Kürsü
M. Ali Akbulut: Dostluk ve Sevgi Köprüsü (5): Emin Olmak
Günümüz dünyasında hem insan ilişkilerinde hem de uluslararası ilişkilerde ciddi bir güven bunalımı yaşanıyor. Bu güven bunalımının sebeplerini tek tek sayacak durumda değiliz şimdilik. Fakat güven bunalımının temelinde yatan ana etken "EMİN" olamamak. Hem insan ilişkilerinde hem toplumsal alanda hem de uluslararası ilişkilerde tarafların birbirinden "emin" olmasının, güven ortamının oluşmasına imkân sağlayacağından şüphe yoktur. İyi de o zaman, güven bunalımına çözüm olan sihirli formül gibi sunulan "EMİN olmak" ne demek?
Din dili Arapçadan dilimize geçmiş olan bu kelimeyi, hem sıfat hem isim olarak günlük hayatta kullanmaktayız. Hatta bazen isim tamlaması, bazen sıfat tamlaması olarak da kullanıyoruz. Çünkü geniş anlamlar içeriyor.
"Emîn"; “kendisine güvenilen, hıyanet etmeyen, sözünde duran, vefalı; baÅŸkalarından korkmayan kimse, güvenilir, itimat edilen kimse, güvenlik içinde olan, tehlikeden uzak, emniyette olan kimse” gibi anlamlara gelmektedir. Osmanlı döneminde daha çok mali konularda görev verilen bürokrat kiÅŸiye de "emin" deniyordu. Tophane emîni, tersane emîni, baruthane emîni, harc-ı hassa emîni gibi... Ve tabii ki ÅŸehri yönetenlerden "ÅŸehremini" gibi. Günümüz ifadesiyle, hazine ve maliye bakanlığı ile buna baÄŸlı kurum ve kuruluÅŸların mali iÅŸler sorumluları da bir tür “emîn”dir.
Konumuz, daha çok insan ilişkilerini etkileyen bir davranış biçimi olan "EMÎN"lik. "Emîn", "iman" ve "emanet" aynı kökten geliyor. Bu ilgi çekicidir. Birbiriyle bu kadar bağlantılı olmasından dolayı, kimlik ve kişilik oluşumunda "emîn"lik hepsini kuşatıyor. Kimlik ve kişilik oluşumunda önemli olan eminlik, sadece ikili ilişkileri değil, toplumsal ilişkileri de şekillendiriyor. Zira davranışlar tek başına bir anlam ifade etmediği gibi, davranışları toplumsal boyuttan ayırmak da mümkün değildir. Her davranış, ikinci bir kişiyi ya da ikiden fazla kişiyi içine alan bir etki bırakır. Bu yönüyle de her davranış, kendi ekseninde sosyal bir boyutu içerir.
Sosyal ilişkilerde adeta bir gösterge olan "emîn"lik, kişiden başlayıp bütün toplumu kuşatır.
"Emîn", kendisine güvenilen, emanete ihanet etmeyen, sözünde duran, teslim olan, vefalı, endişe edilmeyen, mutemet, sır tutan, sadakatli, kendisinden korkulmayan, dürüst, doğru, sorumluluk sahibi gibi özellikleri taşır. "Özü sözü bir olmak", "söylem ve eylemiyle bütün olmak", "adam gibi adam olmak" gibi ifadelerle de emin olmayı anlatmak mümkündür.
İnsanlık tarihi boyunca gelen bütün peygamberlerin ortak özelliÄŸi “emîn” olmalarıdır. Bu yüzden olsa gerek, bütün peygamberlerin ortak özelliklerini taşıyan Resulü Ekrem'in lakaplarından biri "Muhammedü'l-Emin" idi. Bu lakap, risaletten önce dönemin müşrikleri tarafından verilmiÅŸ olmasına raÄŸmen, risaletten sonra da müşrikler tarafından bu vasfı teyit edilmiÅŸ; O, "özü sözü doÄŸru, emîn biri" ÅŸeklinde tarif edilmiÅŸtir.
Emin olunmayla başlayan süreç, ilişkileri ve nihayetinde bütün toplumu içine alacak şekilde genişleyerek, bir güven toplumu inşa eder. Eminlik temelli bir güven toplumunda huzur ve barış olacaktır. Eminlik, tek başına karşıya verilen bir güven hissi değil, insanın bizzat kendisinin de güven içinde olması demektir. İnsanın kendine güvenmesiyle başlayan süreçte; ikili ilişkilere, toplumsal ilişkilere kadar uzanan her ilişki seyri güvene dayanmıyorsa, o ilişkide kriz olur, kaos yaşanır, çatışma çıkar, savaşlar baş gösterir.
Anne karnındaki güven ortamından çıkarak nefes almaya başlayan bebek, anne göğsüne yaslanınca kendini güvende hisseder, annesinin onu koruyacağını düşünür. Acıkınca karnını doyuracak kişinin annesi olduğunu öğrenir. Her yeni bilgi, ondaki güven duygusunu arttırır. Etrafını tanıdıkça, bilgi ve tecrübesi arttıkça güven duyulacak kişi sayısı, güven oluşturacak alternatifleri de artar. Fakat yaşamı boyunca edindiği tecrübeler ve ortaya koyduğu davranışlarla, neyden nasıl emin olunması gerektiğini de öğrenmiş olur.
