Sosyal Medya

Edebiyat - Şiir - Mizah

Modern zamanın handikabı

Bu kişiler, modern hayatı ve bu hayatın dayattığı yaşama şeklini merkeze koymakta ve dinî değerleri de onlarla uyumlu hale getirmeye çalışmaktalar.



Son dönem ilahiyatçısının en önemli görevi, dinî düşünceyi ve ona bağlı olarak dinî inancı ve dinî hayatı "ehlîleştirmek/evcilleştirmek"tir. Bu gayretin içinde olanlara göre mevcut din anlayışı biraz"vahşi" biraz "yabanî"dir. Bazılarına göre, dini "medenileştirmek / şehirlileştirmek / kentlileştirmek" gerekmektedir. Bu düşünceyi savunanlara göre ise, bugünkü din anlayışımız biraz "bedevi" yani "köylü" durmaktadır.

Hemen belirtelim ki, bu çağda her mesleğin biri klasik, diğeri modern, iki versiyonu zuhur etmiştir. Mesela modern gazeteci, olanı yazmak yerine -kendisine göre- olması gerekeni, hatta daha doğru bir ifadeyle olmasını temenni ettiği şeyi yazmaktadır. Klasik gazeteci ise, olup biteni yazmakla yetinmekte, dolayısıyla pek de yaratıcı olamamaktadır. (Bu ayrımı, Kürşat Bumin'in Yeni Şafak Gazetesi'ndeki bir medya eleştirisi yazısında görmüş ve beğenmiştim.) Modern siyasetçi veya bürokrat, halka hizmet yerine halkı adam etmeyi yeğlemektedir. Halka hizmet ise klasik bir tarz-ı siyaset olarak görülmektedir.

Bu durum ilahiyatçı akademisyenler için de geçerliliğini korumakta, hatta daha güçlü bir biçimde korumaktadır. Onlar da iki gruptur. Birinciler klasik kalmışlar, ikinci gruptakiler ise modern hayata adapte olmuşlardır. Klasik kalanlar, dini anlarken, yorumlarken ve naklederken, dinin asıl kaynaklarına bağlı kalmayı ve gözetmeyi önemli bir prensip olarak görmüşler, bu itibarla "Kitab"ve "Sünnet"i temel referans saymışlardır. Bu duruşu benimseyenler "Ezmânın teğayyürü ile ahkâmın teğayyürü inkâr olunamaz = Devirlerin değişmesiyle hükümlerin de değişeceği hakikati inkâr edilemez" kaidesini de inkâr etmemişlerdir. Bu konuda esasa ilişkin bir itirazları yoktur. Ne var ki, "teğayyür / değişim" kavramının sınırlarıyla ilgili olarak rezervleri vardır. Yani sözkonusu değişimin hangi kurallar çerçevesinde ve hangi sınırlar içerisinde mümkün olduğu, dolayısıyla hangi durumlarda mümkün olmadığı hususunda, modernistlerden farklı görüş, düşünce ve kanaatlere sahiptirler.

Modern ilahiyatçılara gelince, bunlar, modern hayatı ve bu hayatın getirip dayattığı "yaşam biçimini" merkeze koymakta, yani "asıl" kabul etmekte, "veri" olarak almakta, dinî değerleri ise onlarla uyumlu hale getirilmekte veya reddedilmektedir. Bu durumda esas veri "modernite"olmakta, "dinî nasslar" olmamaktadır.

Bu, gerçekten "yeni bir durum"dur. Tarih boyunca insanlar inanmak ve inanmamak hususunda farklı pozisyonlar almışlardır. Ancak ilk defa bu çağda, yani modern zamanda, bir grup insan "din" karşısında bilinmedik ve denenmedik bir yöntem geliştirmeye çalışmaktadır. Doğrusu sahip oldukları baskı unsurlarını akıllıca kullanarak bu konuda nisbî/görece bir başarı elde ettikleri de söylenebilir.

Modern Düşüncenin İslâm Anlayışı, Salim Öğüt, Rıhle Kitap, İstanbul 2013

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM