, şöyle devam etti:
"Bu yönde bir eğilim, bir irade, bir beyan söz konusu olmaması halinde adaya gidip görüşme yapmanın anlamı ne? Yani seçim sürecinde anlamı ne? Seçim süreci sonrasında tabii ki çözüm süreci devam edecek, tabii ki; görüşmeler yapılacak, her düzeyde, her zeminde, biz çözüm sürecinden hiçbir şekilde geri adım atmayız, her şekilde bu devam edecek" yorumunu yaptı.
"2013 Mayıs'ında çekilecekti Türkiye'den silahlı gruplar”
Davutoğlu, seçim sürecinde İmralı ile yapılmak istenen görüşmelerin sebeplerinin izah edilemediğini anlatarak, "Bir taraftan da PKK veya Kandil, 'silahsızlanma konferansı yapmayacağım' diyor. 'Silahsızlanma gerçekleşmeyecek' diyor. Peki o zaman nedir niyetiniz? Niyet şu; bir taraftan silah tehdidinde bulunacaklar, bir taraftan oy isteyecekler. Silahı Demokles'in kılıcı gibi kullanıp oy istemeye kalkacaklar, bu olmaz. Çözüm istiyorlarsa, ciddi şekilde görüşülmeli, ciddi adımlar atılmalı. 2013 Mayıs'ında çekilecekti Türkiye'den silahlı gruplar" değerlendirmesinde bulundu.
"Niye silaha ihtiyaç hissediyorlar, silahlı mücadelenin savunulabilir ne yanı var" diye soran Başbakan Davutoğlu, "Her zaman teröre karşı olmak lazım. Şimdi Türkiye'de her görüş serdediliyor, her kanaat ifade ediliyor. Hiçbir yasak yok, kimsenin üzerinde bu anlamda reddedici, 'asimilasyon politikaları' dedikleri politikalar söz konusu değil. Türkiye'de hiç kimsenin üzerinde bir baskı yokken, silaha neden ihtiyaç hissediliyor?" dedi.
Çözüm sürecinin donduğu veya askıda kaldığına ilişkin soru üzerine de Davutoğlu, "Bizim için çözüm süreci devam ediyor, her yerde anlatıyoruz. Ben bütün mitinglerimde Doğu'da, Güneydoğu'da miting yaptım, muhatabımız halk. 6-7 Ekim olaylarında bu vandallara, bu şiddet yanlılarına halk yüz vermediği için ve kendi kazanımlarının nasıl kaybedilebileceğini gördüğü için 6-7 Ekim olayları sonrasında yeni bir atmosfer doğdu. Bundan sonra da her kesimle HDP de dahil bu konuşulabilir" değerlendirmesinde bulundu.
"ya demokrasi oyunu oynayacaksın ya da terör oyunu"
Seçime giderken, demokrasi oyunuyla, terör oyununun aynı zamanda oynanmasına izin vermeyeceklerini belirten Davutoğlu, seçimden sonra da kimlerle neler yapılabileceğine bakacaklarını ama çözüm sürecini kesinlikle, kesintiye uğratmayacaklarını vurguladı.
"Çok açık söylüyorum; ya demokrasi oyunu oynayacaksın ya da terör oyunu. İkisi birden olmaz" diyen Davutoğlu, şunları söyledi:
"HDP, bir taraftan İmralı'ya giderek çözüm oyunu onamak istiyor, bir taraftan Kandil'den mesaj getirerek şiddet oyunu oynamak istiyor, bir taraftan da Kadıköy'de şimdi ismini zikredemeyeceğimiz kadar marjinal grubu, liberal, kendilerince, grubu bir araya getirip 'Çiprasvari' bir protest hareketi oluşturabilir miyim?' diyor. Bu kadar farklı hesaplar içinde siyaset yürütmek doğru değil."
"Bu ihbarların hepsinin doğru olacağı anlamına gelmez"
Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz'ın, "ihbar üzerine Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu bin kişi hakkında soruşturma açıldığı" yönündeki sözlerinin hatırlatılmasının ardından görüşü sorulan Davutoğlu, "paralel yapı" denilen olguların esas itibarıyla en zararlı tarafının devletin işleyişi olduğunu belirtti.
Bir organizmadaki kalp, beyin ve böbreğin alternatifinin vücuda enjekte edilmesi durumda işleyişin olmayacağını örnek veren Davutoğlu, problemin de buradan kaynaklandığına işaret etti.
Davutoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Yapılmak istenen, bir emniyet teşkilatı var, kendi hiyerarşisi var, bir de onun içinde başka bir hiyerarşik yapıyla alternatifini kurmak. Ne bileyim bir diplomasi ya da başka bir bürokraside, onu kontrol etmeye çalışmak, bu kanser gibi bir şey. Türk Silahlı Kuvvetleri bu anlamda Türkiye'nin pazısı, bir enerji kaynağı, nihai şekilde vücudun güvenliğin sağlayan mekanizmadır. Buraya herhangi bir şekilde böyle bir yapının nüfuz etmesine izin verilmez. Emniyette ne olursa, burada silahlı kuvvetlerinin bürokrasi olarak bir farkı yok. Emniyette ne olursa, adliyede ne olursa, bu yapı ne kadar tehlikeli ise orada da tehlikeli olur. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güçlü bir geleneği vardır. Bu tür yapılara karşı daha bağışıklı bir karakteri vardır, bu gelenek sebebiyle. Bizim yapacağımız şey şudur; çok açık bir şekilde ifade ediyorum, tek tek böyle bir yapı içinde olmayan, normal vücudun işleyişini aksatmadan yürüten kim varsa; etnik, mezhebi, siyasi, dini görüşlerine bakılmaksızın ehliyeti varsa, bürokraside o çalışır. Ama nerede olursa olsun ve kim olursa olsun, dini anlayışı ne olursa olsun, siyasi anlayışı ne olursa olsun, vücudun işleyişini, bürokrasinin işleyişini, felç edecek ya da yanlış yöne sevk edecek bir yapılanma varsa, ona da engel olunur. Dolayısıyla bu yapıyla her yerde mücadele ederiz. Denildiği gibi birçok ihbarlar gelir, o olur, bu olur. Bu, ihbarların hepsinin doğru olacağı anlamına gelmez."
"Bunların birçoğu ihbarvari şeylerdir"
"Rakam sizi şaşırttı mı?" sorusu üzerine de Davutoğlu, şunları söyledi:
"Bu rakamlar daha çok ihbar şeklinde gelen şeylerdir. Bu şekilde, böyle bir rakam, 'paralel yapılanmaya mevcut şu kadar subay vardır' diye bir rakam söylemek doğru değil. Böyle bir rakam da kesinleşmiş bir rakam olarak zikretmek de herhalde Sayın Savunma Bakanımız da böyle kastetmedi zaten. Bunların birçoğu ihbarvari şeylerdir. Genelkurmay Başkanımız, her hafta olağan görüşmede birçok konu hakkında olduğu gibi bu konu hakkında bana ve cumhurbaşkanımıza da bilgi verir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin güçlü bir geleneği vardır. Biz o geleneğin korunması ama en önemlisi de devletin işleyişinde bütün kurumların bulundukları konumu ve üstlendikleri misyonun gereğini yapabilme kabiliyetlerini sürdürebilmeleri için ne tedbir gerekiyorsa bunu alırız."
Kaynak: A haber

Henüz yorum yapılmamış.