Sosyal Medya

Şevket Hüner: Düşmez kalkmaz bir Allah



Yoksulluğun rahatsız edici yanı yalnızca yokluk değildir; varlığın gözüne bakmak zorunda kalmaktır. Bu yüzden modern insan, yardım etme biçimini kendini koruyacak şekilde tasarlar. Tek tıkla verilen fitre ve zekâtın bu kadar hızlı yaygınlaşmasının ardında sadece kolaylık değil, aynı zamanda görünmez olma arzusu vardır. Modern insan yardım eder, ama yardım ettiği insanı görmek zorunda kalmak istemez. Böylece hem görev yerine getirilmiş hem de yoksulluğun o soğuk ve sorgulatıcı yüzüyle karşılaşmanın huzursuzluğu bertaraf edilmiş olur.

Bir tuşla gönderilen yardım, görünmez bir el gibi muhtaçlara ulaşır ama bu görünmezlik aynı zamanda bir mesafeye de neden olur. İşte bu noktada, ihtiyaç sahipleriyle doğrudan temas kurmak yerineinfakı kimliği belirsiz adreslere iletmek, yoksulluğu hayatın dışına itme çabasıdır. Bu da muhtaç olanı yalnızca bir “hesap numarası” üzerinden görmek, penyafobik bir davranışa dönüşür: yani, fakirliğin çıplak gerçeğiyle karşılaşma korkusunu besler.

Bu korku, aslında kişinin konfor alanını koruma refleksidir. Yardım etme iradesi var, ama yardımı aracısız vermek yerine dijital bir filtreyle sunmak hem vicdanı susturur hem de muhtaçla yüzleşmenin doğuracağı duygusal yükten kaçınmayı kolaylaştırır(!) Oysa zekâtın ve fitrenin özünde, yalnızca kazançtan pay vermek değil, aynı zamanda muhtaç kardeşine dokunarak iman bağını tazelemek vardır. Dijitalleşme bu bağı, bir işleme indirgeyince, ihtiyaç sahibi zor zamanında yanında kardeşini göreceğine hesabındaki hareketlenme ile yetinir…

Penyafobik davranış, bireyin kendi içsel korkusunu gizlemek için geliştirdiği bir stratejidir. Zira fakirle yüz yüze geldiğinde, kardeşinin gözlerindeki kırılganlığı görecek, onun muhtaçlığı üzerinden hayatını ve ayrıcalıklarını sorgulayarak kötü hissedecektir. Bundan kaçış, dijital infakın ardına saklanmakla mümkündür. Ancak kaçış, bu paylaşımın vermesi gereken duyguyu yok sayarak, vereni vicdanıyla yüzleşmekten de alıkoyar.

Kanlı canlı bir muhtaçla karşılaşmak, modern insan için inşa edilmiş steril dünyayı sarsacak bir hakikattir. Aslında mesele, infakı ulaştırmanın kolaylığı değil, verenin kendi içsel korkularını aşabilmesi ve alanın umutlarının arttırılmasıdır. İnfak, yalnızca hesaplar arasında dolaşan bir meblağ olmaktan çıkıp iki insanın aynı hakikati kabul ettiği bir kavuşma şuuruna dönüştüğünde anlamı derinleşir.

Dijital infak ile Kuran’ın yasakladığı başa kakmaktan uzak durulduğu iddia edilse bile kişinin ihtiyaç sahibi kardeşini hikayesinden bağımsız olarak “fakirler” olarak tek tipleştirip görünmez kılması daha vahim bir hatadır. Ataların Düşmez kalkmaz bir Allah diyerek “bir gün siz de iflas edebilirsiniz” şeklinde uyardığı varlık sahiplerine, ihtiyaç sahiplerinin yerine kendilerini koymasını salık verirler. Böylece yarın ben muhtaç olursam diye düşünen kişi kendine yardımın nasıl ulaştırılmasını istiyorsa öyle infak etmeye gayret etmelidir. Bu da insanı penyafobi girdabından kurtaracak, geleceğe dair korkularını azaltacaktır.

İnfak ile yüzleşmede başa kakmadan veren, alan kardeşine bu da geçer yahu diyerek fakirliğin geçici olduğunu hatırlatır. Alan da verene bu da geçer yahu diyerek zenginliğin de geçici olduğunu hatırlatması hayatın ekonomi üzerinden tanımlanmasını anlamsızlaştırır. Zira eşya ile insan ters orantılıdır. Eşyanın değerinin artması insanı değersizleştirir. İnsanı değerli kılan ise karşılık beklemeden paylaşmaktır. Bu da eşyanın değerini düşürür. Böylece Müminler kardeş olur. Veren vermekle övünmez alan almakla yerinmez…

Şevket Hüner / 24 Ramazan 1447

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.