Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Serhad Şehri Erdebil'de Çay Sohbeti



 
Erdebil'deyiz. İran'ın kuzey doğusunda tarihi, kültürü ve sosyal yapısı çok zengin olan Erdebil'de çok farklı bölümleri olan 30 üniversite ve yüksekokul bulunuyor. Daha önceki ziyaretlerimde Erdebil Azad Üniversitesi'ne misafir olmuş, bazı bölümlerini gezmiştim. Bu ziyarette Muhakkik Erdebili Üniversitesi'ni ziyaret ettik, üniversitenin rektörü Dr. Muhammed Hasanzade'nin misafiri olduk. Edebiyat Fakültesi başta olmak üzere birçok bölümü gezme fırsatı bulduk. Fakat en dikkate değer olan, üniversite bünyesinde hem üniversitenin tarihini unutmamak hem de üniversitenin geçmiş faaliyetleriyle geldiği noktayı mukayese etmek amacıyla oluşturulan müzeyi gezerek yetkililerden bilgi aldık. Dr. Hasanzade, Türkiye ve İran, özellikle Erdebil Üniversitesi'yle ilgili ortak çalışmaların yapılması için imkânlar ve fırsatlar olduğunu hatırlatıyor. Öğrenci ve öğretim üyelerinin değişimi için altyapılarının bulunduğunu belirtiyor. Güzel sohbetle iki ülke ortaklıklarına geliyor.
 
Temmuz ayının son haftası Erdebil Haftası olarak düzenleniyor. Bu kapsamda Erdebil'deyiz. Azerbaycan Cumhuriyeti'nden ve Türkiye'den gelen misafirler var. Misafirlerin önemli bir kısmının akademisyenlerden oluşması benim için ayrı bir güzellik. Bölgeye ve İslam dünyasına dair gelişmelerle ilgili ortak kaygı ve değerlendirmeler yapılıyor. Önemli katkı sağlıyor.
 
Akademisyen arkadaşlarla bir araya geldiğimizde ne kadar çok ortak noktamız varmış diyerek konuya girdiğimiz zaman geçmişten günümüze birçok konu hakkında konuşmalar yaptık. Konuşmalarımızdan birisi benim için daha anlamlı oldu.
 
Ev sahibi Erdebil'li akademisyenler beni ve eşimi "Bir kahve içebilir miyiz?" diyerek bir kafeye götürdü. Gittiğimiz kafe oldukça güzeldi, tarihî motiflerle süslü, nargile içenlerin de bulunduğu bir yerdi. Masa etrafında bulunanlarla bizi tanıştırdı. İçlerinde, Türkiye'de okumuş tarihçi, makine mühendisi ve ziraat mühendisi olan üç arkadaşın yanı sıra, Azerbaycan Cumhuriyeti Bakü'den gelmiş edebiyatçı ve tarihçi iki arkadaşla da tanıştırdı. Erdebil'li mühendis, Erdebilli Talişlerden olduğunu ve Sünnî olduğunu belirtiyor. Tebessüm ederek memnun olduğumu belirtiyorum.
 
Ortak dilimiz Türkçe. Türkçenin farklı lehçeleriyle birbirimizle konuşmaya başladık. Bakü lehçesi, Tebriz ve Erdebil lehçeleriyle İstanbul Türkçesi arasındaki ortak noktalar gündemimizin konusuydu. Bakü'den gelen edebiyatçı arkadaş zaman zaman şiir kalıbında sözler sarf ederken, Erdebil'li tarihçi arkadaş da "Hatâî'den deyişler" diyerek ona karşılık veriyor. Daha çok irfan içerikli konuşmalar birbirimizi tanımamıza da vesile oluyor.
 
