Sosyal Medya

Güncel

"Barbar Türk" algısı iftiralarla oluşturuldu

Filippo da Rimini, Fatih`in, son Bizans imparatoru XI. Constantine`nin kızına Ayasofya`da tecavüz ettiği iftirasında bulunur. Oysa XI. Constantine evli değildir. Yani imparatorun kızı yoktur. Gürcü kralı VIII. George`un kızı o dönemde evlilik için imparatora uygun görülmüştür ancak gelin adayı İstanbul kuşatma altında olduğundan şehre ulaşamamıştır.



S. Koray Er / Açık GörüÅŸ

Osmanlı askerleri taÅŸkın bir nehir misali ÅŸehre akmaya baÅŸlayıp, sancakları surlardan yükselince Konstantinopolis sokaklarında panik baÅŸlamıştı. Hedefsizce saÄŸa sola kaçışanlar korku dolu ses tonuyla "Åžehir düÅŸtü!" diye bağırıyordu. Åžehrin savunmasından sorumlu Cenevizli Giovanni Guistiniani yaralanmış, adamlarına geri çekilin emrini çoktan vermiÅŸti bile (Kaynaklar Guistiniani`nin iki defa yaralandığından bahsederken, görgü tanığı Nestor-Ä°skender birisinin Murad isminde bir yeniçerinin eliyle olduÄŸunu belirtmektedir). DüÅŸen cephe hattından Haliç'teki gemilere kaçanlar ile cephe hattına takviyeye gidenler birbirine karışmıştı, ÅŸehirde benzeri az görülür bir kaos yaÅŸanmaktaydı.

Beklenen yardım gelmedi

Türk askeri gücü karşında Konstantinopolis`in düÅŸmesi beklenen bir sonuç idi ancak yine de son bir umut, Tanrı inayeti ile yardımlarına koÅŸabilirdi. Lakin, ÅŸehrin Yunanlı halkının ve Katolik muhafızlarının bekledikleri maddi ve ilahi yardım gelmedi. Ekim 1452`de papa V. Nicholas, Kardinal Ä°sidore`yi 200 kiÅŸilik bir kuvvet ile ÅŸehrin savunmasına göndermiÅŸti ama bu yardım daha çok Katolik kilisesinin Ortodoks kilisesine üstünlüÄŸünü gösteren sembolik bir yardımdı. Zaten Ä°sidore ÅŸehrin Ortodoks ahalisi tarafından sıcak karşılanmamış, Ayasofya`da icra ettiÄŸi ayin de protesto edilmiÅŸti. Halk arasında iki asır önceki Katolik iÅŸgali unutulmamış, birçok Yunanlı, Katolik hegemonyası yerine Türk idaresi altında yaÅŸamayı seçmiÅŸti. Ä°sidore`nin ayinine düÅŸük katılımın perde arkasındaki sebep de aslında bu propagandaydı: EÄŸer bir güç tarafından idare edilmemiz kaçınılmaz ise bu Türk olmalıydı, zira Katoliklere güvenilmezdi. Zaten Türk askerleri ÅŸehrin sokaklarında sancaklarını yükselttiklerinde Katoliklerin çoÄŸu Haliçteki gemilerine kaçıp, ÅŸehrin Yunanlı sakinlerini kaderleri ile baÅŸ baÅŸa bırakıp egedeki kolonilerine doÄŸru yelken açtı. Bu yazımız hayatta kalıp, Ä°stanbul`un fethi haberini Latin dünyasına ulaÅŸtıranların raporları üzerinedir. Aynı zamanda hikayelerinin de kısa bir analizini yapmaya çalışacağız.

Surlarına güvendiler

9 Haziran 1453`te Girit Limanı'na üç gemi ulaÅŸtı. Yolcuları arasında Konstantinopolis'te son savaşı verenler de vardı. PeriÅŸan ve bitap haldeki bu yolcular Hristiyan dünyasını sarsacak acı bir haber de beraberlerinde getirmekteydi. Chalkis ve Methoni gibi Venedik kolonilerine can havli ile ulaÅŸanlar da aynı haberi taşımaktaydı: DoÄŸudaki Hristiyanlığın son kalesi düÅŸmüÅŸtü. Batı Avrupa Hristiyanlarını derinden sarsacak ÅŸehrin düÅŸtüÄŸü haberi 29 Haziran`da Venedik`e ulaÅŸtı. Konstantinopolis`in Hristiyanlığın en büyük düÅŸmanı Türklerin eline geçtiÄŸi haberinin diÄŸer Hristiyan milletlere ulaÅŸması ise çok uzun sürmedi. Kötü haber çabuk ulaşır kaidesi gereÄŸi o dönem ÅŸartlarında görülmemiÅŸ bir hızda bilgi yayılmış, Batı Avrupa ÅŸehirlerinde, saray koridorlarında artık Türklerin muzafferiyeti konuÅŸulur olmuÅŸtu. Büyük bir ÅŸok yaÅŸanmaktaydı. Konstantinopolis`in öldürücü bir tehlike ile karşı karşıya olduÄŸunu muhakkak biliyorlardı ancak tehdidin ÅŸiddetini kestirememiÅŸ olmalılar ki inanmakta zorluk çektiler, belki de ÅŸehrin ün salmış surlarına güvenmiÅŸlerdi.

