Mehmet Beyhan: Balkan Pusunda İsrail İzleri
Balkanlar, Türkiye için sadece coÄŸrafi bir komÅŸu ya da haritada bir bölge deÄŸildir. Bu topraklar, kalbimizin bir yarısı, ortak tarihimizin ve kültürel kodlarımızın can damarıdır. Evlad-ı Fatihan’ın emaneti olan bu puslu coÄŸrafya, her dönemde Ankara’nın birinci derece nüfuz ve güvenlik alanı olmuÅŸtur. Dolayısıyla Balkanlar’da yaprak kımıldasa, bunun yankısı doÄŸrudan Anadolu’da hissedilir. Son dönemde bölgede yaÅŸanan geliÅŸmeler, bu jeopolitik gerçekliÄŸi yeniden en üst perdeden hatırlamamızı zorunlu kılmaktadır.
OrtadoÄŸu’yu kan gölüne çeviren Tel Aviv yönetimi, bugün yönünü sessizce ve sinsice Balkanlar’a çevirmiÅŸ durumdadır. Batı dünyasında yaÅŸadığı derin jeopolitik yalnızlığı ve lojistik kırılganlıkları aÅŸmak isteyen İsrail, Balkanlar’da adeta yapısal bir ifsat ağı örmektedir. Bölgedeki etnik ve bölgesel fay hatlarını kendi lehine araçsallaÅŸtıran bu ifsat mekanizması, tarafsız bir aktör maskesi takarak milyar dolarlık askeri anlaÅŸmalara imza atmaktadır. Silah ticareti ve istihbarat paylaşımı protokolleriyle bölge ülkelerini kendisine bağımlı hale getirmeye çalışmaktadır. Bu durum, yalnızca Türkiye’nin nüfuzunu kırmayı deÄŸil, aynı zamanda Balkanlar’ın kırılgan barış zeminini tamamen dinamitlemeyi hedefleyen büyük bir tehdittir.
İsrail’in bu hamlelerini, DoÄŸu Akdeniz’deki kuÅŸatma stratejisinden bağımsız düşünemeyiz. Atina ve Güney Kıbrıs hattında kurulan Türkiye karşıtı cephe, ÅŸimdi de kuzeye, Balkanlar ve Macaristan üzerinden Orta Avrupa’ya doÄŸru geniÅŸletilmektedir. Gazze ve Lübnan’daki katliamların ardından lojistik bir nefes borusu arayan İsrail, mühimmat tedarikini ve diplomatik kalkanını bu yeni hat üzerinden devÅŸirmektedir. Türkiye’nin uyguladığı haklı ticari ve siyasi baskıların, hemen yanı başımızdaki Balkan ülkeleri vasıtasıyla baypas edilmeye çalışılması, hepimizi derin bir muhasebeye ve stratejik bir uyanışa zorlamaktadır. DoÄŸu Akdeniz’deki kuÅŸatmanın bir benzerinin Balkanlar’da önümüze dikilmesine asla izin verilemez.
Bu sinsi çevreleme stratejisini boÅŸa çıkarmanın yolu, proaktif ve çok boyutlu bir jeopolitik refleks geliÅŸtirmekten geçmektedir. Türkiye, bölgedeki köklü tarihsel ve kültürel baÄŸlarını hamasi bir söylemin ötesine taşımalıdır. Bu kadim mirası, hem Balkan halklarının hem de Türkiye’nin ortak geleceÄŸini güvence altına alacak stratejik bir kalkana dönüştürmek, geleceÄŸin güvenli hatlarını inÅŸa edecektir.
Bu doğrultuda, mevcut vizyonumuza ek olarak şu somut adımların süratle hayata geçirilmesi hayati önem taşımaktadır:
İlk olarak, Balkanlar’daki soydaÅŸ ve akraba toplulukların ötesine geçerek, bölgedeki tüm aktörleri kapsayan geniÅŸ tabanlı bir "Bölgesel Barış ve İstikrar GiriÅŸimi" mekanizması kurulmalıdır. İsrail'in küresel istikrarsızlık üreten yapısı ve bölge barışına getireceÄŸi riskler, akademik raporlar ve diplomatik paneller vasıtasıyla Balkan kamuoyuna bizzat anlatılmalıdır.
İkinci olarak, kültürel diplomasinin gücü ekonomik ortaklıklarla tahkim edilmelidir. Bölge ülkelerinin savunma ve lojistik alanında dışa bağımlılığını azaltacak yerli milli ortak üretim projeleri teÅŸvik edilmelidir. Türkiye, savunma sanayiindeki gücünü Balkanlar’ın istikrarı için bir güvence olarak sunmalıdır.
Üçüncü olarak, medya ve düşünce kuruluÅŸları düzeyinde ortak bir farkındalık ağı örülmelidir. Balkan medyasında Türkiye’nin yapıcı rolü öne çıkarılırken, üçüncü tarafların bölgeyi bir çatışma ve mühimmat üssü haline getirme çabaları deÅŸifre edilmelidir. Onun için, Türk medyasına da çok büyük ve ertelenemez bir sorumluluk düşmektedir.
Coğrafyamızın geleceğini savunmak, ancak Balkanlar ile aramızdaki kadim dostluğu ve kader birliğini esas alan "canberlik" şuuruyla hareket etmekle mümkündür. Türk medyası bu meseleye derinlikli bir ilgi gösterirse, hem Anadolu ile Balkanlar arasındaki sarsılmaz bağlar güçlenir hem de sinsi kuşatma çabaları boşa çıkartılır.
Balkanlar’ın pusu, ancak Ankara’nın tarihi hafızası Belgrad, PriÅŸtine, Saraybosna, Tiran ve Üsküp hattındaki proaktif stratejik aklıyla dağıtılabilir. Türkiye’nin hem tarihsel birikimi hem de potansiyeli buna müsaittir. Yeterki enerjimizi kısır tartışmalarla tüketmek yerine, daha büyük ve kalıcı hedeflere ayıralım.
Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.