Bir ara Tebriz'li mühendis arkadaş bana dönerek, "Türkiyeli dostlar, tarihî ve mezhebî konulara önyargılı yaklaşıyorlar" dedi. Ve ekledi: "Her şeyden önce Türkiye, tarihinde haçlılarla çok kez savaşlar yaşamış, bu savaşları unutarak Avrupa'ya yaklaşıyor. Fakat İran'la Çaldıran gibi bir savaşı yaşamış. Bu savaşı her zaman hatırlatarak İran'a mesafeli davranıyor. İran'daki Safevilere bakışları ile Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki Safevilere bakışları da çok farklı. Azerbaycan Cumhuriyeti'nde Şah İsmail'in her türlü programına katılan Türkiyeli akademisyenler, İran'da yapılan benzer programlara mesafeli yaklaşıyor. Aynı şekilde, İran'daki Şia'ya mesafeli yaklaşırken, aynı mezhepte olan Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki Şia arkadaşlara daha yakın yaklaşıyorlar. Bunlar bir çelişki mi, yoksa önyargı mı?" diye sordu.
 
Benim hiç beklemediğim bir soruydu; ne diyeceğimi bilemez hâlde iken, Bakü'den gelen edebiyatçı arkadaş güzel Azerice lehçeyle "Bu mevzular bana ittifak düşmüş" diyerek, "Bu konulara ben de rastladım. Ben Bakü'den geldiğimi söyleyince, Ermenistan konusunu gündem yapan arkadaşlar, Tebriz'den gelen arkadaşlara Şah İsmail'i ya da Yavuz Sultan Selim'i hatırlatıyorlar" deyince ne diyeceğimi şaşırdım doğrusu.
 
Kendimi sorgular hâlde buldum. Gerçekten böyle miydik? Şah İsmail ile Yavuz Sultan Selim'i sürekli hatırlamak ve hatırlatmakla neyi hedefliyoruz? Ya da İran'ın Şialığını kabul etmeyerek, Azerbaycan Cumhuriyeti'ndeki Şialığı kabul etmekle neyi amaçlıyoruz? Siyasî mi, kültürel mi, etkin anlayış mı? Bilmiyorum.
 
Benim şaşkınlığımı fark eden Erdebilli tarihçi arkadaş, "Geçmişte yaşananlar bizim tarihimizdir. Biz yaşanan olumlu ve olumsuzlukları dikkate alarak ders çıkarmak durumundayız. Tarih bize bugün ne yapacağımızı öğretir" diyerek, "Biz aynı boy ve aynı inanca sahibiz, haçlı seferlerini ve Batılıların bize önyargılı yaklaşmalarına fırsat vermemeliyiz" cümlesiyle adeta söyleyeceklerimi dile getirmiş oldu.
 
Bu arada ikinci çaylarımız geldi. Yanlarında "nebat" denilen safranlı sert şeker ile iki hurmanın bulunduğu tabakla gelen çayın İran'ın kendi üretimi olduğu söylendi. Hazar Denizi sahilinde bulunan Lahican'da yetiştirilen çayların çok güzel kokusu ve deminin olduğunu da hatırlatmamız gerekiyor.
 
Önyargı konusunu geride bırakmış, yeniden ortak noktalara dönmüştük. Özellikle Şehriyar'dan, Fuzuli'den, Bâkî'den beyitler okuyan arkadaşlar, ben de günümüz modern şairlerinden Necip Fazıl'dan zihnimde kalan Sakarya Türküsü'nden birer mısra mırıldanmaya çalıştım. Bakülü edebiyatçı arkadaşımızın Nâzım Hikmet'ten beyitler okuması sohbetimizi daha bir zenginleştirmişti.
 
Erdebil Haftası münasebetiyle Türkiye, Azerbaycan Cumhuriyeti ve İran'dan gelenlerin bir çay sohbetine dönüşen, Erdebil, Tebriz, Bakü ve İstanbul lehçeli Türkçe konuşmalar, geçmişten günümüze birliktelik özlemini gidermeye ve bizim daha nice birlikteliklere ihtiyacımızın varlığını göstermeye vesile oldu.
 
Muhabbetle kucaklaşan sohbetlerde buluşmak ümidiyle.

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.