Sosyal Medya

M. Ali Akbulut: Dostluk ve Sevgi Köprüsü (9): Anlamak ve Anlaşılmak, Anlayış



İletişimin sağlıklı ve sürekli olması, anlama ve anlaşılmayla mümkündür. Anlamak ve anlaşılmak; ilişkiler kadar toplumun düzeni ve güveni için de gereklidir. Aslına bakılırsa anlamak ve anlaşılmak insani bir davranıştır. Çünkü anlamak insanın iç dünyasını, anlaşılmak ise dış dünyasını yansıtır.

Anlamak; bilgimizi, tecrübemizi ve gözlemlerimizi de içine alır. Anlayış ise sahip olduÄŸumuz bilgi, tecrübe ve gözlemleri dışarıya, davranışlarımıza yansıtmaktır. İdrak gibi, hoÅŸgörü gibi…

İletişim ve ilişkilerin temel taşlarından biri sayılan anlamak ve anlaşılmak nedir o zaman?

Anlamak; idrak etmek, farkına varmak, bilmektir. Derk etme, akıl erdirme, tanıma, bilgiye dayalı sonuç çıkarma; eski ve yeni bilgileri bir araya getirerek sonuca varmaktır. Herhangi bir şeyi sorup öğrenmek, doğruyu bulmak, fehmetmek, akletmek, bir şey hakkında bilgilenmek; sahiplenme, iyilik ve faydalanma isteğidir.

Bir şeyin ne demek olduğunu, neye işaret ettiğini kavramak; tasavvur etmek, olgunlaşmak, yeni bilgileri eskilerle bir araya getirerek bilgiyi güncellemek, yeni bilgi edinmek, sorup öğrenmek, doğru ve yerinde bulmak, birinin duygularını, istek ve düşüncelerini sezebilmek, bir şey hakkında bilgi sahibi olmak, yarar sağlamak gibi çok geniş anlamlar içerir.

Anlamak sorumluluktur. Anlamak için dinlemek gerekir. Tabii ki anlamak için öncelikle anlamayı istemek gerekir. Anlaşılmak için de iyi anlatmak gerekir ya da belagat sahibi olmak gerekir.

Anlamak, idrak ve derk etmektir. Bu yüzden anlamak için akıl melekesinin de aktif olması gerekir. Anlamak bir süreçtir; bilginin ve tecrübenin akıl üzerinden derk edilerek sonuca ulaşması, tanıyarak idrak edilmesidir. İdrak etmek aynı zamanda bir bilinçtir.

Anlamak değişim demektir. Doğruyu bulma, çözüm üretmedir. Yanlışları düzeltme, hataları giderme çabasıdır. Anlamak; iyi ile kötüyü ayırt edebilmek, iyilikleri artırmak, güzellikleri yaygınlaştırmak ve daha iyiye doğru yol almanın başlangıcıdır. Önce kendini, ardından çevresini değiştirmenin gerekliliğine inanmaktır.

Anlamak değer vermektir aslında. Herhangi bir şeyi ya da bir kişiyi anlamaya çalışmak, ona verilen değerin göstergesidir. Çünkü onu anlamak; onunla iletişim kurmak, hakkında bilgi edinmek demektir. Değer verilmeyen şeyler üzerine kafa yormayız.

Anlamak araç, yaşamak ise amaçtır. Eğer insanı anlamazsak, onu dinlememe davranışı gösteririz. Ön yargılarımız devreye girer. Anlamak üzerine çaba harcamak kişiyi geliştirir. Sadece kendini anlatan kişiler bencil olur ve çevresiyle ilişki kurmakta zorlanır. Kendini anlama konusunda çaba gösterenler ise çevresiyle daha sağlıklı ilişkiler kurar. İletişim ve ilişkilerin bozulması anlamanın olmadığı yerde başlar. Anlaşılma olmadığında ise güvensizlik oluşur.

Anlamak, “ben” deÄŸil “biz” olmanın diÄŸer adıdır. Anlamak, “bilmiyordum, öğrendim” diyebilmektir. Anlayış ise “biz” olduÄŸumuz yerde tavırlarımız ve davranışlarımızdır; “bildiklerimi paylaşıyorum” diyebilmektir. Anlamak var olduÄŸunu hissetmektir. Anlaşılan kiÅŸi varlığını hisseder. Anlamak, çevresini ve çevresindeki deÄŸerleri görebilmektir.

Bilginin, tecrübelerin ve gözlemlerin bir araya gelerek anlama ve idrak noktasına ulaşması ve bunun davranışa dönüşmesi ise anlayıştır. Zihinsel bir durum olan anlamak ve idrak etmek, bir anlayış ve davranış olarak dışa yansır.

Anlamanın kardeÅŸleri vardır: idrak, feraset, dirayet gibi… Bunları merkeze alan akletmek ve düşünmek gibi yol arkadaÅŸları da vardır. Anlamak için düşünmek gerekir. Düşünen insan hak ve hakikatin farkına varır.

Dijital dünya, anladığını sananların dünyasıdır. Bilgi çoktur fakat idrak yoktur. Malumat düzeyindeki bilgiler alınır; ancak anlama üzerine bir çalışma ve irade ortaya konulmaz. Dinlemiş gibi yapılan hızlı kaydırmalı paylaşımlar anlamayı zorlaştırır. Doğal olarak anlama yoksunu bir toplum ortaya çıkar. Anlama için gerekli olan dinleme de yoktur. Daha çok göze hitap eden ve zihnin düşünme yönünü zayıflatan bir durum yaşanmaktadır. Bu da anlamayı engeller. Elbette ön yargı, taassup ve hamaset de anlamanın önündeki en büyük engeller hâline gelir.

Anlamanın olmadığı yerde anlayış da olmaz. İlişkiler daha kırılgan, daha hassas ve hatta mesafeli bir boyut kazanır. Hoşgörünün ve empatinin olmadığı bir ortam oluşur.

Oysa anlayış, anlamakla oluşur. Anlamak için kişinin kendisi yeterli olabilir; fakat anlayış için ikinci kişilere ihtiyaç vardır. Bu sayede insani değerlerin anlam kazandığı davranışlar ortaya çıkar. Kimlik ve kişilik oluşur. Anlayışlı insan; hoşgörülü davranışlar sergiler, daha yapıcı tavırlar takınır, çözüm odaklı bir bakış açısı yansıtır. Anlamak süreç ise anlayış sonuçtur. Anlayan kişinin toplumda ayrıştırıcı olması mümkün değildir. Anlamanın olduğu yerde anlayış, anlayışın olduğu yerde ise güven hâkim olur.

Düşünmek, tefekkür etmek ve akletmek anlamayı beraberinde getirir. Anlayan kimsenin olaylara yaklaşımı da hikmet ve ferasetle olur.

Anlamak akla, anlayış ise idrake muhtaçtır. Anlayış; duygu ve duygusallıkları da içine alır. Bilginin ete kemiğe bürünmüş hâlidir. Sağlıklı ilişkiler ve güvenli bir toplum için anlamak önemlidir. Anlamak kadar anlayış sahibi olmak da önemlidir.

Anlayanlardan, idrak edenlerden; anladığını anlayış bilincine dönüştüren ve bu bilinci kimlik ve ÅŸahsiyetine yansıtanlardan olmak dileÄŸiyle…

M. Ali AKBULUT

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.