Gün, Bir ve Beraber Olma Gündür
MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli, 13 Ocak Meclis Grup toplantısında yaptığı konuşmada, İran’da yaşanan gelişmeler özelinde günün sözünü söyledi: “Bir ve beraber olma günüdür”. Çok anlamlı bir cümle, yerinde bir uyarı. Bir ve beraber olma günü…
Siyonist-emperyalist ittifak, dünyayı dizayn etmeye çalışıyor. Hiçbir uluslararası hukuka, hiçbir yasal düzenlemeye gerek duymuyor. Hiçbir ahlak, hiçbir vicdan ölçüsü tanımıyor. Gazze’yi Filistinlilerden boşalttırıp tatil köyü inşa projesiyle post-modern işgaline itiraz eden çıkmıyor. Dünyanın gözleri önünde, dizi izler gibi, özgür bir ülkenin başkanını evinden kaçırıp götürüyor; uluslararası kuruluşlar tepki vermiyor.
Ölçü yok, sınır yok, ahlak yok, vicdan yok. Yoklar içinde kendini beğenmiş, kuduz köpek gibi sağa sola saldıran Trump, etrafa korku salarak kendisine boyun eğilmesini istiyor.
Siyonist rejimin tetikçiliğinde, Siyonist-emperyalist ittifak, 12 gün süren savaşta istedikleri stratejik hedeflere ulaşamayınca, daha ekonomik ve daha rahat gördükleri İran’ı içeriden yıkma taktiklerini izlemeye başladı. 28 Aralık’ta ekonomik sebeplerle başlayan halk protestolarını fırsata çevirmek, halkı sisteme karşı kışkırtmak ve sistemi yıkmak hedefiyle yeni operasyonlar uygulamaya çalışıyor.
47 yıldır süren İslam İnkılabı’nı yok etme ve sınırlama siyasetlerinde her daim taktikler değiştirildi. Askeri, ekonomik, siyasi, psikolojik operasyonlar istenen hedeflere ulaşmayı sağlayamadı. 12 günlük savaşta daha bir yaklaştıklarını düşündüler. O da gerçekleşmedi.
Şimdi ise daha üst düzeyde ve daha kapsamlı bir operasyon yürütülüyor. Çok yönlü, çok katmanlı, çok bilinmeyenli, asimetrik bir savaş. İran’a yönelik bu çok yönlü savaş, her taktiğiyle daha önce denenmiş operasyonlardan daha farklı, daha güçlü ve daha kapsamlı.
Akıl tutulması yaşayan, kendi aklından başka akıl tanımayan, tımarhane kaçkını Trump başkanlığında yürütülüyor operasyonlar. Tetikçiliğini işgal rejimi İsrail Başbakanı Netanyahu yürütüyor. Ne de olsa AB ve Batı emperyalizminin kirli işlerini yürüten bir rejim. Operasyonun teknolojik ayağını ise Elon Musk yürütüyor.
Trump, gece gündüz yaptığı açıklamalarla kitleleri tahrik ve teşvik ediyor. Sokaklara çıkması değil, kamu kuruluşlarını işgal edip yağmalaması çağrısı yapıyor. Netanyahu öncülüğündeki tetikçiler, ülke içine sızarak protestocuları öldürmeye ve kan dökülmesine çalışıyor. Bu yolla, olası bir uluslararası müdahaleye meşruiyet zemin hazırlama taktiği yürütülüyor.
Geri planda bulunan ve görülmeyen Elon Musk ise, sosyal medya ağlarıyla internet iletişimi sağlayarak, zaman zaman abartılı zaman zaman yalan haberlerle dünyada bir İran algısı oluşturmaya çalışıyor.
Siyonist-emperyalist ittifak, NATO istihbarat havuzunu çok rahat kullanıyor. NATO’nun bölge müttefiki Arap ülkelerinin istihbarat havuzunu kullanıyor. Sadece NATO istihbarat havuzu değil, AB ülkelerinin özel istihbarat havuzlarının da Siyonist-emperyalist ittifakın hizmetinde olduğunu unutmamak gerekiyor.
