Sosyal Medya

Abdulaziz Tantik: İnsan ve İnsanlığın Sonu



İnsanı insan kılan arayışıdır. Arayışın tükendiÄŸi noktada insan da tükenmeye baÅŸlamaktadır. İşte insanı sınırlar içine hapseden her yaklaşım, insanı tüketen bir yapıya bürünmekten kurtulamamaktadır. Modern düşünce bu baÄŸlamı içinde insanı tüketen ve yok eden bir hüviyeti açığa çıkarmaktadır. İnsanın kendi iç türevleri ile birlikte bir yokluÄŸu yaÅŸadığı zamanlar görmekteyiz. Çocuk, çocuk olmaktan çıkmakta, kadın, kadınlığını unutmakta ve Erkek, erkekliÄŸini yitirmektedir. Buna eÅŸitlik, hak ve özgürlük payesi vermeniz durumu deÄŸiÅŸtirmeye yetmemektedir.

Din, yaratılmışlığın sınırlarını ve alanlarını belirleyerek varlığın barış içinde kendi yaşamını idrak etmesine zemin oluşturarak varlığın kendi doğası ile uyumlu yaşamasını mümkün kılmaktadır. Dine yöneltilmiş eleştirilerin, dinin doğasına yönelik olmaktan öte, ancak uygulama veya insani deneyimin fesada kapı aralayan boyutlarına yönelik olduğunu tarihsel sürekliliği içinde de gözlemlemekteyiz. O zaman dine yöneltilmiş her eleştiri, insanı yokluğa tevdi etmenin bir araçsal zeminine dönüşmesi kaçınılmaz bir hakikat olarak önümüzde durmaktadır.

Batılı insanlar, dinlerini kaybettikleri andan itibaren kendi insanlıklarını yitirdiklerini de fark etmeye baÅŸladılar. Bunu filozoflarının dile getirdiklerinde de görmekteyiz. Bunun hikayelerini, dine yönelimlerini ve özellikle son dönemlerde İslam’a koÅŸuÅŸturmalarını da dikkatle izliyoruz. Türkiye’de ise dine yönelik salvoların bir karşılığının olmadığını zaten biliyoruz. Dinin, fasık, zalim ve münkir dediÄŸi tipler ve fesada kapı aralayanlar üzerinden dine/İslam’a saldırmalarının bir karşılığı hakikat baÄŸlamında yok olsa da reel bir karşılık üreterek fesadı çoÄŸaltmaya yaradığı gözlenmektedir.

Hâlbuki son yüzyıldır İslam bu toprakların ruhu olmaktan çıkarıldığı gibi, onunla ilgili her ÅŸey yokluÄŸa tevdi edilerek yokluÄŸa mahkûm edilmiÅŸtir. Ama hala bu noktada geliÅŸen olaylar ve olup bitenlerin varlığı din üzerinden eleÅŸtiriye tabi kılınmaktadır. Bu ne kadar ahmakça bir ÅŸeydir ki!  YokluÄŸa tevdi edilmiÅŸ, yeni bir inanç kümesi altında yeni bir kültür ve yaÅŸam inÅŸa edilmiÅŸ ve buna dayalı olarak geliÅŸen olumsuzluklar ise dine fatura edilerek kendisini kurtarma arayışı içinde var olan kültüre hala inatla sarılmak ve ona güzellemeler yaparak insanlığını yok etme arayışını sürdürmeyi makul göstermektedir.

Batıda dine yönelişin yükseldiği zeminlerde bile ülkemizde ve müslüman ülkelerde batılı değerlere yönelme arayışları bir samimiyet mi yoksa bir ihanet mi? Üzerine bolca tefekkür edilmesi gereken bir durumdur. Daha tehlikeli durum ise; Müslümanlığın ortak paydası üzerinden iktidar devşirerek bu iktidarı uluslar arası bir güce dönüştürme arayışlarını ise kendi İktidar Gücünü inşa adına kullandığı andan itibaren kendi gücünü ve itibarını kaybetme ile karşı karşıya kalma pozisyonu ise en can alıcı bir nokta olarak önlerinde durduğunu fark etmemedir. Çünkü dinin kullanımı, yanlış pozisyonlar için harcanması dinin doğasının dışında bir olguya dayanır. Bu çürütücü pozisyon başa bela oluşturacak bir zemine kapı aralar.

Burada asli sorumluluk, müslüman insanlara düşmektedir. Suçu baÅŸka yerde arama lüksünü bir tarafa bırakarak kendi sorumluluÄŸunu kuÅŸanmalı ve üzerine düşen ahlaki imkânları seferber ederek yeni bir dünyanın kurulmasının mümkünlüğünü göstermelidir. Öncelikle kendi aralarında bu gücü seferber edebilmeli ki, ÅŸahitlik düzleminde bir inÅŸa ile diÄŸer insanlarında ÅŸahit olacakları bir vasatı inÅŸa edebilmek mümkün olsun…

Korkunun ecele faydası yoktur. Bu atasözü, yerden göğe kadar haklılık taşır. İnsan, yaşadığı anı doğru bir ahlaki kaygı ile doldurarak kendi lehine akmasına vesile olmalıdır. O yüzden, ahlaki kaygıyı önceleyen bir duruş ile olup bitenlerin neye tekabül ettiği konusunda tefekkür etmesi kaçınılmaz olmalıdır.

