Veysel Tepeli: Yılbaşı Travması
Her yılın son haftası geldiÄŸinde, Türkiye’de deÄŸiÅŸmez bir ritüel baÅŸlar.
İslami camiada adeta bir seferberlik ilan edilir; kürsülerden, köşelerden ve sosyal medya mecralarından yılbaşı aleyhine uyarılar yükselir.
"Yılbaşını kutlamanın imanı tehlikeye atacağı" vurgulanırken, karşı mahallede yani seküler camiada tam tersi bir direnç gelişir.
Onlar da yılbaşını sanki kendi amentülerinin bir şartıymış gibi her zamankinden daha sıkı savunmaya başlarlar.
Sonuç? Bir taraf çırpındıkça yoruluyor, diğer taraf inatlaştıkça uzaklaşıyor.
Bugünkü yılbaşı kutlamalarının içine sızmış olan alkol, kumar ve ahlaki yozlaşma, sadece bir din meselesi değil, aynı zamanda bir kimlik ve özsaygı meselesidir. Batı kültürüne karşı duyulan o ezik öykünme hali, kendine saygısı olan hiçbir hür iradeye yakışmaz.
Ancak, bizim bu kadar çırpınmamıza değiyor mu?
Şahsen, usul olarak kendimizi boşuna yıprattığımızı düşünüyorum.
Öncelikle ÅŸu “Türkiye’nin %99’u Müslüman” istatistik yalanına ayıkalım. Bu iddia sadece nüfus cüzdanındaki bir veriden ibarettir.
İslam’ı yaÅŸamayı dert edinenlerin oranı bugün %10 bile deÄŸildir.
Hemen akıllara ÅŸu itiraz gelecektir: “Peki, tebliÄŸ de mi yapmayalım?”
Elbette tebliğ, son nefese kadar her Müslümanın asli görevidir.
Fakat yöntem hatamız var. Biz hâlâ toplumun %99’unun Müslüman olduÄŸu bir "devlet refleksiyle" konuÅŸuyoruz. Üstenci, emredici ve yargılayıcı bir dil kullanıyoruz. Bu da kaçınılmaz olarak toplumsal bir çatışmayı ve ardından kitlelerde yılgınlığı getiriyor.
Oysa azınlık olduğumuzun bilincine vararak geliştirilecek bir tebliğ dili çok daha sağlıklı sonuçlar verir. İki yaklaşım arasındaki farkı düşünün:
- Saldırgan Üslup: "Siz niye yılbaşını kutluyorsunuz, bu haramdır!"
- Vakar Sahibi Üslup: "Ben Müslümanım; yılbaşını bu şekilde kutlamak benim inancıma ve haysiyetime yakışmaz."
İlki savunma ve tepki doğururken, ikincisi saygı uyandırır.
Şunu da samimiyetle sormak lazım: Hayatında namazı, ibadeti, helal-haram hassasiyeti ve ahlaklı olma derdi bulunmayan birinin yılbaşını kutlaması veya kutlamaması neyi değiştirir?
Keşke toplum olarak tek derdimiz yılbaşı gecesi olsaydı.
Bizler, insanları "neden kutluyorsunuz?" diye sorgulamaktan ziyade, "biz neden yaşamıyoruz?" sorusuna odaklanmalıyız.
Kendi hayatımızla örnek teşkil edemediğimiz sürece, bağırmak sadece gürültü kirliliğine yol açar. Unutmayalım ki; doğru bir duruş, binlerce kelimeden daha etkili bir tebliğdir.
Veysel Tepeli

Henüz yorum yapılmamış.