Hak gözeten, başkalarına saygı duyan, diğerlerinin hakkına girmeyen kimse, toplumda güven telkin eder. Düşmanların ve muhaliflerin bile size güvenle yaklaşıp sizi "emin" görüyorsa, güven toplumu olmuşsunuz demektir.
"Emîn"liğin yakın kardeşi, "iman" ve "emanet"tir. İman teslimiyettir. Teslim olan kul, emaneti yüklenmiştir. Sorumluluk almıştır. Dolayısıyla emin olmayan kişinin imanı, imanı olmayan kişinin de emanet üstlenmesi mümkün değildir. "Emîn"liğin yol arkadaşları da vardır. Her daim birbirlerine destek verir, birbirlerini kollar, birbirlerini beslerler: Güven, itimat, doğruluk, emanettarlık gibi... Aslına bakılırsa, emanet sahibi olmak bir sorumluluktur. Sorumluluğun farkına varmak ise eminliğin kendisidir.
Eminlik, tek başına şahıslarda görülen bir durum değildir. Aileler, gruplar, kurumsal organizasyonlar, şirketler, ulusal ya da uluslararası yapılarda da kendini gösterir. Bu tür yapılarda daha kurumsal bir hal alır. Yazılı metinlerle düzenlenen kurullara dönüşebilir. Bazen sözleşmeler, bazen bildiriler, bazen yönetmelikler, bazen kanunlar, bazen anayasal metinler şeklinde düzenlenir. Üzerinde mutabık kalınan bu yükümlülükler, toplumda güven oluşturacak yasal bir çerçeveye dönüşür.
Şahıs düzeyinde emin olmak, güvenilir olmak, itimat edilen kişi olmak; davranışlar, yapılan konuşmalar, verilen sözler ve bu sözlerin yerine getirilmesiyle kendini gösterir. Kurumsal alanlarda ise, düzenlenen yasal metinlerin uygulanmasıyla anlaşılır.
İnsanın gerek ikili ilişkilerinde kendini güvende hissetmesi, gerekse yaşadığı toplumda karşılaştığı sorunlarda güven duygusu içinde olması çok önemlidir. Can ve mal güvenliğinin sağlanmış olması insanı rahatlatır. Bu bağlamda bazı insanlar yaşadığı yeri "emin bölge" yapar, bazıları da emin bölgede yaşamak ister. Her iki durumda da sorumluluklar ve yapılması gerekenler vardır.
Kurumsal alanlarda kişi, kendisine yapılan haksızlıklara karşı "yasal düzenlemelere" güvenir ve kendini "emin" hisseder. Herhangi bir şikayeti karşısında korunup gözetileceğini, hakkının aranacağını bilir. Akran zorbalığından dolayı okul idaresine, aile üyelerine sığınarak korunacağından "emin" olan bir çocuk gibi; ya da iş yerinde veya bir idarede kendisine yapılan haksızlıklar karşısında müracaat ettiğinde hakkının korunacağından "emin" bir çalışan gibi... Ve tabii ki, güven toplumunun oluşması, o toplumun yaşadığı yerin de "emin belde"ye dönüşmesine yol açacaktır. Bugün İslam toplumlarının yaşadığı bölgelerde, can güvenliği, mal güvenliği, iş, eğitim vs. gibi sosyal yaşam alanlarında güvensizlik hakim. "Emîn belde" anlayışını yerleştirmekte zorlanıyoruz. Bu da ayrı bir sorun olarak önümüzde duruyor.
Bir öz eleştiri olarak; bugün İslam dünyasında yaşanan çatışmaların, oluşturulan güvensizlikten kaynaklandığı bir gerçek. Kişiler arasında oluşturulan "emîn"sizliğin, biraz da iman eksikliğinden olduğu gerçeğini de göz ardı etmemek gerek. Güçlü bir iman, emînliği de güçlendirecektir. İslam dünyasında oluşturulan eminsizlik ve çatışmalar, kurumsal eminliği oluşturmuş Batılı ülkelere göçleri de arttırıyor. Emîn bölge algısı oluşturularak Batı'ya yönelik göçlerin arkasında, İslam dünyasında yaşanan bir inanç sorunu olsa gerek.
Ve bir de, imanlarına zulüm bulaştırmaktan korkup Yaradan'a sığınarak "emin" olanlar var.
Rabbim bizleri, Ruhu'l-Emin'in getirdiği vahiyle kuşanmayı, emin beldeye kavuşturmayı, Muhammedü'l-Emin'in ahlakıyla ahlaklanmayı ve imanlarına zulüm bulaştırmaktan korkup Yaradan'a sığınarak "emin" olanlardan eylesin.
M. Ali Akbulut

Henüz yorum yapılmamış.