Mehmet Beyhan: Netanyahu'yu ne durdurabilir?
"Orta DoÄŸu" uzun süredir askeri stratejilerin insani maliyetleri gölgelediÄŸi karanlık bir tünelden geçiyor. İsrail’in mevcut yönetimi; Gazze’de yürüttüğü katliamlar, Lübnan'ın güneyini iÅŸgal etmesi ve genel saldırgan tutumu ile bölgeyi kalıcı bir istikrarsızlığa sürüklüyor. Bu durum sadece komÅŸu ülkeleri deÄŸil, küresel ekonomiyi ve halkların psikolojisini de derinden sarsıyor. Netanyahu bu saldırgan tutumu ile kalıcı güvenlik saÄŸlayacağını zannederek kendi halkını da tehlikeye atıyor.
Tam da bu kriz ortamında, ABD ile İran arasında varılan ve 60 günlük bir yol haritasını içeren yeni mutabakat, bölge dengelerinde çok kritik bir dönüm noktası oldu. Washington ve Tahran'ın savaşı bitirmek üzere İsviçre'de masaya oturması diplomatik bir başarıdır. Ancak bu anlaşma Netanyahu yönetiminin Lübnan ve Gazze'deki saldırılarını tamamen durdurmaya yetmedi. İsrail'in "biz bu anlaşmanın parçası değiliz" diyerek saldırılara devam etmesi, Washington ile olan geleneksel ortaklığında ciddi bir çatlağa işaret ediyor.
Peki, mevcut dinamikler ışığında Netanyahu yönetimini gerçekten ne durdurabilir? Bu sorunun cevabı tek bir askeri hamlede değil, üç temel diplomatik ve siyasi baskı mekanizması ile mümkün olabilir:
Birincisi: ABD Desteğinin Şartlara Bağlanması ve Stratejik Yalnızlaşma
İsrail'in askeri ve diplomatik gücünün arkasındaki en büyük motor Washington’dır. Ancak ABD-İran anlaÅŸması, Beyaz Saray’ın da artık bölgede bitmeyen bir savaÅŸ istemediÄŸini gösteriyor. Netanyahu yönetimini durduracak en somut adım, ABD'nin askeri yardımları ve diplomatik korumayı "koÅŸulsuz" olmaktan çıkarmasıdır. İsrail, Batılı müttefikleri tarafından stratejik olarak yalnız bırakılma riskiyle yüzleÅŸtiÄŸi an, mevcut saldırgan politikasını sürdüremez hale gelecektir. Bunun için ABD ve diÄŸer Batılı ülkelerin bu fikre ikna edilmesi kritik bir öneme sahiptir.
İkincisi: Bölge Ülkeleri Lübnan’ı Yalnız Bırakmamalıdır
Bölgede kalıcı barışın saÄŸlanması, tüm ülkelerin ortak bir tutum geliÅŸtirmesine baÄŸlıdır. İsrail’in uluslararası hukuku hiçe sayarak bu kadar pervasızca saldırgan bir tutum takınması kendi gücünden deÄŸil, bölge ülkelerinin dağınıklığından kaynaklanmaktadır. İsrail’in iÅŸgal ettiÄŸi Lübnan topraklarından çekilmesi için yoÄŸun baskılar artırılmalıdır. GüvenliÄŸin iÅŸgalle deÄŸil, ancak uluslararası hukuka saygı duymakla mümkün olacağı mesajı İsrail’e net bir ÅŸekilde verilmelidir.
Üçüncüsü: İsrail İç Siyaseti ve Toplumsal Baskı
Netanyahu bu savaşı bir siyasi beka mücadelesi olarak görüyor. Ülke seçim atmosferine girerken, askeri operasyonların getirdiÄŸi devasa ekonomik yük ve esirlerin geri getirilememesi İsrail toplumunda ciddi bir huzursuzluk yaratıyor. İsrail halkı ve muhalefeti, "sürekli savaÅŸ" konseptinin kendilerini dünyadan izole ettiÄŸini ve güvende kılmadığını fark ettiÄŸi ölçüde Netanyahu üzerindeki iç baskı artacaktır. Bu nedenle İsrail halkı, Netanyahu’ya karşı tavır almaya teÅŸvik edilmelidir.
Toparlayacak olursak: Orta DoÄŸu'da hiçbir ülke tek başına, diÄŸerlerini yok ederek güvende olamaz. Netanyahu yönetiminin sınır tanımaz saldırganlığı, ne İsrail'e vaat edilen "tarihi zaferi" getirecek ne de bölgeye barış saÄŸlayacaktır. ABD-İran arasındaki diplomatik esneklik ve bölge ülkelerinin Lübnan ile dayanışması bu krizden çıkış için tarihi bir fırsattır. Netanyahu’yu durduracak olan ÅŸey; bölgesel ittifakların kararlılığı, Batı'nın net tavrı ve İsrail halkının kendi geleceÄŸine sahip çıkması olacaktır. Güç illüzyonu elbet bir gün son bulacak ve geriye sadece diplomasinin ve hukukun inÅŸa edebildiÄŸi kalıcı barış kalacaktır. Zira barış, savaÅŸtan daha sürdürülebilir ve daha güçlüdür...
Mehmet BEYHAN

Henüz yorum yapılmamış.