Şevket Hüner: Gölgelik Ağacının Yalnızlığı
Anadolu’da tarlada çalışanların gölgelenmesi için özellikle dikilen aÄŸaca yöresel olarak gölgelik aÄŸacı denir; en yaygın tür ise kavak ve dut aÄŸacıdır. Gölgelik aÄŸacı, aynı zamanda çiftçiler için gölge, emeÄŸin ortasında bir nefes, hasat mevsiminin yorgun gölge düşkünü bir nine, bir dede, onlara emanet edilen ara sıra emzirilen bir bebek için bir sığınma mekânıdır.
Geniş bir ovanın ortasında tek başına duran bu ağaca ne bir koruluk eşlik eder ne de bir çit onu çevreler. Bütün gün güneşin altında gölgelenemezken tarlanın kavurucu sıcağında alnı terleyene gölgesiyle serinlik sunmanın hayrına taliptir. Meyvelerinin tadına bakamazken onları yedirmenin hazzıyla sevinendir. O, gölgesinde serinleyenlerin muhabbetini dinler, vakıf olduğu sırları gizler, tanık olduğu iç çekişlerle hüzünlenir.O, ormanın korunaklı kalabalığından mahrum bırakılmış, yalnızlığın en yalın haliyle görevlendirilmiş bir nöbetçi gibidir.
Herkesin geçip gittiği yerde o kalır. Bozkırın boşluğuna onunyerleştirilmesi,yalnızlığın bir terk edilmişlik değil bir seçilmişlik olduğunu kabul etmesine neden olmuş. Kimi zaman yıldırımlar ona yönelmiş, kimi zaman kuraklık onu sınamıştı. Ama o hep oradaydı. Görevini ifa etmekten vazgeçmemişti. Üstelik ne bir anıt olmak istemişti ne de olağan üstü etkili bir manzaranın bir parçası. Aksineo, kimsesizliğin ortasında herkesin sığınağı olabilmeye talipti.
Çoğu zaman insanlar onun bir canlı olduğunu fark etmezdi. Öğleye doğru güneş dikleştiğinde, çalışanlar birer birer onungölgesine sığınır, sonra ardına bakmadan giderlerdi. Buna rağmen gölgesini cimrice saklamaz; tam aksine, gün uzadıkça kendini yere bırakır, gölgesini biraz daha genişletirdi. Onun varlık nedeni, sessiz bir hizmetti.
Kendisine sığınanı gölgelendirmenin bir anlam taşıdığını bilirdi. Bu dünyada herkesin bir görevi vardı. Onun görevi, yalnızlığına rağmen değil, yalnızlığıyla birlikte sürdürülen bir devamlılıktı.Akşam olduğunda, gün boyunca altında dinlenenler evlerine dönerken, ağaç yine tek başına kalır. Ama gölgelik ağaç bilir ki, ertesi gün yine aynı güneş doğacak, yine aynı yorgunluklar onun gölgesini arayacaklardır.
Gün gelir güneş ısıtan değil yalnız ışıtan kesilir. Hazan mevsimi yapraklarını dökmüş ve onu bu çorak bozkırın ortasında yapayalnız bırakmıştır. Ama o, karların altında zamanının gelmesini gözleyen tohumlar gibi baharın geleceğini bilir ve yeniden yeşeren yaprakları ve olgunlaşan meyveleriyle bir ümide dönüşeceği günleri büyük bir sabırla beklerdi.
GüneÅŸ ışınlarının daha dik ve yakıcı geldiÄŸi Hudeybiye’ye yakın bir mevkide, bir gölgelik aÄŸacı kendisine doÄŸru yaklaÅŸan beyazlar içindeki bir topluluktan habersizdi. Son elçi gördüğü rüya üzerine ihramlara bürünen sahabesiyle umre kastıyla iÅŸgal altındaki Mekke’ye doÄŸru yola çıkmıştı. Önleri kesilince ve gönderilen barış elçisi Osman (rah) geri dönmeyince, kanlarının son damlasına kadar savaÅŸacaklarına dair biat edenleri kabul eden Resulullah(sav) o gölgelik aÄŸacına dayanmıştı. Üstelik bu gölgelendirme Kuran’da bir ayete dönüşmüştü.
Andolsun, o ağacın altında sana biat ederlerken Allah müminlerden razı oldu. Kalplerinde olanı bildi de onlara sekinet indirdi ve onları yakın bir fetihle ödüllendirdi. (Fetih/ 18)
Yıllar geçtikçe gölgesinde biat edilen bu ağaca bir kutsiyet atfedildi. İnsanlar onun altında namaz kılmak için yola çıkar oldu.Zamanla gölgelik ağacı neredeyse bir ziyaretgâha dönüşünce,halife Hz. Ömer(rah) bu ağacı kestirerek, Müslümanların dikkatinin şekilden öze, yaratılandan yaratıcıya dönmesini sağladı. Bu tavır, İslam hukukunda "sedd-i zerâi" (kötülüğe giden yolun kapatılması) ilkesinin en net örneklerinden biri sayılır.
Hayat bazen insanı tek başına bırakır; etrafındaki her şey uçsuz bucaksız bir boşluğa dönüşür. İşte o anlarda tarladaki o gölgelik ağacını hatırlamak yeterlidir. Yalnızlık, işini en iyi şekilde yapmana, başkasına el uzatmana, birine mukayyet olmana engel olmamalıdır. Tek başına ayakta kalabilenlerin gölgesi daha koyu, duruşu daha sağlamdır. Gölgelik ağaç, aynı müminler gibi köklerine sarılarak bekler; çünkü gerçek sadakat, kimse görmediğinde de sözünün arkasında durmaya devam etmektir.
Yalnızlığına raÄŸmen sadakatle hizmet eden insanı bekleyen en büyük tehlike, çevresindekilerin tesiriyle oluÅŸan “adanmışlık” rütbesiyle aldatılmasıdır. Nefsinin buna meyletmesini önlemek isteyen ise Hz. Ömer’in kestirdiÄŸi o aÄŸacı hatırlamalı. KovulmuÅŸ ÅŸeytandan Allah’a sığınmalı ve asıl görevinin ne olduÄŸunu unutturan o köle ruhlulardan uzaklaÅŸmayı felaha ermek olarak görmeli…
Şevket Hüner / 19 Recep 1447

Henüz yorum yapılmamış.