Batı Avrupalı dini, seküler ve entelektüel çevreler vakit geçirmeden Ä°stanbul'un fethi hakkında bilgi edinme arayışına girdiler. DoÄŸal olarak da ilk önce görgü tanıklarının ifadelerine müracaat etme yolunu seçtiler. Kendi içerisinde birçok çeliÅŸkiler taşıyan bu ifadeler, gelecek yüzyıllarda Batı Avrupa`da oluÅŸacak Türk imajına olumsuz anlamda önemli katkı saÄŸladı. Ä°laveten, görgü tanığı raporları ikincil kaynaklar ile karıştı. Bu durum modern tarihçilerin bu kaynakların güvenilirliÄŸini sorgulamasına yol açtı. Ä°stanbul'un fethi (Batı kaynaklarında düÅŸmesi) hakkındaki en önemli kaynaklardan birisi Venedikli bir doktor olan Niccolo Barbaro`nun günlüÄŸünden derlenmiÅŸ eseridir. Nicollo, Giornale dell'assedio di Constantinopoli baÅŸlıklı eserinde Batı yakası surlardaki askeri hareketlikler ile alakalı önemli bilgiler vermekle birlikte Venedikli savaÅŸçılar, askeri zayiatlar ve Türklere esir düÅŸenler hakkında detaylı bir liste sunmuÅŸtur. Lakin, eser kendi içerisinde çeliÅŸkiler barındırmakta ve içerdiÄŸi bilgilerin güvenirliÄŸi hakkında ÅŸüpheler oluÅŸturmaktadır. Mesela, Zacaria Grioni hakkında kullandığı ifadeler bu ÅŸüphelere güzel bir örnek teÅŸkil etmektedir. Eserin bir kısmında Grioni`nin Türklere esir düÅŸtüÄŸü daha sonra fidye ödenerek serbest kalıp Venedik`e döndüÄŸünden bahsederken eserin baÅŸka bir kısmında ise Türkler tarafından öldürülen asilzadelerin ismini zikrederken Grioni`in ismini de saymaktadır. ÇeliÅŸkili ifadeler kaynaktaki bilgilerin ne kadarının Niccolo`ya ait olduÄŸu, esere dışarıdan ilaveler yapılıp yapılmadığı sorusunu da beraberinde getirmektedir.

Kaçmaya fırsat bulamadı

Bir diÄŸer önemli kaynak Piskopos Leonardo Giustiani`ye aittir. Papa V. Nicholas'ın Kardinal Ä°sidore`yi Konstantinoplolis`e gönderdiÄŸinden bahsetmiÅŸtik. Ä°sodore, Konstantinoplolis yolculuÄŸunda Sakız Adası'na uÄŸrar ve burada Leonardo ile tanışmıştır. Kardinalin etkisinde kalan Leonardo onunla ÅŸehrin müdafaasına katılmak gayesi ile beraber yolculuk yapmaya karar vermiÅŸtir. Åžehir Türkler tarafından fethedilince kaçmaya fırsat bulamayanların arasında o da bulunmaktadır. Leonardo`nun anlatımları da tıpkı Nicolo Barbaro gibi çeliÅŸkiler içermektedir, hatta bazılarımız için trajik-komik mantıksal hatalar barındırmaktadır. Mesela Leonardo, Türklerin eline nasıl esir düÅŸtüÄŸünü anlatırken onların (Türklerin) barbarlık ve vahÅŸiliÄŸine vurgu yapmak gayesiyle yaralı halde dövüldüÄŸünü anlatırken, eserin diÄŸer kısmında fidye yoluyla serbest kaldıktan sonra Türklerden savaÅŸ ganimeti olan kitaplardan satın aldığını anlatmaktadır. Başından okla yaralanmış olan Leonardo`yu üstüne bir de dövecek kadar acımasız ve barbar olan Türkler, onun Konstantinopolis ve Pera`da rahatlıkla dolaÅŸarak kitap satın almasına ne hikmetse müsaade etmiÅŸlerdi! Bu çeliÅŸki Leornardo için çok önemli olmamalıydı neticesinde hikâyesinin ilk kısmındaki barbar ve zalim Türk imgesine inanıp- dikkatini o kısma vererek- kitap hadisesini umursamayacak hazır bir okuyucu kitlesi mevcuttu. Türk, Avrupa'nın yüzleÅŸmekte olduÄŸu "yeni Barbar" idi ve ona uygun bir resim çizmekte hiçbir sakınca yoktu. Kaderin bir garip cilvesi olarak Leonardo`nun Türkler ile imtihanı Ä°stanbul`un fethi ile bitmemiÅŸ, Midilli Adası'na yerleÅŸtikten sonra 1462 yılındaki Türk akınında tekrar esir düÅŸmüÅŸ ve yine fidye ile serbest bırakılmıştı.

