Murat Sayımlar: Durumdan Çıkışın Çareleri
Bu durumdan çıkışın çareleri, yalnızca insanları motive edecek teknikler geliÅŸtirmekten ibaret deÄŸildir. Asıl mesele, insanın kendi iç dünyasıyla, topluluk kültürüyle, anlam sistemiyle, iliÅŸki biçimleriyle ve inandığı sahici hayat düzeniyle yeniden temas kurabilmesidir. Çünkü sorun yalnızca “harekete geçememek” deÄŸildir. Daha derinde çoÄŸu zaman dağılmış bir dikkat, yakine ermemiÅŸ iman, zayıflamış bir irade, parçalanmış bir ÅŸahsiyet, aşınmış bir anlam duygusu, derin nefsi problemler, kaybolmuÅŸ bir aidiyet hissi, ertelenmiÅŸ sorumluluklar ve bedelden kaçmayı normalleÅŸtiren bir yaÅŸam kültürü vardır. Bu nedenle çözüm de kaçınılmaz olarak çok katmanlı olmak zorundadır.
Bugünün en büyük problemlerinden biri, insanların giderek özne olmaktan çıkıp seyirciye dönüşmesidir.
- İnsanlar artık çoğu zaman hayatı kuran değil, uzaktan izleyen;
- Sorumluluk alan deÄŸil, yorum yapan;
- İnşa eden değil, tüketen;
- Çözüm üreten değil, şikâyet eden varlıklara dönüşüyorlar.
Değişmek istediklerinde de eleştirdikleri biçimin tuzağına düşüp hızla, öncekinden biraz daha farklı, renkli yeni bir konfor alanı kurup bunun içinde oyalanmayı, ötekilerden daha ileri bir dava gibi görüyorlar. Oysa ki insan, ancak gerçek ve sahici olarak ürettiğinde, inşa ettiğinde, etkilendiğinde, dönüştüğünde ve sorumluluk aldığında psikolojik olarak güçlenir. Bu yüzden insanlara sadece bilgi vermek, eleştiri sunmak ya da analiz yapmak yeterli değildir. İnsan ancak katkı verebildiğinde, üretmeye başladığında ve fayda oluşturduğunu gördüğünde yeniden canlılık kazanır. Ataletin en güçlü panzehirlerinden biri üretkenliktir. Bu nedenle insanlar büyük lafları dinleyip konuşmaları değil; görevlerin, sorumlulukların, katkıların, fedakarlıkların ve başarı alanlarının içine girmeleri gerekir. Çünkü insanı çoğu zaman düşünmek değil, hareket dönüştürür. Enerji, çoğu zaman hareketin kendisiyle oluşur.
Bir başka büyük sorun ise toplulukların büyük idealler konuşup, bunları taşıyacak yöntemler, süreçler ve yapılar kuramamasıdır. İnsanlar yüksek fikirler etrafında toplanırlar; fakat disiplin, organizasyon, süreklilik ve işleyen sistemler üretemedikleri için zamanla yorulur, güven kaybeder ve umutlarını yitirirler. Bu yüzden çıkış, büyük söylemlerden çalışan mikro yapılara geçebilmekte yatar. Küçük ama işleyen, sürdürülebilir, ölçülebilir ve somut sonuç üreten çekirdek yapılar kurulmadan hiçbir büyük ideal uzun süre yaşayamaz. Çalışma halkaları, üretim ekipleri, okuma ve analiz grupları, dayanışma ağları, ortak üretim sistemleri ve beceri geliştirme ortamları bu yüzden önemlidir. İnsan, çalışan bir gerçeklik gördüğünde yeniden inanmaya başlar.
Bugünün insanını zayıf düşüren şeylerin başında ise hayatı parçalayan dikkat rejimi gelir. İnsanlar çoğu zaman kötü niyetli oldukları için değil; dikkatleri dağıldığı için güçsüzleşirler. Sürekli ekranlara, günlük alışkanlıklara, içeriklere, kısa keyiflere, gündemlere, bildirimlere ve boş iş ve etkisizlik kültürüne maruz kalan insan; derin düşünemez, uzun süre odaklanamaz ve güçlü bir irade biriktiremez hale gelir. Bu yüzden dikkat terbiyesi, odaklanmak ve adanmak eğitimi, karar-davranış ve çalışma disiplini, sessizlik alanları, derin okuma kültürü ve tefekkür alışkanlığı yeniden kurulmalıdır. Çünkü dağılmış bir zihin büyük bir mücadeleyi taşıyamaz.
