Şevket Hüner: Hayat Boşluk Kabul Etmez
İnsan kalbi ve zihni, mutlak bir sessizliğin ya da tam bir sahipsizliğin uzun süre hüküm sürmesine asla izin vermeyen, fıtratı gereği durmaksızın dolmaya meyyal bir kap gibidir. Boşluk, yalnızca fiziksel bir yokluk değil, anlamın, yönelişin ve bağlanışın kaybolduğu bir hâldir. Boşluk, tevhidin reddettiği bir imkânsızlıktır. Kur’an’da “Kalpler ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur” (Rad / 28) ayeti, insanın boşluğu reddederek değil, onu hakikatle doldurarak varlığını sürdürdüğünedikkat çeker.
Bir bahçe kendi hâline bırakıldığında orada çiçekler kendiliğinden boy vermez, aksine ayrık otları toprağın her yerini kuşatır. İşte insan ruhu da hakikatle, anlamla ve sahih bir amelle doyurulmadığı her an, kaçınılmaz olarak sahte mabutların, geçici heveslerin, modern zamana ait parıltılı ama için kof putların hücumuna uğrar. Üstelik insan, Allah’tan bağımsız bir hayat kurmaya çalıştığında başka bağımlılıkların içine düşer. Para, makam, şöhret, etnik kimlikler, taraftarlık, ideolojiler, arzular ve nefsin istekleri, kalpte Allah’ın yerine geçirildiğinde birer putlaşmış merkeze dönüşebilir.
Tevhid, kalbi ve zihni bir merkezde toplar.Allah’ın birliğini idrak eden insan, hayatın dağınıklığını ilahi bir bütünlük içinde anlamlandırır. Ancak bu merkez kaybolduğunda, davetkâr bir zemin olan boşluk şeytanın vesveselerine açılır. Tevhidin olmadığı yerde insanın iç dünyası parçalanır, hakikatin yerini şüphe, huzurun yerini kaygı, merhametin yerini hırs alır. Şeytan, bu boşluğu kendi diliyle doldurur. İnsanın kalbine sahte anlamlar, geçici hazlar ve yanıltıcı yollar fısıldar. Böylece boşluk, yalnızca bir eksiklik değil, aynı zamanda bir işgal alanı olur. Tevhid, bu işgali engelleyen tek sığınaktır. Boşluğu hakikatle doldurmadıkça, insanın iç âlemi şeytanın sızmasına açık bir kapı olarak kalır.
Tevhid, kalbi Allah’tan başka her türlü otoriteden, korkudan, beklentiden ve sevgiden arındırma eylemidir. Allah’ı hayatın merkezine yerleştiren insan artık kendisini sahipsiz, başıboş ve amaçsız göremez. Nereden geldiğini, kime ait olduğunu ve nereye döneceğini bilir.
Kalbin sınırsız bir yöneliş ihtiyacı vardır.İnsan sınırlı olana sınırsız bağlandığında, sınırlı olanın tabiatı gereği hayal kırıklığına uğrar. Servet tükenebilir, insanlar değişebilir, makam elden gidebilir, beden yaşlanabilir, dünün büyük tutkuları yarının anlamsız hatıralarına dönüşebilir. Fakat Tevhid, fani olana meyletmiş kalbi bâki olana döndürendir.
Eğer bir insan hayatının merkezine, kararlarının odak noktasına ve sevgisinin kaynağına Yaratıcıyı yerleştirmezse, orayı tamamen boş tutmayı başaramaz.Tevhidin çekildiği yerde eşya tanrılaşır, iktidarlar kutsallaşır, ego ve arzular ilahlaşır. İnsan, kendi elleriyle ürettiği ya da zihninde büyüttüğü sahte ilahların kulu hâline gelerek özgürlüğünü yitirir. Hakiki özgürlük, zihni ve kalbi tek olana teslim ederek sahte efendilerin tümünden korumaktır.
Tevhid, insanın dünyadaki bütün bağlarını yok eden değil, onların yerini tayin edendir. Mal onun elinde olur, kalbinde değil. İnsanları sever, fakat onlara kulluk etmez. Dünyayı imar eder, fakat dünyaya tapmaz. Gelecek için çalışır, fakat rızkın sahibinin Allah olduğunu unutmaz.
Tevhid şuuru, hayatın boşluklarına fırsat vermeyen kesintisiz bir tefekkür ve kulluk halidir.Kalbini ve zihnini Yaratıcı’nın birliği ve azametiyle tanzim eden bir insan için artık ne sahte saadetlerin aldatıcı cazibesine ne de yokluk hissinin vereceği o derin içsel hezimete yer kalır. Zira o kap kapalı değil, tam aksine Asıl Sahibi ile ebediyen doludur.
Öyleyse mesele boşluğu yok etmek değil, boşluğun sahibini bilmektir.İnsan kalbini geçici olana mı, yoksa bâki olana mı bağlayacaktır? Hayatın büyük hengamesi içinde asıl soru budur. Ve tevhid, bu soruya en sade fakat en köklü cevabı verir. Kalbin gerçek sahibi yalnız Allah’tır.
Toplum boş kaldığını sandığında bile başka bir güç tarafından doldurulmuştur. Dolasıyla toplum ya hakikatin ışığıyla yön bulur ya da ideolojilerin kurşun askerlerine dönüşür. Tevhid, toplumsal hayatı boşluktan kurtararak Allah’ın birliğine bağlar. Böylece toplum hakikatle var olunca parçalanmış kimlikleri, dağınık yönelişleri ve sahte otoriteleri reddeder. Tevhid, bu sahte güç odaklarına karşı durarak hakiki otoriteye, yani Allah’ın hükmünde karar kılmaktır.
Şevket HÜNER / 22 Rebiülevvel 1448

Henüz yorum yapılmamış.