M. Ali Akbulut: Sevgi, Muhabbet Dili
Minab Bisiklet Kervanı yoluna devam ediyor. Bisiklet kervanı ismi artık sanki farklı bir anlam yüklenmeye doğru gidiyor gibi. Hoy, Salmas, Urumiye, Tebriz, Zencan güzergâhlarındaki sıcak ilgiye alışmış, Kazvin’de, ardından Kereç ve Tahran’a uzanan kervanımızın ne kadar anlamlı olduğunu, ne kadar geç kaldığımızı da anlatıyordu. Her gittiğimiz yerde gerek güzergâh boyunca gerekse de ev sahibi olarak bizi karşılayan ekiplerin yaklaşımı, kervanımızın doğru yolda olduğunu da ortaya koyuyordu. “Hoş geldiniz” şeklindeki doğrudan Türkçe cümlelere, “Biz sizi seviyoruz”, “Bizim selamlarımızı Türkiyeli gardaşlarımıza götürün”, “Çok güzelsiniz”, “Yorulmayasınız” gibi öven, motive eden kısa, özlü ve bir o kadar da kardeşlik, sevgi cümleleri, bizim taşıdığımız mesajların yerine ulaştığını da anlatıyor.
Hele de Kazvin’de şehir içine girişimiz, caddelerin iki yönlü trafik içinde ilerlemesi zor; el sallayan insanlara karşılık vermeye çalışan bisiklet kervanı üyelerinin ilerlemesini daha bir zorlaştırıyordu. Tarihî Kazvin kervansaraylar mekânına doğru ilerlediğimiz sırada esnafların dışarıya çıkarak “Hoş geldiniz, bereket getirdiniz” şeklindeki tavırlarına, sokakta bulunan kişilerin kervanı cep telefonlarıyla çekmeye çalışması da anlamlı kılan; yorgunluğumuzu alıp götüren, açlığımızı ve susuzluğumuzu unutturan bir ortama bürünüyor.
Kazvin’de tarihî kervansaraylar bölgesinde tarihî bir mekânda öğle yemeği programı düzenlenmiş. Kazvin Bisiklet Federasyonu üyesi bisikletçiler ile İl Spor Müdürlüğü ve Eğitim Müdürlüğü yetkililerinin katılımıyla gerçekleşen öğle yemeğinde ikram edilen, Kazvin’e ait yerel “kırma nisar” yemeği ikramı da bize ayrı bir anlamlı geldi. Ayrıca Kazvin’e özgü, bölgenin el sanatlarını göstermek amacıyla bize kalemzeni denilen el dokuması kumaşın üzerine basma desenli masa örtüsü ile küçük deri kimlik cüzdanları hediye edilmesi bizleri de utandırdı doğrusu.
Bisiklet kervanımız yol katetmekte zorlanıyor. Kaldırımlarda el sallayanlar, kervanın ne olduğunu merak edip nereden gelip nereye gittiğimizi sormaya çalışanlar, yeleklerimizde İran ve Türkiye bayraklarının olmasından kaynaklanan meraklı bakışlara bir de kervanın içindeki bazı arkadaşlarda var olan düdüklerin çalınması, bisiklet zillerinin çalınmasıyla karşılık verilmesi dikkate değer bir tablo oluşturuyor.
Yavaş yavaş Kazvin’den çıkıyor, Haştgerd ve Kereç’i geçerek başkent Tahran’a ulaşıyoruz. Akşam olmuş; yoğun trafik içinde kendimizi Şuheda Meydanı’nda buluyoruz. Şuheda Meydanı, İran’da 1979’da yaşanan İslam inkılabı hareketinin dönüm noktalarından biri aslında. Şah’a karşı yapılan protesto eylemlerinde de merkezî yerlerden biri. Meydanda toplanan kalabalık içinde ilerleyerek meydanda kurulan platforma yaklaşmak; insanların bisiklet kervanı üyeleriyle kucaklaşmaya çalışmaları ayrı bir heyecan…
Var olan kalabalık içinde Azerice konuşup muhabbet ve sevgi ifadeleriyle kucaklaşmalar, gönül dilinin daha etkin olduğunu da gösteriyor. Meydanda yapılan kısa konuşmanın ardından yoğun olan bisiklet kervanı, konaklayacağı mekâna doğru yola çıkıyor. Geç vakit olsa da trafik yoğun. Yoğun trafik de grubun ilerlemesini zorlaştırıyor. Buna rağmen hoş bir heyecanla yola devam ediyoruz.
Her gittiğimiz yerde, her karşılaştığımız grupta bir ortak paydamızın olduğunu görüyoruz. Sevgi ve muhabbet, dostluk ve kardeşlik temalı selamlaşmalar, yüzlerdeki sıcak tebessümler. Bu da bizim için ayrı bir güç kaynağımız oluyor. Yapılan hareketin, çevrilen pedalların doğru yöne doğru olduğunu gösteriyor.
Tahran’dayız henüz. Biraz dinlenme zamanı. Daha doğrusu kalacağımız mekâna geçtik, dinleneceğiz. Yarınki programımız daha anlamlı olacak gibi…
Muhabbet dili, sevgi dili, dostluk dili üzerinden konuşmaya çalışanlardan olmak dileğiyle.
M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.