Sosyal Medya

40 yıllık hatırı olan Türk kahvesinin kültür tarihi

Beşir Ayvazoğlu’nun hazırladığı ''Kahveniz Nasıl Olsun?'' kitabı, sadece kahve tiryakilerinin değil, Türkçe âşığı, dil meraklısı olanların da keyifle okuyabilecekleri, bir solukta bitirecekleri bir çalışma.



Kahvenin tarihi insanın makus kaderiyle aynı yaştadır denilse yeridir. Zira binli yılların ortalarına doğru insanlık âlemine misafir olan kahve, ortaçağ, yeni kıtaların keşfi, sanayi devrimi, büyük savaşlar ve yıkımlarla yenilemiştir tadını hep. Kimi zaman uzak doğudan binbir meşakkatle, kimi zaman da göçebe kültürüne aşkla bağlı olanların rica, minnet, bin bir müşkülatla ancak getirtebildiği, ziyaretlerin, misafir kabullerinin, sohbet halkalarının olmazsa olmazı  olan kahveye dair son yıllarda güzide eserler yayınlandı. Bu eserler arasında Beşir Ayvazoğlu’nun hazırladığı “Türk Kahvesinin Kültür Tarihi” alt başlığı ile yayınlanan Kahveniz Nasıl Olsun?, sadece kahve  tiryakilerinin değil, Türkçe âşığı, dil meraklısı olanların da bir solukta bitirecekleri bir çalışma.

 
Doğrusu, kahve hakkında geniş bir literatür var elimizde. Oysa kahvenin ülkemize girişi o kadar da eski sayılmaz. Bununla birlikte ülkemize girişi öyle pek ‘hoşgeldin’lerle de karşılanmış değildir. Katip Çelebi’nin yazdıklarına bakacak olursak, 1453 senesinde Tophane Limanı'na demirleyen kahve yüklü iki gemi, Şeyhülislam Ebüssuûd Efendi’nin fetvasıyla yükleriyle birlikte batırılmış. Bunda şüphesiz önceleri kahve çekirdeğini içecek haline getirebilmek için kömürleşecek derecede kavrulması ve şarap gibi aynı kadehle elden ele devredilerek içilmesi, ayrıca ‘kahve’ kelimesinin daha önce şarap anlamında kullanılıyor olmasının önemli payı vardır.
 
Ayrıca siyasi cephesini de işin içine katmak gerekiyor. Zira kahve içmek için kahvehanelerde bir araya gelen insanların devleti ve devleti yönetenleri eleştirmesi de o dönem otoriteyi rahatsız etmiştir. Örneğin üstadın kitapta dile getirdiği bir yeniçeri zorbası olan Avurzavur ve kahvehanesi meşhurdur. Bu tip kahvehanelerde sıklıkla meydana gelen kavga, gürültü, hatta devlet otoritesine karşı ayaklanmaların örgütlendiği de tarihi bir gerçektir. Dolayısıyla bu çeşit kahvehanelerin devlet yönetimini rahatsız ettiği söylenebilir.
 
En sıkı kahve tiryakileri Sultan 2. Abdülhamid ile Sultan Vahdeddin idi
 
Kahvenin mistik bir tarafı olduğunu, doğrusu Bektaşi tekkelerindeki uygulamalardan anlayabiliyoruz. Oradaki postlardan birinin ‘Şeyh Şazili Sultan Kahve Postu’ olduğunu öğreniyoruz. Gerçi bütün tekkelerde kahve ocağının çok önemli bir ayrıntı kabul edilmesi şaşırtıcı gelmeyecektir. Örneğin “Afrika'daki bir tarikatte ‘Ya Kavi’ zikriyle kahve içilirmiş. ‘Kavi’ bildiğiniz gibi Esmaü’l-Hüsna’dandır. Bu kelimedeki harflerin ebced hesabına göre toplamıyla, ‘Kahve’ kelimesindeki harflerin toplamı birbirine eşittir: 116. Kahve bitkisinden elde edilen içecek, dervişler tarafından gece ibadetleri ve zikirler esnasında uyanık kalmak için içilirmiş. Şeyhülislam Bostanzade’nin kahve lehindeki manzum fetvasından sonra endişeler de ortadan kalkıyor. Kahve saray teşrifatında yerini alıyor. Kahvecibaşılık, sarayda önemli bir görevdir ve stille kahve ikramı başlı başına bir törendir.” diyor Ayvazoğlu üstadımız.
 
Kahve tutkunluğu zamanla yönetime de sirayet etmiştir. En sıkı kahve tiryakileri, Sultan 2. Abdülhamid’le Sultan Vahdeddin’dir. İkisi de kahve ve tütün tiryakisi. İki fincan geliyor, bir cezveyle. Birini içiyor, hemen arkasından ikincisi. Günde beş, altı defa kahve ikram ediliyor. Hatta Sultan Abdülhamid’in zaman zaman kendi kahvesini pişirdiğine dair rivayetler olduğu da söyleniyor. Kendisine Yemen'den özel olarak getirtilen kahveyi içiyor. En makbulü o.
 
Kahvenin kıtlık zamanlarını yeni nesil bilmez. Misal, Mısır'da Mehmet Ali Paşa'nın kahvenin geçişini engellemesiyle birlikte, Mısır üzerinden gelen kahvenin yolu bu kez uzuyor, Yemen’den ithal ediliyor. Ancak ithalatın fazlalığıyla üretim fazla olmadığından bu da bir çözüm olmuyor ve kahve için yetişebileceği uygun iklim koşulları aranıyor.
 
Üstadımız son olarak iyi bir Türk kahvesinin sırrını da paylaşıyor bizlerle: “İyi bir Türk kahvesinin çok kısık ateşte, özellikle de mangalın kıvılcımlı, kızgın külünde pişirileni makbuldür. Yavaş yavaş pişerken özünü suya salar. Öyle pişireceksin ki, taşmaya başladığında köpüğü kaçmayacak. Cezve kahvesinin bol köpüklü olması esastır. Falda da o köpüğün özel bir yeri vardır. Köpüğün üzerindeki küçük kabarcıklar, göz olarak yorumlanır. ‘Üzerinde bir göz var, patlata patlata bitiremedim.’ derler. Cezvenin bakır olması tercih edilir. Ateşe daha iyi temas edebilsin diye cezvenin altı geniş, daha yavaş soğuması için de üstü dardır.”
 
 
 Müellif: Arif Akçalı / Dünya bizim web sitesi

Henüz yorum yapılmamış.

* İşaretli tüm alanları doldurunuz.

window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');
window.dataLayer = window.dataLayer || []; function gtag(){dataLayer.push(arguments);} gtag('js', new Date()); gtag('config', 'UA-57160306-1');