Güncel
Mesele sığınmacı sayısı değil bizim bakış açımız
Türkiye için Suriyelileri kabul etmenin hem ahlaki hem de inançlar açısından dini bir yükümlülük olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bekir Berat Özipek, Türkiye hem yüz ölçümü hem de nüfusu bakımından büyük bir ülke. Mesele sığınmacı sayısı değil, bizim bakış açımızın geniş olup olmaması." dedi.
Suriye’deki savaşın başladığı Mart 2011’den itibaren Türkiye kapılarını muhacirlere açtı. Evlerini, yurtlarını, geçmişlerini geride bırakarak, kapılarını açan Türkiye’ye sığınan Suriyeliler ilk günden beri gündemden hiç düşmedi. Bir kısım başımızın üzerinde yerleri var derken diğer bir kısım ise kapılarımızı açtığımız ilk günden beri hoşgörüsüz söylemler içerisine girdi. Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriyeliler’e vatandaşlık verilebilir açıklamalarından sonra derinleşen tartışmalar hakkında Medipol Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bekir Berat Özipek ile konuştuk.
Türkiye’deki Suriyeliler’e toplumumuz nasıl bir bakış açısıyla yaklaşılıyor? Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında yaşanan eski bir hikâye. İnsanlık tarihi boyunca bazı insanlar evlerinden, yurtlarından, geçmişlerinden, ailelerinden kopup dünyanın başka bir tarafına savrulmuşlardır. Savrulan bu insanlara bazı insanlar kol kanat germiş, kucak açmıştır; bazıları da haklarını ihlal etmiş, aşağılamıştır. Şu an bizler, binlerce kez tekrarlanmış bu hikâyenin 2000’li yıllarından bir kesitindeyiz. Türkiye toplumuna baktığımız zaman, mültecilere karşı merhametli, adaletli olan, onları anlamaya çalışan, onlarla dayanışma içerisinde olmamız gerekir, diyen bir grup var. Bir de Avrupa’daki Türkiye kökenli insanlara, Amerika’da siyahlara olduğu gibi ırkçı bir yaklaşımla bakan insanlar var. Aslında hayatı daha iyi yapmaya çalışan güçlerle onu daha da içinden çıkılmaz hale getirmeye çalışan güçler arasında bir gerilim yaşıyoruz. Çok şükür ki şu an da Türkiye’de, mültecilere karşı kol kanat geren, onlar bizim misafirimizdir başımızın üstünde yeri vardır, şeklinde ifade edebileceğimiz yaklaşım belirleyici ve kamu politikasını belirleyen de o.
Başımızın üstünde yerleri var
Egemen olan siyasi iradenin Suriye’den gelenlere karşı tutumu hakkında ne düşünüyorsunuz?
“Türkiye için sığınmacıları kabul etmek hem ahlaki bir ödev, hem uluslararası hukuktan kaynaklanan bir hukuki sorumluluk hem de inanlar açısından dini bir yükümlülüktür. Şu an sığınmacılara karşı “onların başımızın üstünde yerleri vardır” diyen yaklaşımın temsil ettiği siyasi irade egemen. Bu da mültecilerin çektikleri bütün sıkıntılara, acılara rağmen hayatlarını kolaylaştıran bir etmen. Ben de yaşadığım ülkede kırılgan gruplara karşı dayanışmayı, adaleti savunan bir birey olarak şu an bu kamu politikasının, siyasi iradenin egemen olmasından memnuniyet duyuyorum. İnsan olarak kendimi insan onuruna yaraşır bir dünyaya daha yakın hissediyorum.
Korkunç bir zulümden kaçarak ülkemize sığındılar
Suriyelilere vatandaşlık hakkı verilebileceği yönündeki açıklamadan sonra birçok görüş ortaya atıldı. Siz bu açıklamaları nasıl değerlendirirsiniz?
Bir gerçek var ki korkunç bir zulümden, bir diktatörden kaçarak bizim ülkemize sığınarak kendisini ve ailesini korumaya çalışan insanlar var. O diktatör orada egemen iken kısa vadede geri dönme ihtimalleri yok denecek kadar az. Onların burada yaşadıkları ve önemli bir bölümünün burada kalacağı gibi bir gerçek var artık. Dolayısıyla sığınmacıların yaşantısını hepimiz açısından kolaylaştıracak düzenlemelere ihtiyaç var. Vatandaşlık vermek bunlardan biri. Anlamlı ve değerli olduğu kadar gerçekçi olan da bu. Bu arada bazı hususların altını çizmek gerek; şu an 3 milyon Suriyeli burada diye 3 milyon Suriyeli’nin de vatandaşlık talep ettiğini düşünmemek gerekiyor. Bir kısmı çalışma hakkı, yerleşme hakkı ve benzeri şekilde hayatlarını kolaylaştıracak düzenlemeler istiyor iken, bir kısmı da Batı’da yaşamak istiyor. Yani tümünün vatandaşlık istemesi gibi bir durum yok. Ancak 3 milyonun da istediğini düşünelim; bu da meşrudur ve Türkiye’nin ekonomisini olumsuz yönde etkileyeceğine ilişkin kaygıların mantıklı, tutarlı ve iktisadi bakımdan da anlamlı bir temeli yoktur.