Peki, bütün bunlara karşı İran ne yapıyor?
Her şeyden önce, sabırla, duygusal protestocularla siyasi hedeflerin birbirinden ayrılmasına çalışıyor. Görüntülerden çok, protestolardaki seslere kulak veriyor. Kim, ne diyor? Kim, hangi dili kullanıyor? Kimler, nereden, nasıl geldi? Kimlerin elinde ne var? gibi sorulara aceleci bir yaklaşımla değil, duygusal protestocularla siyasi hedeflerin ayrışmasını sağlayarak cevap arıyor.
Elon Musk’un göstericilere hizmet olarak sunduğu internet iletişim uydusu Starlink, İran tarafından 12 saat içinde etkisiz hale getirildi. İran İslam İnkılabı Rehberi Ayetullah Hamanei’nin halka hitaben konuşma yapması ve ardından Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın da konuşması, olayların tersine dönmesine yol açtı.
İran’a dair haberler, ABD merkezli CIA kontrolündeki “İran İnsan Hakları Gözlemevi” denilen bir organizasyondan geliyor. Ve maalesef, Türkiye medyasının, özellikle de AA’nın beslendiği kaynak bu. Küçük bir öz eleştiri: AA’nın İran’da muhabiri de var, TRT’nin İran’da temsilciliği de var. Oradan daha sağlıklı haber alması da mümkün.
Olayların kontrol altına alınmasının ardından Trump, yeni taktikler ve hamleler yapmaya başladı. İran’la ticaret yapan ülkelere ek vergi getirmesi, ardından “göstericiler dayanın, yardım geliyor” gibi çağrılarda bulunması tansiyonu yeniden yükseltti.
Bu aşamada, Arap ülkeleri ve Türkiye de devreye girdi. Bir dizi diplomatik atak yapılmaya başlandı.
Diplomatik hareketler nasıl sonuç verir, bilinmez. Trump gibi dünyayı ateş çemberine atan bir tımarhane kaçkınını kim durdurur, bilinmez. İran halkının Trump’un çağrılarına koşarak gitmesini beklemek de hayal kurmak olur. Fakat, ateşe benzin döken bir adamın, o ateşin alevinden nasibini almaması düşünülemez.
İran bir Venezuela değildir. İran’daki her türlü kırılma, bölgeyi kaosa sürükleyecektir. Siyonist-emperyalist ittifakın bölgedeki etkinliği ve dünyadaki nüfuzu daha da kalıcı hale gelecektir. Bir tımarhane kaçkınının yaptığı çılgınlık karşısında ortak duruş zamanı gelmiştir. Üzerimizde var olan korku tozlarını silkeleme vaktidir.
Sayın Bahçeli’nin ifadesiyle, “İran’daki olaylara siyasi, ahlaki, inanç, kültür ve komşuluk bağları gereğince mutlaka karşı durulmalı, karşı çıkılmalıdır.”
İran’a yönelik oyunların, aslında İslam dünyasına yönelik bir test olduğunu bilmek gerekiyor. İran’daki karışıklığın artçılarının, Türkiye fay hattında daha şiddetli olacağını görmek gerekiyor. Bu yüzden, bir kez daha “Gün, bir ve beraber olma günüdür” sözünü, günün sözü olarak kayıtlara geçirmek gerekiyor.
M. Ali Akbulut

Yusuf Erkan
Ocak 15, 2026 Perşembe 15:12
Her başı sıkıştığında İran'a destek veren Türkiye, yine aynı yerdedir. Buna mukabil komşumuz hemen hiç bir konuda Türkiye'nin tezlerine destek vermemiştir! Çevremizde ve İslâm coğrafyasında yaşanan çok kritik meselelerde dahi Ümmet şuuruna ve hukukuna riayet etmemiştir. Oysa kardeşlik ve komşuluk her zaman ve şartta birlik ve beraberlik içinde olmayı gerektirir. Üzücü ama acı veren gerçekler bunlar.