Sosyal Medya

Fatma Barbarosoğlu: Kalbi olanlaradır sözüm

Dünya ikiye ayırılır demiştim: Kalbi olanlar ve kalbi olmayanlar. Kalbi olmayanlar için sözü yormak beyhude. Kalbi olanlar birleşelim: Dünyanın bağışıklık sistemini, kendi bağışıklık sistemimizi korumak için öncelikle güçsüzlerin, fakirlerin hayat şartlarını düzeltmemiz gerekiyor. Çok geç olmadan. Henüz vakit varken...



I
Onu ilk defa “ülkemiz dilenciler cenneti tabii, gelen gelene” diyen esnafın sesi üzerinden görmüştüm. O günden sonra bir kaç defa daha karşılaşınca ona “cennetin dilencisi” adını taktım. Koyu teni onu herkesten ayırıyordu. Çöpleri karıştıran kara kavruk kollarını görenler, “Dilenmek için Afrikalılar bile geliyor” demeden geçmiyordu.
 
Ana caddede seyyar çantasının içinde kol saati satan Afrikalılara gösterilen hoşgörü, çöp karıştıranlardan esirgeniyor. Her daim beyaz giyinen saat satıcısıyla şakalaşan insanlar görüyordum her zaman (Yani koranavirüs çıkana kadar). Hatta caminin yakınlarında bekçilerin yanında bile çantasını açtığına şahit olmuştum. Bu anlayış ve dostluk, çöpleri karıştıran, satmak için uygun “ürünleri” seçen siyahiden niye esirgeniyordu? Saat satan “tüccar”, çöpleri karıştıran dilenci. Oysa çöpleri karıştıran da emeğinin karşılığını alamayan, ama yine de emeğini satışa çıkaran biriydi.
 
Onu konteyneri karıştırırken gördüğümde artık oyalanıyorum. Özellikle esnafın tepkilerini duymak için.
 
“Esnafın tepkisi” korosuna son zamanlarda kaçak göçmen işçiler de karıştı. Fırıncının Gürcü elemanı, balıkçının Ermeni bulaşıkçısı, parça kumaş tüccarının Tacikistanlı elemanı. Onlar tenlerinin renginden aldıkları güç ve Türkçe’yi öğrenme azimleri sayesinde mahalle sakinleriyle hemen kaynaşmışlardı. Düzenli olarak giriş ve çıkış yapıyorlardı.
 
“Cennetin dilencisi” konteynerin kenarına asılmış kuru ekmek parçalarını seçerken telefonu çaldı. Bütün cadde onun telefonuna kilitlendi. Bütün arsızlığı ile.
 
Bir kadın yangın var demek için ayarlanmış sesini “son model telefonu var bunun”a çevirmişçesine bağırdı. Herkes bir şeyler söyledi. Kimisi kendi telefonunu çıkardı cebinden. “Cennetin dilencisi”nin yanında ne kadar demode demeye getirdiler. Sanki telefonlarını gösterirlerse “cennetin dilencisi” sizin kıyafetinize benim telefonum, benim kıyafetime sizin telefonunuz daha çok yakışır deyip elindeki telefonu bırakacakmış gibi.
 
II
 
Edebiyat edepli olmayı öğretir derdi ortaokul Türkçe öğretmenimiz Adem Bey. Bulgaristan göçmeni sosyalist bir adamdı Adem Bey. Edebiyatın edepli olmayı öğrettiğine yıllar sonra bambaşka bir açıdan tanık oluyordum. Yukarıdaki olaya tanık olduğum sıra Almanya’daki Afrikalı sığınmacıları anlatan Gidiyor, Gitti, Gitmiş romanını okuyordum. Çok iyi bir roman.
 
Okuduğum şu sayfa yukarıdaki olay ile birleşti.
 
Olayın başkahramanı emekli Alman akademisyen Richard, özgün adını aklında tutamadığı için Apollon adını taktığı Afrikalı sığınmacının nasıl olup da pahalı telefonu ve internet bağlantısını kullanmaya devam ettiğini merak eder.
 
Apollon avuç içi kadar kuskusu dört gün boyunca yemekte, sudan başka bir şey içmemektedir. Richard’a, “Ailem yok. Para göndermem gereken kimse yok” diye cevap verir. Richard şöyle düşünür: “Buradaki adamlardan hiçbiri alkol kullanmıyor. Sigara içmiyor. Hiçbirinin kendi evi, hatta kendi yatağı bile yok, giysileri bağışlanmış giysiler, arabaları yok, müzik düzenekleri yok, bir spor kulübüne üye değiller, yürüyüşlere veya yolculuklara çıkmıyorlar. Eşleri ve çocukları yok. Olma ihtimali de yok. Bu sığınmacılardan her birinin sahip olduğu tek bir cep telefonu gerçekten de. Bazılarının ekranı kırık, bazılarınınki daha yeni bir model, bazılarınınkinin internet bağlantısı var, bazılarınınkinin yok ama hepsinin bir cep telefonu var” (sh.206).
 
“Raşid annemi on üç yıldır görmedim diyor sadece ara sıra Facebook üzerinden telefonlaşırken. Bilgisayarı var mı? Hayır, ama komşulardan birinde var” (sh.206).
 
Biz dünyanın merkezinde yaşayanlar dünyanın dışına atılmışları, -Bauman onlar için “Iskartaya çıkmış Hayatlar” tabirinin kullanıyor- anlamak ve onların hayatını kolaylaştırmak en azından bir selâm ile hayatı katlanılabilir kılmak yerine onların elindeki nesnelere gözümüzü dikiyoruz.
 
Bir de onlar için çöp bidonu icat edenler var. Habere sosyal medyada rastladım. Ünlü İngiliz milyoner evsizler için uç uca eklenen bir çöp kovası gösteriyor. Öyle eliyle kameraya gösteriyor zannetmeyin. Bizzat uygulamalı olarak gösteriyor.
 
İnşallah bir gün o uygulamalı gösterdiği çöp bidonun içine sığınmak zorunda kalır.
 
Dünyayı tehdit eden virüs yine en yoksulları en güçsüzleri yakalayacak. Yeteri kadar beslenemeyen, sağlıklı şartlarda uyuyamayanları yakalayacak.
 
Küstah ve kibirliler için yeni bir sayfa açılacak, yabancı istemeyiz, fakiri istemeyiz diye bağıracaklar.
 
Dünya ikiye ayırılır demiştim: Kalbi olanlar ve kalbi olmayanlar. Kalbi olmayanlar için sözü yormak beyhude. Kalbi olanlar birleşelim: Dünyanın bağışıklık sistemini, kendi bağışıklık sistemimizi korumak için öncelikle güçsüzlerin, fakirlerin hayat şartlarını düzeltmemiz gerekiyor. Çok geç olmadan. Henüz vakit varken...

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');