GörüldüÄŸü üzere birincil kaynak olarak sınıflandırabileceÄŸimiz bu raporlardaki çeliÅŸkili ifadeler, metinleri okumada ve yorumlamada dikkatli olmamızı gerektiÄŸini bizlere ihtar etmektedir. Haliyle, ikincil kaynaklara olan yaklaşımlarımızda çok daha fazla hassasiyetle yaklaÅŸmamız gerektiÄŸini hatırlatmak isteriz. Hem misal teÅŸkil etmesi hem de yazımızın başındaki baÅŸlığa açıklama olması gayesi ile bu kısma bir örnek vermek istiyoruz. Raporlarda bahsi geçen hadise Fatih Sultan Mehmed`in son Bizans imparatoru XI. Constantine`nin kızına Ayasofya`da tecavüz ettiÄŸi iftirasıdır. Ä°ddia sahiplerinden birisi Korfu Adası'nın Venedikli idarecisi Filippo da Rimini'dir. Filippo, Fatih'in bu cürüm sonrasında Pallas tapınağında kirletilen Truvalı bakirenin intikamını aldığını söylediÄŸini iddia etmektedir. Yani Fatih antik çaÄŸdaki Truvalıların intikamını almak istemiÅŸtir. Çokça bilinen hikâyeye göre Truva prensesi Cassandra, Yunanlıların Truva'yı talanında tapınakta tecavüze uÄŸramıştı. Ä°ftiranın Mathias Doring ve Leonardo Bevoglienti tarafından atılmış baÅŸka versiyonları da vardır.

Nereden baksan tutarsızlık

Bu anlatı ve raporların hepsi birbirinden abartılı ve aynı zamanda çeliÅŸkilidir. Ancak bunların ötesinde çok önemli bir sorun daha bulunmaktadır o da son DoÄŸu Roma imparatoru XI. Constantine'nin evli olmamasıdır. Ä°mparatorun çocuÄŸu da yoktur. Evet yanlış duymadınız! Katolik yazarlar XI. Constantine`e hem kraliçe icat etmiÅŸler hem de onu çocuk sahibi yapmışlardı. 1453 yılında Konstantinopolis`te bir kraliçe bulunmamaktaydı. O sıralarda XI. Constanine'in yakın arkadaşı ve diplomatı George Sphrantez imparatoru için uygun bir eÅŸ aramakta idi. Seçenekler arasında Gürcü kralı VIII. George`un kızı uygun görülmüÅŸ ancak gelin adayı Ä°stanbul kuÅŸatma altında olduÄŸundan ÅŸehre ulaÅŸamamıştı.

Bu kadar bariz tarihsel gerçeklikten sonra akıllara Batılı Hristiyan yazarların böylesi bir yalan ve iftirayı neden attıkları sorusu gelebilir. Bunun ilk nedeni Batı Avrupa Hristiyan dünyasında hali hazırda mevcut olan vahÅŸi Türk imajını perçinlemektir. YaklaÅŸan ve önlenemeyen Türk tehlikesine karşı Hristiyan halkı ÅŸuurlu ve diri tutmak hedeflenen bir gayeydi. Yine buna paralel olarak dini ve siyasi otoriteler varlıklarını ve güçlerini Türk tehdidi üzerine muhafaza etmekteydiler. Onlara göre Türk barbar ve acımasızdır ve Hristiyan tebaayı bu tehditten ancak kilise ve seküler otoriteler koruyabilir.

Bir diÄŸer neden ise Katolik dünyasında mevcut bulunan Ortodoks-Yunan düÅŸmanlığı ile ilintilidir. Bu görüÅŸe sahip yazarlara göre Yunanlılar, antik çaÄŸda Truvalılara yaptıklarından dolayı Türklerin eliyle cezalandırmaktaydı. Yine onlara göre Fatih, Cassandra`nın intikamını bu ÅŸekilde almaktaydı. Bir baÅŸka ifadeyle, Ortodoks Yunanlılara olan nefretlerinin ÅŸiddeti Fatih Sultan Mehmed`e atılan iftiranın üretilmesindeki sebeplerden birisidir.

[email protected]

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.