Güncel
Gökhan Özcan - Sobesiz saklambaç
Follow @dusuncemektebi2
Bir kısım insanın kullandığı imkânlar artık herkesin emrine amade. Herkesin yazacak ve yayacak bir şeyleri var ve bunu hemen her saat, her dakika yapabiliyor. Engel olan da, söze liyakatin hesabını tutan da yok. Sözlerin böyle zincirinden boşanmışçasına ortamlara boca edilebildiği yerde, elbet neyin nereye kadar söylendiği konusunda ölçü pek tutmuyor.
Gökhan Özcan - Yeni Şafak
Kişiliğine takıp çıkardığı maskeler yüzünden artık kendini gördüğünde tanıyamıyor insanlar…
Eskiden bir kısım yazar sosyal konumları ya da siyasi sakıncaları sebebiyle müstear kullanırlardı. Başka bir sebeple ya da sırf zevk için kendilerini müstear isimlerle maskeleyenler olmuştur mutlaka. Ama yine de istisnai bir şeydi bu. Şimdi malum teknik ilerledi ve yaygınlaştı.
Bir kısım insanın kullandığı imkânlar artık herkesin emrine amade. Herkesin yazacak ve yayacak bir şeyleri var ve bunu hemen her saat, her dakika yapabiliyor. Engel olan da, söze liyakatin hesabını tutan da yok. Sözlerin böyle zincirinden boşanmışçasına ortamlara boca edilebildiği yerde, elbet neyin nereye kadar söylendiği konusunda ölçü pek tutmuyor. Daha doğrusu imkânları genele yayma stratejisinin temel önceliği de zaten herkesin dilediğini dilediği yere kadar söyleyebilmesi… Bu bir tür özgürlük esansı koklatıyor bu imkânları kullananlara. Peki, her şeyi herkesin içinde söylemenin sosyal, çevresel maliyeti ne olacak? Onun için de çare bulunmuş; isim yerine geçecek başka kelimeler bulunuyor. Kişiler kendi isimleri ve kimlikleriyle taşıyamayacakları lafazanlıklarını bu perdelenmiş kişilikler, maske isimlerle neredeyse sınırsızca içre edebiliyorlar. Yerine göre gerçek olamayacak kadar güzel, komik, iddialı, romantik, gizemli ve sair hal üzere gösterebiliyor üstelik kişileri takma kimlikleri, sahte isimleri. Bugün çeşitli ortamlarda seviyesi, çirkinliği, şiirselliği ya da ne bileyim cesareti tavan yapan ölçüsüz konuşkanlıkların zemini işbu ardına saklanma imkânı veren perdelenmiş kişiliklerdir. Yani tek tek şuuraltlarının toplumsal şuurüstünde kendini açığa vurmasından söz ediyoruz bir nevi. Normal hayatımızda yaşayıp giderken, yani ismimizle cismimizle kendimizken açığa vurmadığımız ayıplı taraflarımızı bedelsiz bir özgürlükle vitrine koyma imkânına sahip oluşumuzu, yeni teknolojilerin nefsimizle işbirliğini geliştirmesine borçluyuz, bunu bilelim.
“İnsan, en az kendi şahsında konuşurken kendisidir. Ona bir maske verin, size hakikati söyleyecektir” diyor Oscar Wilde.
Maskeli baloya dönüşmüş bir hayatı dikkatlerden kaçırmanın en etkili yolu, arada bir maskeli balolar düzenlemektir.
Bir de şunu düşünün; gerçeği kendinden gizleyemeyen bir yalan ne hisseder?
“Bir köpek yavrusunun bir kemik parçasını –sırf onu yeniden bulmanın hazzı için– bahçeye gömmesi gibi, biz de hakikati şiirlere, resimlere ve şarkılara gömüyoruz. Bazen, hakikatimizi nereye sakladığımızı hatırlamıyoruz. Hatta bazen, bulunacak bir hakikat olduğunu bile unutuyoruz. Bir süre daha bakınmaya devam ediyor, sonra sıkılıp vazgeçiyoruz. İşte o zaman, televizyonun karşısına kuruluyoruz. Ve işte o zaman, Bıngılülke’ye adım atmış oluyoruz” diye yazmış Yeni Zelandalı yazar Elizabeth Farrelly, ‘Mutluluğun Sakıncaları’ isimli kitabında. Alıntıdaki ‘televizyon’ sözcüğünü ‘herhangi bir ekran’ ile değiştirerek küçük bir güncelleme yapmak konunun vahametini daha da kapsayıcı hale getirecektir.
Bakıldığında bir yağmur damlası gibi içi dışından görülebilen insanlar da var.
“Bu nasıl saklambaç?” diye sordu meczup, “Kendinden saklanan ebeyi kim sobeleyecek?”
Tasarım ve Kodlama BEYRİBEY BİLİŞİM

Henüz yorum yapılmamış.