Dünya yeni bir akışa kapılmaktadır. Bu akışta, hakikat sonrası, insan sonrası, insan makine dönemi diyerek insanlığın tamamen yok edildiği bir zemine doğru son sürat gidilmektedir. İnsanlığın önüne neler çıkarılacak bilinmemektedir. İnsanın böcek ile eş değer görüldüğü bir dünyada insanların yok edilmesinin önündeki bütün ahlaki bariyerler kaldırılmış olacaktır. O yüzden yeni arayışlara kapı aralayan her durum insanlığın aleyhine bir sapma ile karşı karşıya bırakmaktadır insanları.

Müslüman, bütün bu olup bitenlerin farkındalığına sahip olmadan kendi yolunu doÄŸru ve ahlaki bir kaygı ile temellendirerek varlık kazanması mümkün görülmemektedir. Gazze’de olup bitenler ortada… AteÅŸkese raÄŸmen, saldırılar durdurulmamaktadır. Hatta savaÅŸ İran, Irak ve Suriye özelinde yaygınlaÅŸtırılmak istenmektedir. İsrail, bütün dünyayı yönetmek sevdası ile hareket etmekte ve bu ideolojik tutumu ile kendi dışındaki her ÅŸeyi yok etmenin ‘tanrısal bir emir’ olduÄŸu zehabı ile büyük bir yıkıma neden olmaya doÄŸru sürüklenmektedir. ABD ve diÄŸer Güç dengeleri ise bir türlü bu durumu önleyecek bir ÅŸey ortaya çıkarmamaktadırlar. Türkiye ve diÄŸer müslüman ülkeler ise kendi bütünlüklerini ve birlikte hareket edebilme yetilerini yitirdikleri için bir güç oluÅŸturamadıkları ortada…

İşte İslam, tam bu noktada kurtuluÅŸ ideolojisi olarak iÅŸlevselleÅŸtirilmeye yönelik güçlü bir eÄŸilim yaratmaktadır. Müslümanlar son yüz yıldır kendi dinleri ile sahih ve sahici bir iliÅŸki kurmanın imkânlarını yitirmiÅŸ bulunmaktadırlar. Bu yüzden her eÄŸilime pirim vererek kendi sonlarını hazırlamaktan imtina etmemektedirler. Satın alınmış ihanet ÅŸebekeleri yüzünden dine yöneltilmiÅŸ eleÅŸtirileri bir gerçeklik payesi varmış gibi davranışlar sergilemek kendi intiharını seyreden insana dönüştürmekte Müslümanları…

Müslümanların birbirleri ile çekiÅŸmelerini bir an önce durdurmaları, belirli bir usul ve bilgi üzerinden hareket ederek dinleri ile sahih ve sahici bir iliÅŸki kurmaları, yorum merkezli deÄŸil, anlam merkezli bir dünyayı tercih etmeleri elzem olmuÅŸtur. Bilim, felsefe ve akıl üzerinden İslam’a yöneltilmiÅŸ eleÅŸtirilerin bir karşılığının olmadığını bilerek hareket etmek elzemdir. İman, aydınlatır. Din, yüceltir. İslam, hidayet kaynağı olarak bütün insanlığı kurtarma imkânlarını taşımaktadır. EÄŸer insanlığın elinden son vahiy dini olan İslam alınırsa, kıyametin yakınlığı kadar, insanlığın yokluÄŸa tevdi edilmesi ve ÅŸeytanın mücessem biçimini teÅŸkil eden gücün iktidar aygıtı üzerinden insanlığı yok etmesi an meselesi olacaktır..

Müslüman, kalbini dinle, aklını kalbinin emrine ver, ruhunu keÅŸfet, insan oluÅŸunun takdirini idrak eyle, Rabbinin sana ne kadar yakın olduÄŸuna müdrik ol ki hayatı, insanı ve varlığı yeniden ilahi inayet ile buluÅŸturma gücünü kazanasın… Bilgi, tek isteÄŸin olsun, eyleme dönüşmüş sahih ve salih bir ameli tek iraden kıl! İnsana ve varlığa barışı getirmek ise tek arzun olsun…

Davut ol! Tek bir taÅŸ ile çaÄŸdaÅŸ Calutları yok et! Sen Rabbine yakın ol ki O da kendi yakınlığını sana güç ve iktidar olarak sunsun ve İslam üzere bir hayatı yaÅŸayarak bütün insanlığa ve tabiata barışı getir… Bil ki, modern kültür ve yaÅŸam denilen ÅŸeyi de birkaç kiÅŸi irade ederek varlığını ortaya koyarak gerçekleÅŸtirdi. İslam, kendi döneminde de birkaç kiÅŸinin iradesine dayalı olarak varlık kazanmıştır. Bugünde müslüman bir irade bütün bir dünyayı deÄŸiÅŸtirme gücüne sahiptir. Yeter ki bu iradeyi sahih ve sahici bir zeminde inÅŸa edebilsin… O yüzden müslüman sana sunulan her bilgiye doÄŸru ve sahih mi diye soru sorarak yönel ki aldatılmayı ortadan kaldırasın… Hidayet, muttaki kulların yol azığıdır…

Abdulaziz TANTİK

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.