Üstelik mesele yalnızca düşünce dünyasıyla da sınırlı değildir. Dağınık yaşayan insanın zihni de dağılır. Düzensiz hayat, konsolide edilmiş küçük standartları koruma güdüsü, korkaklık, halının altına süpürme alışkanlıkları, hareketsizlik, küçük bezemeleri önemli görmek çabası, fedakârlık yapamamak, mevcut sınırları dışına çıkmaktan kaçınmak, bahaneler üretmek, sürekli yorgunluk ve çeşitli bağımlılık biçimleri insanın iradesini içeriden kemirir. Büyük dönüşümler sadece fikirlerle gerçekleşmez. İnsan; beden, zihin, duygu, alışkanlık ve çevre bütünlüğü içinde güçlenir. Bu nedenle disiplin, ritim, üretken rutinler, cesur kararlar ve fiziksel canlılık son derece önemlidir. Zayıf bir beden ve ruh uzun süreli mücadeleleri taşıyamaz.
Bunun yanında birçok insanın içine hapsolduğu görünmez bir korku kültürü vardır. İnsanlar dışlanmaktan, başarısız olmaktan, yalnız kalmaktan, elindekileri (zarar görseler bile) kaybetmekten, hata yapmaktan ve eleştirilmekten korkarlar. Bu yüzden topluluk kültürü aşağılayan değil; güçlendiren, cesaret veren, düşeni kaldıran bir yapıya dönüşmelidir. İnsan güven hissettiği yerde risk alabilir. Sürekli yargılanan insan ise içine kapanır ve zamanla kendisini korumaya çalışır.
Modern kültürün en büyük yanılsamalarından biri de konforu baÅŸarıyla eÅŸitlemesidir. İnsanlara sürekli olarak bedel ödememenin, rahat yaÅŸamanın ve yorulmamanın baÅŸarı olduÄŸu öğretiliyor. Bu yüzden insanlar sabretmeyi, emek vermeyi ve fedakârlığı bir “hayat kaybı” gibi görmeye baÅŸlıyorlar. Oysa büyük iÅŸler uzun emek, disiplin, süreklilik ve fedakârlık ister. Bu nedenle yeni bir kültürel çerçeveye ve sürece ihtiyaç vardır: İnsan, müessir hiçbir ÅŸey yapmadan, tüketerek deÄŸil; üreterek, inÅŸa ederek büyür. İnsanlar bunu yaÅŸamın içinde gerçekten hissetmeye baÅŸladıklarında dönüşüm baÅŸlar.
Ayrıca hiçbir topluluk sadece eleştiri, öz eleştiri, kriz ve tehdit diliyle uzun süre ayakta kalamaz. İnsan sadece korkuyla yaşayamaz. Sürekli çöküş, bozulma, kriz ve tehdit konuşulursa bir süre sonra zihinsel yorgunluk oluşur. İnsanların umut, ufuk, anlam, estetik, güzellik, aidiyet ve hedef duygusuna da ihtiyaçları vardır. Bu nedenle bir topluluk sadece karşı çıkan değil; aynı zamanda alternatif üreten, hayat kuran, kültür oluşturan ve insan yetiştiren bir yapıya dönüşmelidir.
Bütün bunların merkezinde ise şahsiyet meselesi vardır. Bilgi artarken şahsiyetin zayıflaması çağımızın en büyük krizlerinden biridir. Oysa büyük dönüşümleri karakter sahibi, iradeli, tutarlı, sorumluluk taşıyan ve ahlaki ağırlığı olan insanlar gerçekleştirir. Bu nedenle mesele yalnızca bilgi aktarmak değildir. Şahsiyet eğitimi, irade eğitimi, duygu yönetimi, sorumluluk terbiyesi ve insanın hakikatle kurduğu ilişkinin yeniden inşası hayati önemdedir. İnsan iç dünyasında toparlanmadan dış dünyada büyük bir inşa geliştiremez.
Toplumların dönüşümü de çoğu zaman büyük kalabalıklarla başlamaz. Önce küçük ama kararlı, tutarlı, çalışkan ve dayanıklı çekirdekler oluşur. Bu insanlar kültür taşırlar, güven üretirler, örnek olurlar ve yön hissi oluştururlar. Çünkü insanlar teorilere değil; yaşayan örneklere ikna olurlar. Gerçekten sahici bir insan bazen yüz konuşmadan daha etkili olabilir.
Fakat bütün bu süreçlerin en derin noktasında insanın hakikatle yeniden bağ kurması vardır. En sonunda mesele yalnızca organizasyon, strateji ya da motivasyon değildir. İnsan neden yaşadığını, neye hizmet ettiğini, neyin doğru olduğunu, hangi bedelin anlamlı olduğunu ve hangi hayatın sahici olduğunu yeniden düşünmek zorundadır. Çünkü insanın davranışlarını en derinde onun hakikat anlayışı, anlam sistemi, inanç biçimi ve hayat tasavvuru belirler. İnsan gerçekten inanırsa yorulur ama vazgeçmez; korkar ama yürür, düşer ama yeniden kalkar. Büyük dönüşümlerin gerçek motoru yalnızca öfke değil; derin bir inanmışlık ve güçlü bir anlam duygusudur. Ve çoğu zaman toplumların yeniden ayağa kalkışı, önce bazı insanların iç dünyalarında başlar.
Murat SAYIMLAR

Henüz yorum yapılmamış.