Türkiye ekonomisi bu durumdan olumsuz etkilenmeyecek diyebilir miyiz?
Bazıları çok basit bir şekilde 3 milyon kişinin sofraya ekleneceğini, onların hiçbir şey üretmeden, bir katkı sağlamadan, değer katmadan sofrada yer alacağını düşünüyor. Bu ekonomi bilmeyen, sosyoloji bilmeyen, toplumu, insanı tanımayan insanların basit ve yüzeysel yaklaşımı. Şöyle düşünmek daha doğru: Bizim 80 milyon nüfusumuz 3 milyon artacak; o da tümü vatandaş olursa veya olmayı isterse. Ama bir an için öyle farz edelim; gelenler aynı zamanda üretici olarak bu toplumda pastanın büyümesine katkıda bulunacak. Hali hazırda yaptıkları işlerle, bazı sektörlerle zaten bir canlılık sağlamış durumdalar. Geçenlerde bir kafeye gittim orada Arap kahvesi sattıklarını gördüm. Bunlar aslında kültürel çeşitliliği arttıran, kaybolan renklerden birine daha katkı sağlayan unsurlar. Cumhuriyet ile beraber tek renkli, tek boyutlu hale gelmiş olan toplumumuz belki de bir felaketin sonucu bile olsa o renklerden birine kavuşmuş oluyor.
“Kötülük sıradanlaştı”
Bütün bunların ötesinde özellikle ünlü bazı isimlerin diline yansıyan ayrımcı, ırkçı, utanç verici ifadeleri duyduğum zaman beşeri varoluşumuz adına üzülüyorum. Çok açık bir şekilde kötülüğü dile getirebildiklerini görüyorum. Bu bir düşünürün, “Kötülüğün sıradanlaşması” dediği olayın yansıması yaşadığımız.
Muhalefet parti liderlerinin Suriyeli mültecilere vatandaşlık verilmesi konusundaki tutumları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Tehcirden 100 yıl sonra bile İttihatçı Kemalist gelenek, fırsatını bulduğunda yeniden insanları evlerinden, yurtlarından koparıp tehcir edecek zihniyeti hâlâ içinde canlı tutuyor. Suriyeliler’e ev vermeyin, iş vermeyin, verenlerle selamı kesin diyen ırkçı, ayrımcı bir zihniyet bu.
Tarihin bize yüklediği sorumluluklar var
Tarihin bizlere yüklediği sorumluluklar vardır, coğrafyanın yüklediği sorumluluklar vardır, aynı apartmanda yaşamanın yüklediği sorumluluklar vardır. Eşinden şiddet görüp de kapınıza can havliyle koşan komşunuzu içeriye almamazlık edemezsiniz. Evinize aldığınız ilk andan itibaren de kapının önüne koymaya çalışamazsınız. CHP ve MHP’nin mültecilere karşı yaklaşımları, insan olarak sorumluluklarımızı engellememeli. Bu konu siyasi tarafgirliğin ötesinde değerlendirilmesi gereken bir konu. Aylan bebeğin o görüntüsü bazı meselelerin siyasette araç olarak kullanılmaması gerektiğini hatırlatmalı. Her şey siyaset aracı olarak kullanabiliyor bu ülkede; ancak dünyanın en savunmasız insanlarını, sığınmacıları bu konunun dışında tutmak gerek.
Suriyeliler’e vatandaşlık verilmesiyle ilgili açıklamalardan sonra muhalefet parti liderleri referanduma gidilsin şeklinde açıklamalarda bulundular. Bu konu referanduma taşınırsa sizce nasıl bir sonuç çıkar?
Mülteci meselesiyle ilgili aslında pek çok defa oylama yapmış durumdayız. Belki doğrudan vatandaşlık değil ama sığınmacılara yönelik birbirinden taban tabana farklı iki siyasa önerisi oylandı. Seçimlerden önce onları tehcir edelim, bu ülkeden gönderelim diyen alternatif ile onların başımızın üzerinde yeri vardır diyen alternatif yarıştı. Ve ikincisi kazandı. Dolayısıyla mültecilere verilecek hakları tek tek çalışma hakkı, vatandaşlık hakkı şeklinde referanduma götürmemiz gerekli olmayabilir. Genel olarak mültecilere yaklaşım tarzı son iki seçimde zaten oylandı ve daha insani olan yaklaşım kazandı. Dolayısıyla da mültecilere verilecek olan vatandaşlık hakkında ayrıca referanduma gidilmesi gerektiğini düşünmüyorum.
Bakış açımızı değiştirmeliyiz
Türkiye hem yüzölçümü hem de nüfusu bakımından büyük bir ülke. Burada mesele sığınmacı sayısının ne kadar fazla olduğu değil, önemli olan bizim gönlümüzün ve bakış açımızın genişliği. Bizler yaklaşımımızı, bakış açımızı değiştirirsek, bir felaket sonucu buraya gelmiş olan insanların yük olarak görülmemesi gerektiğini anlayabiliriz. Kendimizin de bir gün bu duruma düşebileceği ihtimalini de göz önünde bulundurarak hepimiz için hayatı daha yaşanılabilir kılacak bir perspektif ve yaklaşımı egemen kılmamız gerek.
Dilara Hut / Prof. Dr. Bekir Berat Özipek

Henüz yorum yapılmamış.