Sosyal Medya

Mustafa AkmeÅŸe: yola iz olanlar hz ebu bekir



ey dost…

bazı adamlar vardır; 
yürüdüğü yerde ayak izleri bile güven verir. 
bir ÅŸehrin havasını deÄŸiÅŸtirir, 
bir insanın omzuna konan yükü hafifletir. 
sen onunla aynı sofraya oturmasan da, aynı zamanı mekanı paylaÅŸmazsan da 
aynı havayı solumazsan da onunla aynı kaderi paylaşırsın,
aynı sızıyı, aynı yürüyüşü, aynı imanı.

ebu bekir işte öyle bir adamdı.

o gün… hira’dan inen haberin ağırlığı peygamberin omuzlarında bir yangın gibiydi. 
herkesin kaçtığı zamanda; 
hiç “nasıl?”, “neden?”, “gerçekten mi?” demeden…
sadece:
“o söylediyse doÄŸrudur.”
dedi.

ey yolcu, iÅŸte bunun adı imandır. sorgudan önce teslim, 
hesaplamadan önce adanmışlık… 

bizim bugün kitaplardan okuyup büyüttüğümüz kelimenin ete kemiğe bürünmüş haliydi sıddık.

ebu bekir, dostu. ama öyle bildiÄŸin dostlardan deÄŸil. 
mesele ıssızlığın ortasında yanında kim kaldığıdır. 
herkesin sırt döndüğü yerde, 
“ben buradayım.” diyebilen yürektir dost.

efendimizin zulmün en koyu olduÄŸu günlerde, 
sokakların nefes alamadığı zamanlarda o’nun kapısına yöneldi.
peygamberin evine değil, yüreğine girdi.
dışarıda fırtına koparken, içeride sükûnet oldu.
gözünün içine bakıp:
“de bana ya rasûlallah, bir ÅŸey de… can olayım sana.”
diyen mahrem bir sırdaÅŸ…

malı mülkü vardı elbet. ama malına bir isim vermiÅŸti: “onun yolu.”
varlığını ayaklarının altına serecek kadar dünyadan geçmiÅŸ, 

elindeki her şeyi bir tek adrese akıtmıştı.
inanmış değildi yalnız; yanmıştı. içindeki iman, kendisini bile yakan bir ateşti.

ve dostluğun en ağır sınavı:
kızı aiÅŸe’yi peygamberin hanelerine emanet etmek…
düşün ey dost!
bir baba, gözünün nurunu; aiÅŸe’sini, dünyada en güvendiÄŸi yüreÄŸe teslim ediyor.
bu evlilik iki aileyi değil, iki ömrü birbirine mühürledi.
artık dostluk sadece sohbet değildi; akrabalık oldu, kader ortaklığı oldu.

sonra bir gece…
ÅŸehrin üzerine ölüm sessizliÄŸi çökmüşken, zulmün ayak sesleri kapılarda dolaşırken…
peygamberin hicret yolunda yanındaki seçilmiş olan tek kişi yine oydu.
mağaranın kapısında duran korku değil;
ebu bekir’in gözyaÅŸlarıydı.
kendisi için deÄŸil…
peygamberin başına bir şey gelir diye.

ey yolcu!

ebu bekir öyle bir iz bıraktı ki yola
onun dostluÄŸu kelime deÄŸil, bedeldi.
onun imanı iddia değil, candı.
onun yürüyüşü tarihi bir okuma değil, bugün bile yürekleri titreten bir vakardı.

bir dost iÅŸte
seni taşıyan, seni saklayan, seni sen yapan…

gölgeni bile koruyacak kadar yakın.
sen düşerken elini değil, yüreğini uzatan.

sıddık…
peygamberin yolunda ilk duran, son düşen…
ve hep “yanında” olan adam…

dost  iman, doÄŸru yerde durabilme cesaretidir.
herkes konuşurken susmayı, herkes kaçarken kalmayı bilmektir.
ebu bekir bize şunu öğretir:
hakikat gelince “ama” demeyeceksin,
hesap yapmayacaksın,
dostluk dediğin, rahat günlerin süsü değildir.
yalnızlıkta belli olur, tehlikede tartılır.

ebu bekir gibi dost olamıyorsak,
en azından onun gibi dost seçmeye niyet etmektir.
çünkü yanlış omuz, insanı yoldan eder.
malın varsa yol için olacak,
orada mısın dost

aklımız varsa sadakatle sınanacak,
evladın varsa emaneti kime vereceğini iyi bilmektir.

ebû bekir bize şunu fısıldar:
en değerli şey, en güvenilir yüreğe teslim edilir.
korktuğumuz da kendimiz için değil, dava için titremeyi öğretir.

ökkeÅŸ duaya durdu ve 
rabbim bize de yolumuzda bir nebze ebu bekir cesareti, teslimiyeti ve dostluÄŸu nasip etsin…

dedi ve sustu...

paylaşmaya değer gördüğünüz yazılarımın dilediği kısmı dahil dostlarınıza ikrama açıktır.
bir gönle daha temas etmek iyidir. valla!

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.