Sosyal Medya

Makale

Kefenin Cebi Yok(mu)?

Geçiciliğin ve gerçek değerlerin muhasebesine dair bu kelamı kibar pratikte karşılığını pek bulmuyor.

İnsanoğlu, varoluşundan bu yana sürekli bir biriktirme ve mülk edinme arzusuyla hareket etmiştir. Topraklar, evler, dijital hesaplardaki sayılar, unvanlar ve güç... Hayatı biriktirmek üzerine kurgulayan modern insan, çoğu zaman bu sonsuz koşuşturmanın içinde en yalın, en kaçınılmaz gerçeği gözden kaçırır: Ölüm. İnanç dünyamızda bu gerçeği en çarpıcı, en duru şekilde özetleyen kadim bir atasözümüz vardır: "Kefenin cebi yok."

Bu kısa ama çok şey anlatan cümle, insanlığın ekonomi-politik hırslarına, mülkiyet tutkusuna ve varoluşsal kaygılarına indirilmiş en büyük tokattır.

Biriktirme Çılgınlığı ve İllüzyon

Modern dünya, bireye "ne kadar tüketirsen ve ne kadar sahip olursan o kadar varsın" illüzyonunu dayatır. İnsanlar daha lüks bir araba, daha büyük bir ev veya daha yüksek bir banka bakiyesi için ömürlerini, sağlıklarını ve en önemlisi zamanlarını feda ederler. Ancak bu biriktirme çılgınlığı, insana sahte bir ölümsüzlük hissi verir. Dünyevi mülklere sarılmak, aslında ölümün yarattığı o belirsizlik ve yok oluş korkusunu bastırma çabasıdır.

Oysa tarih, inşa ettikleri devasa sarayları, hükmettikleri imparatorlukları ve tonlarca altınları geride bırakıp sadece birkaç metre beyaz bezle toprağa giren hükümdarlarla doludur. "Kefenin cebi yok" hatırlatması, tam da bu noktada devreye girer ve biriktirdiğimiz her şeyin aslında sadece birer "emanet" olduğunu yüzümüze vurur.

Gerçek Miras Nedir?

Eğer bu dünyadan göçerken maddi hiçbir şeyi yanımızda götüremiyorsak, o halde hayatın anlamını nerede aramalıyız? Bu sorunun cevabı, cebi olmayan o kefenin içine sığmayan, zamana ve mekana meydan okuyan değerlerde gizlidir.

Bırakılan İzler ve Eserler

İnsan, yetiştirdiği bir çocukla, diktiği bir ağaçla, yazdığı bir kitapla ya da bir insanın hayatına dokunan iyiliğiyle ölümsüzleşir. Maddi varlıklar toprak altında çürürken, geride bırakılan güzel bir isim (hoş bir sada) nesiller boyu yaşar.

Anılar ve Deneyimler

Hayatı sadece "sahip olmak" üzerine değil, "olmak" ve "hissetmek" üzerine kuranlar, en zengin insanlardır. Sevdiklerinizle paylaştığınız içten bir gülümseme, bir fincan kahvenin hatırı veya bir yolculukta kazanılan bilgelik, hiçbir kasaya sığmayacak kadar değerlidir.

Karakter ve Vicdan

Bir insanın bu dünyadan götürebileceği tek şey, ruhunda biriktirdiği erdemlerdir. Dürüstlük, adalet, merhamet ve sevgi, ölümün sınırlarını aşabilen yegane sermayedir.

Hayatı Hafifletmek

"Kefenin cebi yok" felsefesini içselleştirmek, dünyadan tamamen elini eteğini çekmek, tembellik etmek ya da fakirliği yüceltmek demek değildir. Aksine, mülkle kurulan ilişkiyi sağlıklı bir zemine oturtmaktır. Malın, mülkün ve paranın bir "amaç" değil, hayatı kolaylaştıran ve iyiliğe vesile olan bir "araç" olduğunu kabul etmektir.

Bu bilinç, insanı hırsların kölesi olmaktan kurtarır. Paylaşmayı, bölüşmeyi ve dayanışmayı öğretir. Cebinizde kalmayacak olanı, henüz hayattayken ihtiyacı olanlarla paylaşmanın hafifliğini sunar.

Her sabah yeni bir telaşla uyandığımız, bitmek bilmeyen hırslarla birbirimizi kırdığımız bu dünyada, ara sıra durup o beyaz bezi düşünmek gerekir. Ölüm, hayatı değersizleştiren bir son değil; aksine yaşadığımız her anı, aldığımız her nefesi anlamlı kılan bir sınırdır.

Unutmamak gerekir ki; bu fani sahneden perdemiz kapandığında, arkamızda bıraktığımız banka hesaplarının büyüklüğü değil, insanlığımızın, merhametimizin, adaletimizin, vicdanlı oluşumuzun büyüklüğü konuşulacaktır. Çünkü günün sonunda, bu dünyadan çıplak geldik ve sırtımızda cebi olmayan bir elbiseyle döneceğiz. Gerçek zenginlik, giderken yanında hiçbir şey götüremeyeceğini bilerek, arkanda eksilmeyecek bir sevgi ve saygı mirası bırakabilmektir.

Yasin AYDOÄžAN

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.