M. Ali Akbulut: Yemen Sorununa Makbuliyet ve MeÅŸruiyet Ekseninden Bakmak
Yemen'de yaşanan gelişmeler, İslam dünyasındaki makbuliyet ve meşruiyet anlayışını yeniden gözden geçirmeyi zorunlu kılıyor. Yaşanan gelişmeler bölgesel olarak görülse de ciddi anlamda küresel yönü, ümmet boyutu ve bölgesel izlerini gözden geçirmek durumundayız. Fakat bütün bunları yaparken makbuliyet ve meşruiyet zeminini güncel konular etrafında değerlendirmek zorundayız.
Makbuliyet, genel olarak sevilen, istenilen, beğenilen, yapılması hoşa giden olarak görülür. 7 Ekim Aksa Tufanı ile olaylara bakışımız, gelişmeleri değerlendirmemiz, ticarete yaklaşımımız da değişti. Değişmesi de gerekiyordu.
Siyonist rejimi telin etmek, Siyonist rejime destek veren ürünleri/firmaları boykot etmek, işgal rejimi ile ticaretin kesilmesi, ilişkilerin kesilmesi yönünde yapılan çağrılar ve Gazze'ye yönelik Sumud Filosu gibi çabalar genel anlamda makbuliyet oluşturan hareketler oldu. Yüreklerde yer edindi. İnsan vicdanına dokunan çabalar oldu.
Meşruiyet ise bir şeyin yasaya, kurala, düzene uygun olarak yapılmasıdır. Tabii ki meşruiyet yasa, kural, düzen içine geçmişten gelen örf, âdet, gelenek gibi uygulamaların da olacağını hatırlatmak gerekiyor. Toplumun vicdanına dokunan hareketlerin, hak ve adalet eksenli çabaların kendi içindeki değerini de hatırlatmak da mümkün. Gerçi meşruiyet ve makbuliyet toplumlara göre değişiklik gösterse de genel anlamda insan vicdanıyla orantılı kabul eylemidir, insan fıtratıyla uyumlu harekettir.
7 Ekim Aksa Tufanı'ndan sonra makbuliyeti ve meşruiyeti de zalim ve mazlum ekseninde değerlendirmeye almak gerekiyor. Makbuliyet, zalime, işgalciye, soykırımcıya karşı duruş; meşruiyet ise bu duruşla birlikte yapılan hareketler ve eylemler olarak da görülebilir.
Zalime, işgalciye, soykırımcıya karşı ortak cephe oluşturmak, mazlumlara yardım eli uzatmak, kuşatma altında olan, katliama maruz kalanlara yardım ulaştırma, çok farklı platformlarda mazlumun sesi olmak genel anlamda makbuliyetin kendisi oldu.
Makbuliyet, kişiye, kuruma ve kurala bağlı olmaktan çıkmış, Siyonist işgalciye karşı yapılan her hareketle bağlantılı olmaya başlamıştır. İşgale, soykırıma karşı eylem ve söylemle değerlendirilmeye, direnen ve dik durana dair bir kabul olmuştur. Hak ve adaleti istemek, hak ve adaletin mücadelesini vermek, verenlere destek olmak makbuliyetin ana kriteri olmuştur.
Bu makbuliyet kriterine uygun her adım meşruiyetini de kazanmaktadır aslında. Çünkü zulme karşı duruş, soykırımın durması için bir çaba, işgal ve yayılmacı siyasete karşı direnişe toplum vicdanında meşruiyet sağlıyor.
Devletlerin ve rejimlerin maslahatları, mülahazaları, değerlendirmeleri ve siyasetleri hiçbir zaman makbuliyet esasına uygun düşmemiş, toplum vicdanında da meşruiyet kazanmamıştır.
Ortada zulüm varken, işgal sürüyorken, katliam devam ederken işbirlikçilik, uzlaşmacılık hiçbir zaman makbul görülmemiş, toplum nezdinde de meşruiyet kazanmamıştır. Makbuliyet ve meşruiyet, zulme karşı duruş, işgale karşı dik duruş, katliamın durması için yapılan çabalarla kazanılıyor.
Sporcusundan sanatçısına, işçisinden patronuna, amirinden memuruna kadar kadın erkek, genç ihtiyar demeden ezilen ve soykırıma tabi tutulan insanların yanında yer almak kabul gördü. Ve yapanlar sevildi. Bazen sembol düzeyinde de olsa bulunduğu konum itibarıyla Filistin'deki zülmü dile getiren renklerin ve sembollerin taşınması bile makbuliyeti oluşturdu.
Kimileri sokaklara çıktı, kimileri ekranlarda mazlumun sesi oldu, kimileri yardım ulaştırmak adına denizleri aşmaya çalıştı ve toplumda genel kabul gören bir makbuliyet oluşturdu. Herkes tek yürek olmanın derdindeydi. Bu makbuliyet çabasında kimse kimsenin dinini sorgulamadı. Mezhebini gündeme getirmedi. Etnik kimliğini sorgulamadı. Sorgulamış olsaydı makbuliyet olmazdı zaten.
Yemen'den fırlatılan her füze, her hafta milyonluk kitlelerin katılımı ile yapılan destek yürüyüşleri, Siyonist rejim ve destekçisi ABD'nin bölge siyasetlerine karşı atılan adımlar, İslam dünyasında olduğu kadar Batı dünyasında da kabul gören, desteklenen makbuliyet esaslı davranışlar oldu. Zaman zaman aşiret isimleriyle anılarak küçümseme yoluna gidilse de Yemen'den atılan füzeler hedeflerine ulaştıkça, makbuliyetler toplumda yer edindikçe o tür söylemler de anlamını yitirmeye başladı.
Temmuz ayında Suudi Arabistan'ın Sana Havalimanı'na yaptığı saldırıyla yeniden başlayan Yemen olayları, hem bölünmüşlüğü hem de meşruiyet tartışmasını beraberinde getirdi. Yemen'in üç bölgeye ayrıldığını fark ettik. BAE ve Suudi Arabistan'ın Yemen'i işgal ettiğini görmedik ama İran destekli Husilerin Suudi Arabistan'a saldırdığını öğrenmeye başladık. Husilerin meşru yönetime karşı isyan ettiğini dile getirmeye çalıştık. Yemen'deki bölünmüşlüğü, Yemen'deki stratejik derinliği algılarla değerlendirme, mezhebi veya etnik kimlikle yok etme yoluna gidiyoruz.
Oysa toplum vicdanında Yemen'deki makbuliyet ve meşruiyet, Gazze'ye destek füzelerinin atılmasıyla başladı. Meşruiyet, ABD ve Siyonist işgal rejimine karşı duruşla başladı. Dini, mezhebi, etnik kimliği olan bir Yemen'in meşruiyeti değil, işgal rejimi İsrail'e karşı duran bir Yemen'in makbuliyeti ve meşruiyeti vardır. Bir ittifaka bağlı olması, bir dine ya da mezhebe bağlı olması değil, vicdanların sesi olması, hakkın ve hakikatin destekçisi olması makbuliyet ve meşruiyetin temelini oluşturur.
Yemen'deki bölünmüşlüğe, makbuliyet ve meşruiyet zemininde, Siyonist ve emperyalist anlayışa karşı çatışma merkezli bakarsak, bunun karşısında İngiltere, ABD, işgal rejimi İsrail ile işbirliği içinde olmak makbuliyet ve meşruiyeti de yok eder. Hatta gayri meşru olmaya yol açar.
Makbuliyet ve meşruiyet üzerinde bir ömür dileğiyle.
M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.